YAŞAM SEVGİYLE BAŞLAR

10 Ocak, 2026

SALINCAKTAKİ KIZ

 

SALINCAKTAKİ KIZ
 
Çıraklık dönemlerinde ben de onunla sallanırdım; gamsız kedersiz…
 
O sallandıkça, ona dokunmak için mutlaka bir bahane bulurdum. Merhum babam Mazhar Sakman, her seferinde çalıştığı tezgâhtan başını kaldırır gözündeki pertavsızı çıkarmadan bana bakardı. Bir şey demezdi ama “ben kuş uçurma” dediğini anlardım.
 
Buradaki kuş, işine bak anlamındaydı. Değilse “kuş vardı da uçurmadık mı” deme şansım yoktu; çünkü guguklu saatlerdeki kuşları çoktan uçurmuştum…





 
O kadar gamsızdı ki sanki dünyayı salıncağın ucuna takmış sallanıyordu. Oldukça neşeli bir kızdı; gece gündüz, yaz kış, yağmurda karda asla sallanmaktan vazgeçmiyordu. Nasıl sallandığını en sonunda çözmüştüm; kurmak gerekiyordu. O sallandıkça zemberek boşalıyordu ama tükenen ömürler oluyordu…
 
Keşke, babamın Tevkifiye Caddesi’ndeki o merdiven altındaki dükkânda hep çırak olarak kalsaydım… Çok mutlu günlerimdi, ne vardı da büyüdük sanki!
 
O sallanan kıza bakıp ne hikâyeler kurmuştum… Lambadan çıkan cin… yok, istemem ama uyuyan bir prenses olsaydı… Sallandıkça uyanırdı belki…




 
Sonra çevremizde sarraflar çoğaldıkça; onlar çoğaldıkça bizler, zanaatkârlar azaldık… Onlar kadar kira ödememiz mümkün değildi. Bir eylül ayında, hazan mevsiminde dükkânı boşaltmak zorunda bırakıldık. Size bu hüznü anlatamam, tarifi yok… O hengâmede nereye kaçtı bilmiyorum sanki hikâyeden kaçan başrol oyuncusu gibi sır oldu…
 
O dükkândan sonra babamın bedenini bırakmasından ve bendenizin de birkaç dükkân değiştirmesinden; İstanbul Caddesi’nde bir yıl sonra Türbe Caddesi’nde geçen uzun uzun yıllardan sonra (tam tamına 22 yıl) pilli saatlerin yaygınlaşmasıyla, yıllardır ekmek yediğim mesleğimi, saatçiliği bırakmaya karar vermiştim.
 
Bu kaçıncı hüzündü; yine bir başka eylül hüznünde dükkânımı boşaltırken, o sallanan kız çıkageldi…
 
Belli ki saatini yitirmişti sallanmıyordu ama hâlâ hayat doluydu. Tozlanmıştı. Uzun zamandır sallanmadığı her halinden belli oluyordu. Dükkânı boşaltmanın hüznü, yerini eski bir dosta kavuşmanın heyecanına bırakmıştı…
 
O, salıncaktaki kız bende hâlâ duruyor: eski zaman masallarından efsunlarla gelen bir hatıranın izlerini taşıyor. İkimizden başka bir tanığı yok bu dostluğun… Ben ölünce o sallanmasa da o günlerin anısını yaşatmaya devam edecek…
 
Geçtiğimiz günlerde bir benzeri, internette yapılan bir mezatta karşıma çıktı…
 
Bir kanadı kırık bir kuş gibiydi; ilgiye ve sevgiye muhtaç bir haldeydi. Bu tamir değildi; eski bir dosta yıllar sonra rastlayıp hal hatır sormak, yaralarını sarmak, acılarını paylaşmak gibiydi.




 
Ve şimdi oyuncağına hasret kalmış çocuk sevinçleriyle, çalışma odamı sallanarak şenlendiriyor…  Aslında onunla ben sallanıyorum:
 
Bu dünyanın gelmişine geçmişine…
 
TAHİR SAKMAN




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumlarınız kişisel haklara ve yasalara uygun olmalıdır, yorumlarınızdan dolayı sorumlu olacağınızı lütfen unutmayınız.