SALINCAKTAKİ KIZ
SALINCAKTAKİ
KIZ
Çıraklık
dönemlerinde ben de onunla sallanırdım; gamsız kedersiz…
O
sallandıkça, ona dokunmak için mutlaka bir bahane bulurdum. Merhum babam Mazhar Sakman, her seferinde
çalıştığı tezgâhtan başını kaldırır gözündeki pertavsızı çıkarmadan bana
bakardı. Bir şey demezdi ama “ben kuş uçurma” dediğini anlardım.
Buradaki
kuş, işine bak anlamındaydı. Değilse “kuş vardı da uçurmadık mı” deme şansım
yoktu; çünkü guguklu saatlerdeki kuşları çoktan uçurmuştum…
O
kadar gamsızdı ki sanki dünyayı salıncağın ucuna takmış sallanıyordu. Oldukça
neşeli bir kızdı; gece gündüz, yaz kış, yağmurda karda asla sallanmaktan
vazgeçmiyordu. Nasıl sallandığını en sonunda çözmüştüm; kurmak gerekiyordu. O
sallandıkça zemberek boşalıyordu ama tükenen ömürler oluyordu…
Keşke,
babamın Tevkifiye Caddesi’ndeki o merdiven altındaki dükkânda hep çırak olarak
kalsaydım… Çok mutlu günlerimdi, ne vardı da büyüdük sanki!
O sallanan
kıza bakıp ne hikâyeler kurmuştum… Lambadan çıkan cin… yok, istemem ama uyuyan
bir prenses olsaydı… Sallandıkça uyanırdı belki…
Sonra
çevremizde sarraflar çoğaldıkça; onlar çoğaldıkça bizler, zanaatkârlar azaldık…
Onlar kadar kira ödememiz mümkün değildi. Bir eylül ayında, hazan mevsiminde
dükkânı boşaltmak zorunda bırakıldık. Size bu hüznü anlatamam, tarifi yok… O
hengâmede nereye kaçtı bilmiyorum sanki hikâyeden kaçan başrol oyuncusu gibi
sır oldu…
O
dükkândan sonra babamın bedenini bırakmasından ve bendenizin de birkaç dükkân
değiştirmesinden; İstanbul Caddesi’nde bir yıl sonra Türbe Caddesi’nde geçen uzun
uzun yıllardan sonra (tam tamına 22 yıl) pilli saatlerin yaygınlaşmasıyla, yıllardır
ekmek yediğim mesleğimi, saatçiliği bırakmaya karar vermiştim.
Bu
kaçıncı hüzündü; yine bir başka eylül hüznünde dükkânımı boşaltırken, o
sallanan kız çıkageldi…
Belli
ki saatini yitirmişti sallanmıyordu ama hâlâ hayat doluydu. Tozlanmıştı. Uzun
zamandır sallanmadığı her halinden belli oluyordu. Dükkânı boşaltmanın hüznü,
yerini eski bir dosta kavuşmanın heyecanına bırakmıştı…
O,
salıncaktaki kız bende hâlâ duruyor: eski zaman masallarından efsunlarla gelen bir
hatıranın izlerini taşıyor. İkimizden başka bir tanığı yok bu dostluğun… Ben
ölünce o sallanmasa da o günlerin anısını yaşatmaya devam edecek…
Geçtiğimiz
günlerde bir benzeri, internette yapılan bir mezatta karşıma çıktı…
Bir kanadı
kırık bir kuş gibiydi; ilgiye ve sevgiye muhtaç bir haldeydi. Bu tamir değildi;
eski bir dosta yıllar sonra rastlayıp hal hatır sormak, yaralarını sarmak,
acılarını paylaşmak gibiydi.
Ve
şimdi oyuncağına hasret kalmış çocuk sevinçleriyle, çalışma odamı sallanarak
şenlendiriyor… Aslında onunla ben
sallanıyorum:
Bu
dünyanın gelmişine geçmişine…
TAHİR
SAKMAN
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorumlarınız kişisel haklara ve yasalara uygun olmalıdır, yorumlarınızdan dolayı sorumlu olacağınızı lütfen unutmayınız.