TAHİR SAKMAN
YAŞAM KÜLTÜR SANAT EDEBİYAT
28 Ekim, 2026
23 Ekim, 2026
PAŞA CAMİ AVLUSUNDA
PAŞA CAMİ AVLUSUNDA
Geçtiğimiz aylarda kadim dostlarımın müzikli sohbetine
katıldım.
Uzun yıllardan beri birçok türkü programına birlikte
imza attığımız dostlarımız; divan saz ve solist Hamdi Özdinasti, kanuni Selman
Seğmenoğlu, udi Süreyya Çolak ve daha birçok, Konya türküsüne gönül vermiş arkadaşlarla
30 yılı aşkın bir süredir birçok program yaptık ve sanırım pek çok türkümüz bu
sayede günyüzüne çıktı ve en azından genç Konyalıların ilgisini de çekmeye bu
sayede muvaffak olduk.
Geçtiğimiz yaz aylarında, Yazarlar Birliği Konya Şubesi’nde
“Hikâyeleriyle Konya Türküleri” programı için prova yaparken kanuni Selman
Seğmenoğlu’nun taksiminden sonra Hamdi Özdinasti eşliğinde udi Süreyya Solak
bir türkü okumaya başladı:
Paşa Cami avlusunda namazımı kılsınlar
Güveylik elbisemi de başucuma koysunlar
Öldüğümün haberini annemgile salsınlar
Yaşım
küçük aklım büyük nasıl sual edeyim
Karanlık
yerler altına ben de nasıl gireyim
Mezarımı derin kazın derin kazın bol olsun
İki taşın arasında lale sümbül gül olsun
Ben ölürsem ahbaplarım yarenlerim sağ olsun
Yaşım
küçük aklım büyük nasıl sual edeyim
Karanlık
yerler altına ben de nasıl gireyim
İnsanın içine oturan bu sözlerin arkasındaki yanık ezgiler,
bir yaşanmışlığın bir dramın gözyaşları gibiydi… Etkilenmemek elde değildi; tüm
türkülerimizde olduğu gibi bu türkümüzde de yaşanmışlıklar ön plana çıkıyordu.
Türkünün; Konya, Sarayönü türküsü olduğunu ısrarla
anlatıyordu Süreyya dostumuz hatta türküyü, 1967 yılında yapılan bir kayıttan
geçtiğini, kaydın Sarayönü’nde çiftçilik de yapan ve güzel türkü söyleyen “Yirik”
lakaplı bir yerel sanatçımıza ait olduğundan söz ederek Sarayönü’nde de “Yeni
Camii” olduğunu da ısrarla vurgulamıştı…
Yüreklerimizi dağlayan bu yanık türkünün varyantları,
ülkemizin birçok yöresinde okunmaktadır. Türkü, “Yeni cami avlusunda namazımı
kılsınlar” diye başlayan Rumeli türküsüdür. Yeni Cami. Sarayönü’nde Paşa Cami
olmuştur ama yanık ezgisi yürekleri dağlamaya devam ederek, Rumeli’de kaybettiğimiz
toprakları ve göçlerin feryadını duyurmaya devam etmektedir.
Türkü birçok yöremizde söylenmekte hatta Ankara yöremizde
türküyle ilgili bir de aşk hikâyesi anlatılmaktadır. Aslında tüm bunlar,
türkülerimizin nasıl iç içe geçtiğinin ve acıların nasıl paylaşıldığının da bir
başka göstergesidir.
Çok geniş bir coğrafyada yaşanmışlıkların bir şekilde
özellikle “âşık askerler” eliyle taşınmasıdır.
Biz türkülerimizi söylemeye devam ediyoruz, sizlerin de
ecdat yadigarı türkülerimizi dinlediğinizden hiç kuşkum yok… Folklorcu dostlarıma;
Süreyya Solak, Selman Seğmenoğlu ve Hamdi Özdinasti’ye emekleri için teşekkür
ederken, geçtiğimiz günlerde bypass ameliyatı geçiren sevgi Hamdi Özdinasti kardeşimize
de acil şifalar diliyorum. (Kendine iyi bak Hamdi, daha söylenecek çok türkü
var…)
Çin Denizi’nden, Adriyatik kıyılarına… tüm türküler
bizimdir…
TAHİR SAKMAN
21 Ekim, 2026
MUHACİR PAZARINDA ROMAN AKŞAMLARI
MUHACİR PAZARINDA ROMAN AKŞAMLARI
13. Konya Kitap Günleri'nde, çocukluğumun bir bölümünü geçirdiğim ve bende büyük izler bırakan Muhacir Pazarı'nı anlattıktan sonra mahalleye ithaf ettiğim "Muhacir Pazarı'nda Roman Akşamları" isimli şiirimi okumuştum.
Video kaydı için Fatma Şeref Polat'a teşekkür ederim.
TAHİR SAKMAN
SÖYLEŞİDEN KARELER
Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen 13. Konya Kitap Günleri'nde yaptığım söyleşiden enstantaneler...
Fotoğraflar için; Hasan Karaca, Vural Kaya, Bayram Sarıtaş, Fatma Şeref Polat ve kız kardeşim Vesile Güzeloğlu'na teşekkür ederken, ilgiyle dinleyen tüm dostlara da sevgilerimi sunarım.
TAHİR SAKMAN
15 Ekim, 2026
YARINA KAÇ VARSA
YARINA KAÇ VARSA
Burası, benim kendimi kapattığım fildişi kulelerim, cam
fanuslarım…
Sizin dünyanız buraya asla giremez… Burası;
saatlerimle, şiirlerimle, plaklarımla sadece bana ait bir dünya…
Bazen eski bir saatin tik taklarını yeniden duymanın
hazzını yaşadığım yer… Bazen de eski bir şarkının notaları arasında kaybolduğum
yer…
Bu oda benim mabedim; kendi kutsalımla baş başa,
yalansız, her türlü riyadan uzak sadece ben ve kendim…
Kitaplarımla gönül gönüle, gözlerimin izin verdiği
ölçüde okuyabilsem de orada olduklarını bilmenin huzuru… onların saf enerjisini
kalbimin derinliklerinde duymanın hazzı…
Yazılarımı yazdığım, şiirlerimi söylediğim ve en çok da
kendime sığındığım sığınağım…
Bu oda benim keyfim… Kahyası hiç olmadı, özgür, asi…
Ya kasetlerim? Eski dostlarım onlar; gökyüzüne serpilen
notaların çığlıkları… Bazen sarsalar da… hayat yeniden sarılamıyor değil mi? Köşeli
kurşun kalemle, kasetleri sardığımız gibi hayatlarımızı da yeniden sarabilseydik?
Sahi, sarmayı ister miydiniz, şöyle ilk gençliğimize
doğru, hangi yıllara gitmek isterdiniz, 80’ler, 90’lar… Milenyumdan sonra
bozuldu her şey…
Duvarda babamın 12 tellisi ve tamburu, eski günlerin ihtişamıyla gururlu ve gelecekte olası bir "Sakman"ın tellerine ses vereceğinin özleminde... Babaannem Vesile Hanım'ın, babamın ve benim fotoğraflarım... Kız kardeşim ressam Vesile Güzeloğlu'nun yaptığı resimler... babam yeniden gelip 12 telliye can verecekmiş gibi...
İlk pikabımızı annem, benim sünnetimde takılan paralarla
almıştı, para yetmemiş babam tamamlamıştı… Tevkifiye Caddesi’nde “Çalışır Ticaret”
vardı, dikiş makinesi satardı ağırlıkla… Kâmil Çalışır ağabeyden alıp bir hevesle
evdeki radyonun girişine takıp aynı plağı onlarca kez dinlemiştik…
Sonra plaklarımız çoğaldı… Yüksel Özkasap, Bedia
Akartürk, Neşet Ertaş… Orhan Gencebay çok sonraları…
Yine plak dinliyorum… gençlik heyecanlarım beni hiç terk
etmiyor; Erkin Koray, Nilüfer, Ajda Pekkan, Müzeyyen Senar, Cem Karaca, Kamuran
Akkor, Zeki Müren, Safiye Ayla…
Fanuslu saatlerin fanusları arasında zamanın öncesini
ve sonrasını dinliyorum…
Ben ve kendim, tek başına… “Tek başına” diyor Erkin
Koray sonra Vedat abimin kasetleri, cd’leri… “Yalnızlığım” diyor abim sonra
Zuhal Olcay “Yaşamak zorunda olduğum beraberliğim…” “ İlla sevdim” diyor bir
Vedat Sakman bestesinde Leman Sam…Ama favorim Kaptan’ın sözleriyle “Ayrılık da
sevdaya dahil…” Acılar da dahil mi usta?..
Bu dünyayı ben kurdum; hüküm benim ama söz söylemek,
plaklarda yaşayan sanatçıların; önlerinde saygıyla eğiliyorum…
Fonda Orhan abi “Rüyam hülyam benim dünyam” diyor…
Ama en çok da abimin sesi yükseliyor Nazım’ın
sözleriyle “Odada ikimiz” diyor; ben ve kendim…
Hükümran olan aslında sanatçılarımız, yazarlarımız, şairlerimiz,
iyi ki odamı doldurdular ve ben asla yalnız değilim…
Fildişi kulelerim, cam fanuslarım ve ben; “Odada ikimiz…”
Asla yalnız değilim; ben ve kendim hep baş başa, anıların ışığında yarına kaç
varsa artık…
TAHİR SAKMAN
13 Ekim, 2026
ÜÇ MAHALLE BİR ŞEHİR
ÜÇ MAHALLE BİR ŞEHİR
Önümüzdeki günlerde 16-25 Ekim tarihleri arasında Konya Büyükşehir Belediyesi’nin, Selçuklu Kongre Merkezi’nde düzenleyeceği “13. Konya Kitap Günleri”nde bendeniz; 19 Ekim 2016 tarihinde sat 15.00’de bir söyleşi gerçekleştireceğim.
Konu tabii ki Konya... aslında sürpriz olsun diyordum ama dayanamadım:
"Üç mahalle bir şehir" başlığı altında çocukluğumun geçtiği "birbirine taban tabana zıt" üç mahalleyi anlatacağım.
Süremiz çok kısıtlı, ne kadar sığdırabilirsem artık... Bu nedenle dostlarımızın geç gelmemesini öneririm; çünkü aynı saat aralığında iki yazar arkadaşımız daha var ve sadece 20'şer dakika konuşabileceğiz.
Bütün dostları bekliyorum.
TAHİR SAKMAN
12 Ekim, 2026
SELÇUKYALI ŞAİRİN ONUR GÜNÜ
SELÇUKYALI ŞAİRİN ONUR GÜNÜ
Geçtiğimiz hafta sonu; Selçukya’nın büyük şairi, “’Âşıkların
babası” Feyzi Halıcı üstadımın 9. ölüm yıl dönümü nedeniyle düzenlenen anma
toplantısı vardı…
Gözlerim bu nedenle maziye kaydı gitti… Yıl 1999… 6
Aralık günü Feyzi abinin yetmiş beşinci doğum günü nedeniyle “Türk Dil Kurumu”
tarafından düzenlenen “Feyzi Halıcı Sanat Şöleni”ni izlemek üzere Yeni Gazete
Genel Yayın Yönetmeni merhum Yalçın Dikilitaş ve merhum Sefa Odabaşı ile
birlikte yollara düşmüştük.
Sadece ben de değildim elbette; bu müstesna günde Feyzi
Halıcı dostları, Seyit Küçükbezirci, Fuat Önder, Mehmet Ceylan, Av. Ahmet Ergun
ve muhterem eşi, Ferzande Işık ve daha birçok isim bu kıvanca ortak olmuştu…
Muhteşem bir programdı… Prof. Dr. İsmail Parlatır’ın
yönettiği program, izleyenleri başka diyarlara; bir şairin gönül diyarına alıp
götürmüştü… Bir şaire ancak böylesi yakışırdı ve Feyzi abi elbette daha iyilerini
de hak ediyordu. Çok hayıflanmıştım; böyle bir programı Konya’da yapamadığımız
için…
Dönüşte, programı anlatan “Selçukyalı Şairin Onur Günü”
başlıklı bir yazı kaleme almış ve çektiğim fotoğraflarla birlikte Yeni Gazete’nin
son sayfasında 10 Aralık 1999 tarihinde yayımlamıştım.
Şehrimizde birçok kültür merkezi var, Feyzi abinin şehre
yaptığı hizmetlerin anısına neden bir tanesine ismi verilmez anlamış değilim. Oysa
o tekmil Konya’ydı; şiiriyle, etkinlikleriyle unutulmaz değerler üretti. “Âşıklar
Kars’ta doğar, Konya’da meşhur olur” sözü, onun şehre ve Türk Dünyasına kazandırdığı
Konya Âşıklar Bayramı’nın bir tecellisidir.
Bir daha bir Feyzi Halıcı gelmeyecek ama şiirleri, âşıkların
dilinde kıyamete dek hatırlanacak. Bulutların üzerinde sema yapan semazenlerin
izlerinde hatırlanacak…
Ruhun şad olsun üstadım, sen müsterih ol; Konya toprağı
seni bağrında sararken, şiirlerin Konya semalarında hep terennüm edilecek…
Not: Anma programının yapıldığı Karatay Kültür Merkezi oldukça
güzel bir yapı ama aynı şeyi ses tesisatı için söylemek mümkün değil. Ses
içerde dönüyor, çok yankı yapıyor, tesisatı kullanma imkânı yok. Mikrofondan ne
söylenildiği asla anlaşılmıyor. Salonun akustiğini düzeltmek zor olmasa gerek. Karatay
Belediyesi’nin ilgili müdürlüğü bu işe bir el atmalı…
TAHİR SAKMAN
09 Ekim, 2026
KEDİSİYLE GÖMÜLEN SULTAN
KEDİSİYLE GÖMÜLEN SULTAN
Bu Konya çok enteresan bir şehirdir; dünyanın hiçbir yerinde
göremeyeceğiniz renkleri burada görebilirsiniz…
Siz nasıl görmek isterseniz, kendisini size öyle
gösteren bir şehirdir.
Bu şehirde binlerce yüz vardır ve her yüzünü görmek
kolay değildir; bu şehir kendini gizler. Efsunlu aynaların ardına saklanan sırlarla
dolu… aslında sır değildir aynaların ardındaki; siz göremediğiniz için sırdır…
Her taşın altında can kokuları vardır. Dünyanın hiçbir
yerinde göremeyeceğiniz duygular arıyorsanız, bu şehir tam size göredir, de…
Peki, siz bu şehre göre misiniz?
Dünyanın belki de ilk ve tek aşçı türbesi (Ateşbaz Veli) buradadır. Bu;
yemekten kastın mide şişirmek olmadığını, ibadet ve taat için güç kuvvet
gerektiğinin mutasavvıflarca ifadesidir.
Her ne kadar şimdilerde “Tavus Baba” denilse de Hz. Pir’in
müritlerinden önce “Çengi Tavus” olup sonra Pir’in eteğine tutunarak dünyadan
el etek çeken “Tavus Ana”nın türbesi de bu şehirdedir.
Dünyada başka bir şehirde var mıdır bilmiyorum ama bu
şehirde öldükten sonra yanı başına kedisinin gömülmesini isteyen, Konyalının taktığı isimle "Pisili Sultan"ın türbesi de buradadır.
Hz. Mevlânâ döneminde yaşayan Pir Esat, zamanının
ulularındandır. Kedileri sevmenin Peygamber sünneti olduğunu bilincinde olarak ve
Hz. Peygamberin söylediği varsayılan; “Kedi sevmek imanın kemalindendir” (Aclûnî,
Keşfü’l-ḫafâʾ (nşr. Ahmed el-Kalâş), Beyrut 1405, I, 415.) (Kaynak: https://islamansiklopedisi.org.tr/pir-esad-kulliyesi)
sözü gereği kedilere olan sevgisi öylesine büyükmüş ki öldüğü zaman kedisinin
de yanı başına gömülmesini vasiyet etmiş.
Pisili Sultan, mezarının yanı başına gömülen, üzerine
sanduka yapılan kedisiyle yatmakta ve patili dostlarımıza asırlar öncesinden
sevgilerini sunarken, gördüğü kedilere hor davranan insanlara da ince bir mesaj
vermektedir.
Türbenin bakımsız hali ise içler acısıdır. Bahçedeki
mezarlar tarumar edilmiş ve çevresine pazar günleri kurulan “bit pazarı”
artıklarıyla hazin bir işgale uğramıştır. Bir kitabesi bile yoktur. Üzülmemek
elde değildir, nasıl gözden kaçmıştır bilinmez ama eğer türbe yeterli ilgiyi
görüp tanıtımı yapılırsa hayvanseverlerin de ilgi odağı olacaktır.
Pisili Sultan, patili dostuyla koyun koyuna yatarken…
lisanı hal ile bizlere çok şey söylemektedir…
İşte bu; şehrin bir başka hoşgörü ve merhamet yüzüdür.
Şehri keşfetmek isterseniz ve kalbinizi yaşamın başka bir rengine açmak isterseniz
Pisili Sultan, kedisiyle sizi beklemektedir…
Fotoğraflar: Tahir Sakman
TAHİR SAKMAN
@Konya Valiliği
@Konya Büyükşehir Belediyesi
@Karatay Belediyesi
@Vakıflar Konya İl Müdürlüğü
@Konya Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü
07 Ekim, 2026
"OKUMADIĞIN GÜN KARANLIKTASIN"
"OKUMADIĞIN GÜN KARANLIKTASIN"
Son dönemde paylaşımlarımı epey azalttım; belki de
kendimi kapattım, resetlenmeye ihtiyacım var belki!.. Ortalık malum; bu toz
duman içinde ferman okunmaz!
Çok da boş durduğum söylenemez aslında; geçtiğimiz
günlerde Yazarlar Birliği Konya Şubesi’nin, Karatay Belediyesi ile birlikte
düzenlediği “15. Uluslararası Mevlâna Şiir Şöleni”ne katıldım. Uzun bir aradan
sonra topluluk önünde şiir okumak güzeldi ama bir o kadar da hüzünlüydü benim
için; çünkü Filistinli çocuklara ithaf ettiğim şiir, bir insanlık dramını, bir
soykırımı konu almıştı…
Birliğin, Konya Şube Başkanı Sayın Ahmet Köseoğlu’nun,
şehir kültürüne siyasi yaklaşımların ötesinde yaklaşan tavrı onu daha da
başarılı ve özel kılıyor. Yeni kitabını; “Kendini Bulan Şehir”i takdim
etmesinden büyük mutluluk duydum, ilk fırsatta onu da yazacağım. Sayın Köseoğlu’yla
bizim hukukumuz kırk yıla dayanır. Zor günlerimde yanımda olan insanlardan bir
tanesidir. Bu nedenle bende yeri daima ayrıdır.
Şiirin, ateşten gömlek olduğu zamanımızda Karatay
Belediyesi’nin de şiire sahip çıkması tüm takdirlerin ötesindedir, Karatay Belediye
Başkanı Sayın Hasan Kılca’ya; şiire, edebiyata verdiği destekten dolayı da ayrıca
teşekkür ederim.
Önümüzdeki günlerde 16-25 Ekim tarihleri arasında Konya
Büyükşehir Belediyesi’nin, Selçuklu Kongre Merkezi’nde düzenleyeceği “13. Konya
Kitap Günleri”nde bendeniz; 19 Ekim 2016 tarihinde sat 15.00’de bir söyleşi gerçekleştireceğim.
Konu tabii ki Konya olacak ama bu sefer farklı bir şey yapmayı planlıyorum, bu
nedenle konu size sürpriz olsun, bütün dostları bekliyorum.
TAHİR SAKMAN
28 Eylül, 2026
İNSANLIK AĞARMAZ
Karatay Belediyesi ve Yazarlar Birliği Konya Şubesi tarafından düzenlenen ve bu yıl 26 Eylül 2026 tarihinde 15.'si gerçekleştirilen Uluslararası Mevlâna Şiir Şöleni'nde yaptığım kısa konuşma ile okuduğum şiiri paylaşıyorum.
Programın tamamını izlemek isteyenler Youtube'tan Yazarlar Birliği Konya adresinden izleyebilirler.
Bir
Konya çocuğu olarak; Huzur-u Pir’de, Hz.
Pir’in asitanesinde, mutasavvıf bir hakikat şairinin, gönül erinin huzurunda ve
hemen yanı başımızda merkadi bulunan üstadım Âşık Şem’i'nin huzurunda şiir
söylemekten ar ederim; ancak Filistin’de yaşanan ve bir soykırıma dönüşen
insanlık dramına da sessiz kalamazdım.
Yıllar
önce bir Kudüs seyahatimde El Halil’de okul çıkışı küçücük çocukların attığı
cesur taşlar ve İsrail askerlerinin sıktığı çaresiz mermiler bendenizi çok
etkilemişti. O küçük taşlar öylesine büyüktü ki bir gün bu feryadı duymayan
“tek dişi kalmış canavarlar” bu ağır taşların altında ezileceklerdir.
Hz.
Pir’in ve Âşık Şem’i’nin manevi aflarına sığınarak Filistinli çocuklara ithaf
ettiğim bir şiiri takdirlerinize sunuyorum.
İNSANLIK
AĞARMAZ
-filistinli
çocuklara-
el
aksa ağarır gün ağarmaz
harem’de
sabah yoktur
filistin
sürgündür kendine
ve
çocuklar ebabil kuşları
yürekleri
büyük
taşları
daha da büyük
ağır
mı ağır yüreğimde
batı
şeria’da el halil’de gazze’de
çocuk
taşlar duadır / gökyüzünde
duvarların
ardında saklı
insanlık
kan revan
utançtır
esarettir umutlar yasaklı
filistinli
yaşamak keskin bir bıçaktır
ağır
müslümanlar ağır uykularda
oysa
güvercindir çocuklar uyumaz
özgürlük
türküsüdür yalın ayak
hasretle
titreşen derin sularda
kubbet-üs
sahra ağarır
insanlık
ağarmaz
muallak
taşı gibi duygular ayakta
bir
mermi ilişir gözüme
adresi
belli değil
bir
silah patlar
insanlık
öldü mü ne
ezanlar
ağarır gün ağarmaz
özgürlüktür
barıştır yükselir yücelerde
filistinli
çocukların erişeceği yerde
TAHİR
SAKMAN
09 Eylül, 2026
ATA’MIZA MİNNETLE
ATA’MIZA MİNNETLE
Bugün güzel İzmir’imizin kurtuluş günü…
Bir başka ifadeyle; yedi düvelle savaşan Türk’ün, içerdeki ve dışardaki
düşmanlarını, şanlı Türk süvarilerinin atlarının nallarında çakan şimşeklerle
denize döktüğü günün 104. yıl dönümü…
Sadece Yunan değildi; tüm lojistik desteğiyle İngiliz’i de yenmişti
kahraman ecdadımız…
O gün Türk süvarilerinin atlarının nallarında çakan şimşekler; günümüzde
de yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor…
Yüce Atatürk’e, silah arkadaşlarına ve tüm şehitlerimize minnet ve
şükranlarımızı sunuyor, rahmetler diliyoruz.
TAHİR SAKMAN
07 Eylül, 2026
TÜRKÜLERİN ÇAĞRILDIKÇA YAŞARSIN!
TÜRKÜLERİN ÇAĞRILDIKÇA YAŞARSIN!
32 yıl önce bugün, türkü dolu dünyasını bizlere emanet
ederek aramızdan ayrıldı; Konya türküleri altın zincirinin son halkalarından babam
Mazhar Sakman…
Ah sevgili babacığım; sanki yaz, kış üzerinden
çıkarmadığın pardösünü ve yeleğinin cebinden sarkan altın kösteğini sallayarak çıkıp
gelecekmişsin gibi…
Kadı biçimi, çift taraflı astarlı pantolonunla, başından
hiç çıkarmadığın takkenle şu köşeden çıkacakmışsın gibi…
Konya türkü kültüründe bıraktığın derin izleri yüreğimizde
taşıyoruz ve babaannem Vesile Hanım'ın açtığı sanat yolunda; müzisyen abim Vedat, ressam kız kardeşim
Vesile ve ben naçizane geleceğe emanet ettiğim şiirlerimle, yazılarımla,
kitaplarımla sürdürmenin onurunu yaşıyoruz.
Ah babacığım, sen gelmeyeceksin biliyoruz; belki de bizim
sana gelme vaktimiz yaklaşmıştır, kim bilir?
Ruhun şad olsun, türkülerin çağrıldıkça yaşayacaksın…
TAHİR SAKMAN
15 Ağustos, 2026
YOKUŞLARDA ŞİİR SÖYLEMEK
tanik.net'teki yeni yazım:
TAHİR SAKMAN - YOKUŞLARDA ŞİİR SÖYLEMEK
YOKUŞLARDA ŞİİR SÖYLEMEK
/güvendiğimiz dağlara kar yağmıştır
yetmemiş üstüne bir de har yağmıştır/
“Siyaset” üzerine bir şey söylemeye gerek olmadığını bir kez daha
anladım. Üzgünüm, hayal kırıklıklarım bana kalsın… O halde şimdi şiir söylemek
lazım, bana yakışan da bu olmalı…
YOKUŞ YUKARI AKŞAMLAR
kırık plaklardan dökülen
notaları toplardım sizin için
yalnızlıkları suya serper
yıldızlara yazardım aşklarınızı
var mıydı var mıydınız
kaçınız kaç ederken sustunuz
sevmeyi unuttunuz elleriniz yaslı
gözleriniz ıslak yalanlar söylerdi
bir ben bilirdim sizi
bir de yokuş yukarı akşamlar
nefesiniz küstüğünde
sesinize renk katardım
süslü acılarınız
kırılmış mevsimlerde görülürdü
bahar sizin için bir mevsim
benim için yaşamdı
gidin şimdi ah ettiğiniz illere
bulduğunuz aynalara bakmayın
kırım kırım kırılırsınız
siz satın bulduğunuz her şeyi
/nasılsa şairler alacak
yitirdiklerinizi bir bir geri/
TAHİR SAKMAN
09 Ağustos, 2026
DOMATES BİBER TANDIR EKMEĞİ
tanik.net'teki yazım:
TAHİR SAKMAN - DOMATES BİBER TANDIR EKMEĞİ
DOMATES BİBER TANDIR EKMEĞİ
Hani, şu kolayı boykot edip yerlere döktüğünüz kadar İsrail tohumlarını
da boykot etseydiniz, bunlar başımıza gelmeyecekti!..
Bizim, Konya’da “yirli” dediğimiz o canım; ince kabuklu, mayhoş,
yedikçe yenilen, tadına doyulamayan “domatis”lerimiz, “domata”larımız
kaybolmayacaktı… Acaba ne kadar yerli ve milliyiz?..
Şimdi gençler ne bilsin; cam kenarlarında, bilmem kaçıncı kattan, hayatı
uzaktan seyrediyorlar, hiç “avar” yapmadılar ki? “Mandal”ın başına varıp…
mandal ne onu da bilmezler, onların değil bu kabahat; bizim… (Avar: çeşitli sebze
yetiştirmek. Mandal: Sebze ekili alanın bağımsız bölümleri...)
Mandalın başına varıp elinizde -haydi geçtim o anamın yaptığı tandır
ekmekten- fırından aldığınız bir somun ekmekle -bu arada tuzu unutmayın-
Konya’nın meşhur domatesini yediniz mi? Özellikle sabahları mis gibi havaya
karışan domatesin kokularıyla, ciğerlerinizi bayram ettirdiniz mi?
Sadece domates de değil elbette; üzerine şiirler söylediğim “baldan
tatlı”, “sırat köprüsünden ince” Konya’nın kıl biberlerini de dalından,
elinizle ve olabildiğinizce nazik olarak koparıp yemediniz ki?
Üzerine cila yapar gibi mis kokulu salatalıklarımızı dikine kesip,
tuzlayıp…
Hele hele gençler, nereden bilsinler ki gözlerini açtıklarından beri
aynı yavan şeyleri görüyorlar: Bayatlamış sloganlar, pahalılık, sosyal
adaletsizlik, mahalle baskısı; “o ne der, bu ne der, şu ne der” çekincesi
yüzünden sürekli “kısıtlı bir yaşam alanı oluşturma” çabasıyla yitip giden ömürler…
Bir şiirimde “korkumuz ölmekten değil / yaşayamamaktan” demiştim…
Gençler bilmiyorlar ki onlara değil sitemim, kendime; dedemden / babamdan ödünç
aldığım günleri, hovardaca tüketerek, torunlarıma daha ileri bir seviyede bırakamamanın
hüznü… bu vebalin altından nasıl kalkarız toplum olarak bilmiyorum!..
Bizler çok iyi günlerde yaşadık. Pahalılık vardı ama yardımlaşma da
vardı, üstünden gelebiliyorduk, enflasyonu bahane edip kazık atmıyordu kimse…
Şimdi her şeyi fırsat olarak görüp, zam üç geldiyse, on üç yapıyorlar… “Birbirimizi
kandırmanın kitabını yazıyoruz” desek yeridir!
Yoksulluk vardı ama yardım ederken fotoğraflar çektirmiyor, insanları
rencide etmiyorduk. Yaşam biçimlerimiz farklı olsa da hoşgörü içinde, hepimiz
dilediğince, başkasının özgürlük alanını ihlal etmeden yaşıyorduk. Camiye
gidenler, Kâbe’ye gidenler sosyal medyadan canlı yayın yapmıyordu…
Ahlak derseniz yerlerde, suç işleme ve yasaklı madde kullanma yaşı
sürekli düşüyor. Hele hele sevdiğimiz sanatçıların, kamu görevi vererek bel
bağladığımız insanların da bu tip haberlerle anılması karşısında yaşadığımız
hayal kırıklığını hangi cümle anlatabilir ki? Hapishane sayısı artarken eğitim…
“Ne eğitimi” dediğinizi duyar gibiyim!..
Şimdi gençler sadece bunları gördüğü için “hep böyleydi ve hep böyle
olacak” sanıyorlar!..
Bir orta direk vardı, toplumun emniyet supabıydı, çökerttik… Şimdi ya
zenginsiniz ya fakir. Siyasiler, seçim öncesi TV’lerde, halkın huzurunda
tartışırlardı. Kadayıf kızartanlar, şapka sallayanlar ki o fötr şapka, demokrasinin
simgesi gibiydi, her açık oturumda ülke sorunlarına nasıl çözüm getireceklerini
anlatırlardı. Renkli kişiliği olan insanlardı, naiftiler, kibardılar. Amerikan
ambargolarına kafa tutarak, yasaklarını kaldırıp, askeri üslerini kapatan
siyasilerimiz vardı.
Bize dikilen bu elbiseye, biz sığmayız… Zorla giydirilmeye çalışılan bu
elbise, bize asla uymaz ve uymadığını da yaşadıklarımız göstermektedir. Türk
Ulusu olarak bizler; gökyüzü elbisesi altında, ay yıldızın gölgesinde yaşamaya
alışkınız.
Yerli domatesten geldiğimiz nokta işte tam burasıdır: Kendi tohumunu
üretmezsen, yabanların tohumu önce tarlanı sonra ağız tadını bozar, farkına
vardığımız zaman ise artık çok geçtir.
Umarım daha çok geçmemiştir…
TAHİR SAKMAN
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
.jpeg)
.jpeg)
.jpeg)










































