YAŞAM SEVGİYLE BAŞLAR

09 Ağustos, 2026

DOMATES BİBER TANDIR EKMEĞİ



tanik.net'teki yazım:


TAHİR SAKMAN - DOMATES BİBER TANDIR EKMEĞİ


DOMATES BİBER TANDIR EKMEĞİ
 
Hani, şu kolayı boykot edip yerlere döktüğünüz kadar İsrail tohumlarını da boykot etseydiniz, bunlar başımıza gelmeyecekti!..
 
Bizim, Konya’da “yirli” dediğimiz o canım; ince kabuklu, mayhoş, yedikçe yenilen, tadına doyulamayan “domatis”lerimiz, “domata”larımız kaybolmayacaktı… Acaba ne kadar yerli ve milliyiz?..
 
Şimdi gençler ne bilsin; cam kenarlarında, bilmem kaçıncı kattan, hayatı uzaktan seyrediyorlar, hiç “avar” yapmadılar ki? “Mandal”ın başına varıp… mandal ne onu da bilmezler, onların değil bu kabahat; bizim… (Avar: çeşitli sebze yetiştirmek. Mandal: Sebze ekili alanın bağımsız bölümleri...)
 
Mandalın başına varıp elinizde -haydi geçtim o anamın yaptığı tandır ekmekten- fırından aldığınız bir somun ekmekle -bu arada tuzu unutmayın- Konya’nın meşhur domatesini yediniz mi? Özellikle sabahları mis gibi havaya karışan domatesin kokularıyla, ciğerlerinizi bayram ettirdiniz mi?
 
Sadece domates de değil elbette; üzerine şiirler söylediğim “baldan tatlı”, “sırat köprüsünden ince” Konya’nın kıl biberlerini de dalından, elinizle ve olabildiğinizce nazik olarak koparıp yemediniz ki?
 
Üzerine cila yapar gibi mis kokulu salatalıklarımızı dikine kesip, tuzlayıp…
 
Hele hele gençler, nereden bilsinler ki gözlerini açtıklarından beri aynı yavan şeyleri görüyorlar: Bayatlamış sloganlar, pahalılık, sosyal adaletsizlik, mahalle baskısı; “o ne der, bu ne der, şu ne der” çekincesi yüzünden sürekli “kısıtlı bir yaşam alanı oluşturma” çabasıyla yitip giden ömürler…
 
Bir şiirimde “korkumuz ölmekten değil / yaşayamamaktan” demiştim… Gençler bilmiyorlar ki onlara değil sitemim, kendime; dedemden / babamdan ödünç aldığım günleri, hovardaca tüketerek, torunlarıma daha ileri bir seviyede bırakamamanın hüznü… bu vebalin altından nasıl kalkarız toplum olarak bilmiyorum!..
 
Bizler çok iyi günlerde yaşadık. Pahalılık vardı ama yardımlaşma da vardı, üstünden gelebiliyorduk, enflasyonu bahane edip kazık atmıyordu kimse… Şimdi her şeyi fırsat olarak görüp, zam üç geldiyse, on üç yapıyorlar… “Birbirimizi kandırmanın kitabını yazıyoruz” desek yeridir!
 
Yoksulluk vardı ama yardım ederken fotoğraflar çektirmiyor, insanları rencide etmiyorduk. Yaşam biçimlerimiz farklı olsa da hoşgörü içinde, hepimiz dilediğince, başkasının özgürlük alanını ihlal etmeden yaşıyorduk. Camiye gidenler, Kâbe’ye gidenler sosyal medyadan canlı yayın yapmıyordu… 
 
Ahlak derseniz yerlerde, suç işleme ve yasaklı madde kullanma yaşı sürekli düşüyor. Hele hele sevdiğimiz sanatçıların, kamu görevi vererek bel bağladığımız insanların da bu tip haberlerle anılması karşısında yaşadığımız hayal kırıklığını hangi cümle anlatabilir ki? Hapishane sayısı artarken eğitim… “Ne eğitimi” dediğinizi duyar gibiyim!..
 
Şimdi gençler sadece bunları gördüğü için “hep böyleydi ve hep böyle olacak” sanıyorlar!..
 
Bir orta direk vardı, toplumun emniyet supabıydı, çökerttik… Şimdi ya zenginsiniz ya fakir. Siyasiler, seçim öncesi TV’lerde, halkın huzurunda tartışırlardı. Kadayıf kızartanlar, şapka sallayanlar ki o fötr şapka, demokrasinin simgesi gibiydi, her açık oturumda ülke sorunlarına nasıl çözüm getireceklerini anlatırlardı. Renkli kişiliği olan insanlardı, naiftiler, kibardılar. Amerikan ambargolarına kafa tutarak, yasaklarını kaldırıp, askeri üslerini kapatan siyasilerimiz vardı.
 
Bize dikilen bu elbiseye, biz sığmayız… Zorla giydirilmeye çalışılan bu elbise, bize asla uymaz ve uymadığını da yaşadıklarımız göstermektedir. Türk Ulusu olarak bizler; gökyüzü elbisesi altında, ay yıldızın gölgesinde yaşamaya alışkınız.
 
Yerli domatesten geldiğimiz nokta işte tam burasıdır: Kendi tohumunu üretmezsen, yabanların tohumu önce tarlanı sonra ağız tadını bozar, farkına vardığımız zaman ise artık çok geçtir.
 
Umarım daha çok geçmemiştir…
 
TAHİR SAKMAN




 

07 Ağustos, 2026

ANMAK YA DA ANMAMAK


ANMAK YA DA ANMAMAK
 
An itibariyle TRT Müzik izliyorum… Tam da “Bozkır’ın tezenesi”ne yakışan bir canlı yayın yapılıyor Kırşehir’den… “Gönlümüzün Dağı Neşet Ertaş” isimli programda büyük usta anılıyor.
 
Hani aklıma geldi; geçtiğimiz günlerde Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen “Sazımda söz var” isimli etkinlikte, şehrimizin önemli müzisyenlerinden Rıza Konyalı, Mustafa Konyalı, Ahmet Özdemir, Mazhar Sakman anıldı… aslında “anılmadı” desem daha doğru olacak… Tam evlere şenlik… Aslında bir ilkti, düşünce çok güzel çok değerliydi ama ya içerik?




 
Kırşehir’in verdiği değere baktım bir de şehrimizin… Bu konuda söyleyeceğim çok şey var ama… bu bir ilkti şehrimizde, bir kapı açıldı daha iyilerinin yapılmasını umarak, susuyorum…


@Konya Büyükşehir Belediyesi
 
TAHİR SAKMAN




 
 

04 Ağustos, 2026

YAĞMUR OLDU ADAMLAR


 

YAĞMUR OLDU ADAMLAR
 
/özgür yürüdü arkasında millet
alnı aktı başı dik vatan ona yârdı/
 
yürüdü yağmurdan adamlar
yumruklar çözülü yürekler sevgi dolu
sıksanız özgürlük akardı
 
ata’dan gelen bir sesle
dünden yarına binlerce
kalpleri binlerle çarpardı
 
yürüdü yağmurlar oluk oluk
ateş oldular ışık oldular
şimşekti yüzleri karanlığı sarsardı
 
gözleri kamaştı güneşin
tarihe not düştü her damla
adalet özgürlükle yaşardı
 
yollar yürürken yeni yollara
başlangıçtır bu sadece
düşünce varsa insan vardı
 
‘yürüyelim arkadaşlar’
 
TAHİR SAKMAN




 

 

31 Temmuz, 2026

YAĞMUR OLDU ADAMLAR


 

tanik.net'teki yeni yazım:


TAHİR SAKMAN - YAĞMUR OLDU ADAMLAR


YAĞMUR OLDU ADAMLAR
 
/Dünyanın kapıları dışarıda
Yağmurun onları aradığını bilmiyor/
 
Diyor İtalyan şair Sandro Penna… Ve devam ediyor:
 
/Yağmuru bilmiyor ışık. Yağmur
Bilmiyor ışığı/
 
(Çev. Işıl Saatçıoğlu, İtalyan Hermetik Şiiri Antolojisi, YKY,
1995, İstanbul.)

 
Tıpkı şairin dediği gibiydi her şey: Yağmurlar da sizi arıyor; ışığın aradığı gibi... ve bir gün şairler kapı olur açılır; barışa, sevgiye, adil paylaşıma, insanların evrensel ortak değerlerine, ideallerine ...
 
Ütopya da olsa güzel, düşlerimiz güzelleşiyor anlık da olsa… Düşlerimiz ve düşüncelerimiz değil midir bizi “insan” yapan?
 
Adamlar çoktan yağmur oldu oysa… Yağmura ışık oldular; ışığa yağmur… Yürümek geleceğe baştan sona; hayaller sırılsıklam, umutlarımızda güvercinli sevdalar… Siz yürürseniz; gökler yürümez mi, umutlarınızın peşi sıra?..
 
Yağmur; günlük, güneşlik günlerin muştusu… Bir sancı kalkar her yanımdan, ay ışıkları un ufak, yaralı kuşlar gibiyim ve dünlerde yaşamaktan yarınlara zaman kalmadı… Ya siz bayım, kaçıncı mevsimde yitirdiniz, hatırlayamadıklarınızı?
 
Bir yağmur kaldı dobra dobra yağan bir de ışık kaldı; düşlerimizin kuytu kenarında ağlayan…
 
Yaşantımız siyah beyaz bir fotoğrafa dönüşürken, renkleriniz… renklerinizi bayım, hangi rüzgâra verdiniz?
 
YAĞMUR OLDU ADAMLAR
 
/özgürlüğe yürüdü arkasında millet
alnı aktı başı dik vatan ona yârdı/
 
yürüdü yağmurdan adamlar
yumruklar çözülü yürekler sevgi dolu
sıksanız özgürlük akardı
 
ata’dan gelen bir sesle
dünden yarına binlerce
kalpleri binlerle çarpardı
 
yürüdü yağmurlar oluk oluk
ateş oldular ışık oldular
şimşekti yüzleri karanlığı sarsardı
 
gözleri kamaştı güneşin
tarihe not düştü her damla
adalet özgürlükle yaşardı
 
yollar yürürken yeni yollara
başlangıçtır sonu olmayan
düşünce varsa insan da vardı
 
TAHİR SAKMAN



 

29 Temmuz, 2026

BEKLETME YALNIZLIĞIMI



erken gelme, geç de gelme... hem gel hem gelme... zamanın suskun olduğu yerlerden, aşk mevsimlerinden sürülmüş fidanlara döndüğünde... güneşle ay birlikte doğduğunda ve hiç batmadığında, aylardan aşk, yıllardan sevgi, günlerden tutku olduğunda, takvimler yıllardan özgür olduğunda gelebilirsen... bekletme yalnızlığımı biraz daha, biraz daha geç gel...


BEKLETME YALNIZLIĞIMI

yağmur mevsiminde gel
saçlarına yıldız
gözlerine mum kokulu
şafaklar döküldüğünde
erken gelme sakın
bekle
çürüsün yapraklar
kokunu unutsun rüzgâr
umutlar toprak olsun
dudakların eski şarkılar gibi
doldukça kadehime
yıllanmış şarap tadında
gecikerek sevdam gibi
renklerin sarıya çaldığında
ve kapını yağmurlar
güvercin kanatlarıyla çaktığında
üşümüşsen
ve tüketmişsen ömrünü gecelere
haydi bekletme yalnızlığımı
biraz daha
biraz daha geç gel

TAHİR SAKMAN

27 Temmuz, 2026

TUHAF


 TUHAF


bu sabah trenler geçiyor içimden
raylar döşeniyor gökyüzüne
sana mı gidiyor senden mi geliyor
tuhaf mı tuhaf bilemediğim


bir mendil gibi ömrüm
ayrılıklara sallanan
kendimizi mi kandırdık ne
şimdi sevda tümden yalan


elveda demedim ki sana
sadece küçük bir hoşça kal
bir gün dönerim ey tren
beklersen o istasyonda kal


/tuhaf gerçekten tuhaf
trenler geçiyor gökyüzünden
trenler gözlerinin renginden/


TAHİR SAKMAN

26 Temmuz, 2026

GÜLMEK CİDDİ İŞTİR!


tanik.net'teki yeni yazım:

TAHİR SAKMAN - GÜLMEK CİDDİ İŞTİR!


GÜLMEK CİDDİ İŞTİR!

Gülmek bulaşıcıdır… Ve inanılmaz derecede çok ciddi bir iştir!

Hele bizim gibi ciddi… ciddiyetin ötesinde asık suratlı diyemesem de genelde bizler gibi kaşları çatık insanlar için gülmek daha da önem kazanır. Hayal bu ya, haydi o zaman atış serbest:

Tut ki pazara gittiniz…  Herkes gülüyor, fiyatlar alaşağı olmuş, pazarcılar size meyvenin, sebzenin en iyisini elleriyle seçip veriyorlar, bir gülme tutmuş herkesi, inanılmaz…

Üretici dört köşe; mazot ucuz, tohum, gübre fiyatları neredeyse bedava… Ürünü tarladan alıyorlar hem de iyi fiyata… Pazarcı da çok kazanıyor; aracı kalkmış, vatandaşlar sabah erkenden gidip alışveriş yapıyorlar, öğleden sonraları pazarda kimse kalmıyor “iyisi seçilmiştir” diye…

Gülen gülene… Ülke kahkahalarla çınlıyor… Enflasyon yerlerde sürünüyor, bankalar kredi alanlardan değil faiz istemek, üstüne prim teklif ediyorlar! Vekiller maaşlarını yarıya indirmişler, ücretlilerin maaşları ise zirve, görülmüşü yok, gülüyorlar…

Ev sahipleri; kiracı ararken bırakın kira istemeyi, artık üste para bile teklif ediyorlar: “Denize karşı, havuzlu dubleks villa beş yıllığına ücretsiz kiralıktır. Klima, elektrik, su ve aidat giderleri de ev sahibi tarafından kiracıya, kiranın başlangıcında prim olarak peşin ve nakit olarak takdim edilecektir.”  Nasıl, gülersiniz değil mi? (Kiracılar bu kıyağımı unutmayın!)

Emekliler; “İspanya senin, Fransa benim” diyerek yılın yarısında geziyorlar hatta Küba’ya, Amerika’ya bile tatile gidiyorlar… Sadece egzotik meyve yemek için Bangkok’a, kahve içmek için Paris’in bulvar kafelerine bile giden var…

Bu fakir Alman emeklileri de Antalya’da denize karşı oturup, soğuk bir şey içmeyi de matah bir şey sanıyorlar… Kesin bizi kıskanıyorlardır!

Milletçe koro halinde gülüyoruz… Ne de olsa Nasreddin Hoca’nın torunlarıyız öyle değil mi? Nereye baksak gülünecek bir şey çıkıyor karşımıza; gülmeden geçmeniz ne mümkün?

Trafikte mesela; herkes öyle bir kibarlaşmış, öyle bir kibarlaşmış ki… sürücülerin birbirlerine yol vermeleri yüzünden trafik karma karışık, ilerlemek ne mümkün! Bir kilitlenen trafiğe bir de insanların nezaketine bakıp yedi ceddinizle birlikte gülüyorsunuz!

Gündelik yaşantımızın içerisinde öyle olaylar yaşanıyor ki bazılarına “gülmek bile az geliyor” desek yeridir. Hele başkasına yapılanı gördüğümüz zaman bizi kahkahadan yerlere yatıran bir olay, bizim başımıza geldiği zaman ağlamaktan beter oluyoruz.
Sonuçta bir şekilde gülüyoruz gülmesine ama…

Galiba acı acı gülüyoruz…

TAHİR SAKMAN




 

25 Temmuz, 2026

GÜNEŞİN GÖLE TESLİM OLDUĞU ŞEHİR: BEYŞEHİR


 

GÜNEŞİN GÖLE TESLİM OLDUĞU ŞEHİR: BEYŞEHİR
 
Dün Beyşehir’deydim…
 
Festival için değildi ama… yüksek ses, ışık ve kalabalık ortamlara olan hassasiyetim nedeniyle bir de konserin saat 22.00 gibi geç başlaması yüzünden erkenden ayrıldım ki doğru yapmışım:
 
Beyşehir çıkışı bizi yakalayan yağmur, Kızılören’e kadar eşlik etti ama öyle böyle değil sanki tufan oluyordu. Sileceklerin yetişmediği, zaman zaman önümüzü görmekte zorlandığımız bir yağmur…
 
Göl suları yükselse de kamışların boyu, gölün can çekişen feryadı gibi uzamıştı. Festival alanında kurulan panayırda satıcıların çokluğu göze çarparken, yiyecek ve içecek stantlarındaki hijyeni anlatmaya gerek duymuyorum!..




 
Asıl anlatmak istediğim Beyşehir’in merkezinde yer alan, göl ve gurup manzarasıyla dünyanın en güzel parkı olmaya aday bir alanı nasıl kullandığımızla ilgilidir.
 
Bu park, bu göl “Konya’da merkez ilçe belediyelerinin elinde olsaydı” diye iç geçirmeden edemiyor insan.
 
Parkın bakımıyla alakalı Konya Büyükşehir Belediyesi ile Beyşehir İlçe Belediyesi arasında bir yetki tartışması varmış… Bu yüzden parkın bu halde olduğunu söylediler, konuştuğum bazı Beyşehirliler.




 
Çimlerin üzerine "çitlek çitleme" kalkmış gibi görünüyor ama… o kadar bakımsız ve sinek dolu ki… yok ben yazmayayım… Gidin kendiniz görün hem gitmişken balık da yersiniz…
 
Dün, havanın bulutlu olmasından dolayı güneşi, göldeki sevgilisine teslim edemesem de…
 
Güneşin, eski sevgiliye kavuşurcasına kendini göle teslim ettiği anlara onlarca kez şahitlik etmiş birisi olarak; “göle ve parka kıymayın efendiler” diyorum…
 
@Konya Büyükşehir Belediyesi
 
@Beyşehir Belediyesi
 
TAHİR SAKMAN





15 Temmuz, 2026

AŞKIN RENGİNE BÜRÜNEN KADIN


 

tanik.net'teki yeni yazım:


TAHİR SAKMAN- AŞKIN RENGİNE BÜRÜNEN KADIN


AŞKIN RENGİNE BÜRÜNEN KADIN
 
Bu şehir efsunlu bir şehirdir; burası âşıkların ana vatanıdır…
 
Âşık Şem’i boşuna dememiştir, “Ordadır âşıkların açık livası Konya’nın” diye… Bu aslında Çatalhöyük’ten beri böyledir, insanlık serüveninin başladığı topraklarda… Aşk; bu şehirden dünyaya dağılmıştır, ismini bile âşıklardan alan şehirdir Konya…
 
Hani efsanelerdeki o ilk Konyalı; sevdiği kızı, şehirdeki genç kızlara musallat olan ve her yıl birinin canına kıyan o canavara, aşkı adına karşı koyan ve sevdiği kızın canını kurtaran ve canavarı aşk adına, sevda adına yok eden Konyalı…
 
Şehir halkının, resimlerini ikonalara nakşedip şehrin duvarlarına asarak vefa borcunu ödediği sonra adını bu tasvirlerden alıp “İkonium” denilen şehir...  Şimdilerde Konya, bir diğer adıyla “Kâbetü’l -uşşak”; aşkın Kabe’si… Hz. Pir’e ev sahibi olmanın onuru…
 
Merhum Ahmet Kabaklı “Mevlâna” isimli kitabında söz eder; Çengi Tavus, Ziyaeddin Hanı’nda oyuncu bir kadındır ve şehirde ün yapmıştır. Lakabı gibi narindir ve dansı izleyenleri hemen etkisi altına almakta, tavus kuşu gibi görenleri büyülemektedir. Hz. Pir’i davet ettiğini ve Hazretin icabet ederek geldiğini de anlatır kaynaklar… Sonrası tam bu şehre yakışır bir hikâyedir.
 
Çengi Tavus, Mevlâna’yı görünce ah eder, feryadı figana başlar ve hakikatin aşkına yanar. Bu yanma öyle bir yanıştır ki Zümrüdüanka kuşu gibi her yanışında, küllerinden yeniden doğacaktır. Kendini inzivaya verir, dünyadan el, etek çeker. Meram’da bir hücrede zaman zaman yükselen ney sesi ondan haber veren tek sestir…
 
Bir gün ney susar… Koşarlar ama Tavus Ana sır olmuştur… Hücrenin içinde buldukları birkaç tavus tüyü onun hakikate erdiğini, beka âlemine doğduğunu anlatır…
 
Bugün Konya Meram’da, Tavus Baba ismiyle bir erkeğe izafe edilen türbenin aslıdır bu efsane…
 
Tahir ile Zühre’nin türbesi de bu şehirdedir. Bu şehir; bağrı yanmışların, âşıkların mekânıdır… Dün böyleydi de bugün farklı mı? “Irmağı takip edersen” der Mevlâna “denize ulaşırsın…”
 
Leyla aşkını bilmeyen Mevlâ aşkını nasıl bilir? Aşkın izi hakikate çıkar, aşkı takip edersen yolun hakikate çıkar… Bu şehirde âşıkların bayrağı daima açıktır. Âşıklar, dün olduğu gibi bugün de bu şehirde aşkın sancağı altında toplanırlar…
 
Aksaray, Ortaköy, Cumali köyündendir Sultan Özcan… Gönül bu ya, genç yaşta âşık olduğu öğretmeniyle evlenir, henüz 15 yaşındadır, hayatı tanımadan aşkı tanımıştır.
 
Aşkı tanımayan ne bilsin hayatı?
 
Eşi öğretmendir; Hakkâri sokaklarında gezerlerken kırmızılar giymiş bir kız görürler, eşi çok beğenmiştir. Kıskanır, ertesi gün gider kırmızı elbiseler alır. O gün bugün, kırmızıdan vazgeçmez.
 
Bir kitabımda yazmıştım: “Hayat aslında kırmızının tonlarından ibarettir…”
 
Her güzel şey biter, her masal biter; peki, aşk biter mi? Ya biterse aşk olur mu?
 
Sultan Hanım’ın evliliği biter, şiddet ve geçimsizlik ama asıl neden çocuğunun olmamasıdır. Önce köyüne döner sonra… Hani Âşık Şem’i ne demişti: “Ordadır âşıkların açık livası Konya’nın…” O da âşıkların bayrağı altına sığınır. Kırmızıdan başka giyinmez. Tepeden tırnağa “aşkın boyasıyla” boyanır. Konya sokakları onunla, aşka yeniden selama durur.
 
O, şehrin yeni Tavus Ana’sıdır… Aşkın rengiyle dolandığı sokaklarda ilk aşkının yolunu gözler, onun da kendisini sevdiğine inanmıştır, bir gün gelecektir… “Sultan Ana” derler ona, “kırmızılı kadın” derler… Şehir, onu gördüğü anda zamanı durdurur; çünkü o, aşk olmuştur ve aşk, saygı gerektirir. Bu bize Mevlâna’dan mirastır.
 
Âşıklara zaman, mekân ne ki? Yalan dünyada olmazsa, hakikate doğduğunda olacaktır… İlla olacaktır; aşkın gücüdür bu… Yeter ki siz aşka bürünün… Âşık olmayan ne bilsin?
 
Hz. Pir’e sormuşlar, “aşk nedir?”  Yanıt oldukça net, “ben gibi olursan anlarsın!” Aşk olmayan aşkı nasıl anlar?
 
Aşka bürünen kadın 74 yaşında sır oldu. Onun rengine bürünen kırmızı elbiseleri kalplerimize emanet. Bu şehrin ne ilk hikâyesidir bu ne de son… Burası âşıkların Kabe’sidir. Buradadır âşıkların yüzyıllardır dalgalanan bayrağı…
 
Konya toprağı bir âşığa daha bağrında yer verirken, gökyüzündeki nurdan ayak izleri yolunu aydınlatıyor, Yunusça; “ölürse ten ölür / canlar ölesi değil…” Konya’da yer yerinden oynadı toprağa emanet edilirken, sanki tüm Konya sözleşmiş gibi bu âşık kadına son vazifesi için gelmişti. Halk oradaydı, kırmızı giyen kadınlar da… Ateş kırmızısı karanfillerden toprak görünmez olmuştu. Âşıklar ölebilir ama aşklar asla…
 
Ey aşkın rengine bürünen kadın, Konya seni unutmayacak!..
 
TAHİR SAKMAN




 

 

 


14 Temmuz, 2026

İŞTE MANZARA İŞTE ÇAY 10 LİRA


 

İŞTE MANZARA İŞTE ÇAY 10 LİRA
 
Bu şehirde güzel şeyler de oluyor.
 
Hep şikâyet edecek değiliz ya, alkışlanacak işler de yapılıyor. “Akyokuş Palye Kafe” manzarası ve fiyatlarının uygunluğu nedeniyle özellikle yaz akşamlarının vazgeçilmez mekânı olmaya aday bir sosyal alan olmuş.




 
Fiyatlar da oldukça makul, herkesin faydalanabileceği seviyelerde. Beni de en çok sevindiren bu oldu. Belediyelerin sosyal alanlardaki fiyatlandırma politikası buraya fazla uğramamış. Henüz mutfak kısmı açılmamış ama çay, kahve ve benzeri içeceklerle hizmet veriyorlar.  




 
Çayınızı kendiniz götürüp de içmeniz mümkün, gedavet rüzgârı altında banklara oturup manzaranın keyfini çıkarabilirsiniz. Sadece otopark parası ödemeniz gerekiyor. Konya Büyükşehir Belediyesi bu sefer çok doğru ve halkın yararına, herkesin faydalanabileceği bir projeye imza atmış.
 
İsmine takıldım… "Palye" kelimesinin kökeni Fransızca, daha bizden bir isim koysak olmaz mıydı demeden geçemiyor insan… "Akyokuş Kafe" bile yeterli olurdu. İlla yabancı bir kelime kullanmak zorunda değiliz!




 
Panoramik Konya manzarasının keyfini çıkarmak için bence gün batımından sonrasını tercih edin; çünkü yükselen betonlar canınızı sıkabilir ama akşamdan sonra giderseniz göreceğiniz yıldızlar gibi ışıl ışıl parlayan bir Konya olacaktır.




 
Işıltıların altına gizlenen hikâyeler ise… zaten kimseyi ilgilendirmiyor nasılsa, bırakın şairler ağlasın… Siz için çayınızı keyfinize bakın, bu manzarada çay on lira…
 
@Konya Büyükşehir Belediyesi
 
TAHİR SAKMAN




 
 

08 Temmuz, 2026

ŞEFİK CAN CADDESİ ÜZERİNE (KONYA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ’NİN DİKKATİNE)


 

ŞEFİK CAN CADDESİ ÜZERİNE (KONYA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ’NİN DİKKATİNE)
 
Şehrimizin son yıllarda en çok prim yapan bir bölgesi…
 
Peş peşe dikilen rezidanslar (!), siteler vs. … Şehrin varoşu konumundan, imar değişikliği sonrası verilen yüksek katlarda yaşamaya çalışan daha doğrusu can çekişen lümpen kültürün, şehirli, aristokrat bir yapıya dönüşmeye çalışması ve bu süreçte yaşanan kültür çakışmalarının getirdiği çatışmalar olsa da  bölgede asayiş, emniyet güçlerinin aldığı önleyici tedbirler sayesinde üst seviyededir.
 
“Şefik Can Parkı”, şehrin göz bebeği… Özellikle sabah spor yapanlardan tutunuz, sıcak akşamlarda ailecek piknik yapılan, nefes alınan bir sosyal alan… Aktivitenin, aksiyonun bol olduğu bir park…
 
Akşamları, caddede çok ciddi bir trafik oluşmaktadır. Yeterli trafik önleminin olduğunu söylemek zor… Ahmet Keleşoğlu Kültür Merkezi’nin köşesindeki ışıklardan, Kibrit Camisi’ne kadar olan 1,5-2 km’lik bölümde bir tane bile yaya geçidi olmaması, yayalar için çok ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Otobüsten indiniz, karşıya geçebileceğiniz yaya geçidi yok! Her iki yöndeki hızlı akan trafikten geçmeniz kolay olmasa gerek. Buna bir de hız limitlerine uymayan sürücülerimizi de eklerseniz, bölge insanının sıkıntılarını anlamak kolay olacaktır.  
 
Orta refüjdeki çalıların ağaç dikmek için gelişi güzel kesilmesi gerek görüntüyü bozması ve gerekse oluşan boşluklardan rastgele geçilmeye çalışılması da olası kazalara zemin hazırlamaktadır. Daha önceleri, çalıların arasında belli yerlere bırakılan geçitler yerine herkes kendine en yakın yerden geçmeye çalışmakta ve tehlikeyi büyütmektedir.  Estetik açıdan da çalıların düzgün kesilmemesi görüntü kirliliğine neden olmaktadır. Çalıların düzeltilmesi ve boşluk bırakılmaması bu sorunu ortadan kaldıracaktır.




 
Karşıdan karşıya geçmek için trafik lambalarına kadar -ki bu 1,5-2 km civarındadır- kimsenin yürümeyeceği bellidir, caddeye en azından otobüs duraklarını olduğu veya daha uygun yerlere yaya geçidi yapılması önem kazanmaktadır.
 
Caddede az olmakla birlikte motorların veya otomobillerin hız limitlerinin çok üzerinde seyretmeleri ciddi tehlike yaratmaktadır. Olası kazaların önüne geçmek için belki de caddeye set yapımı da düşünülmelidir.
 
Dikkat ettiyseniz “Şefik Can” ismini yaygın kullanımın aksine ayrı yazdım. Doğrusunun da bu olduğunu düşünüyorum. Bir bölgeden ismi alınmış olsaydı, birleşik yazımı doğru olurdu ama merhum Şefik Can’ın ismini verdiyseniz ayrı yazmak zorundasınızdır. Merhumu anlatırken soy ismini birleşik yazmıyorsanız burada da yazmayacaksınız. Türkçemizin doğru kullanımı için kamu kurum ve kuruluşlarına olduğu kadar basınımıza da önemli görevler düşmektedir.   
 
Herhangi bir olumsuzluk yaşanmadan gerekli önlemlerin alınacağını umuyorum…


@Konya Büyükşehir Belediyesi


@Selçuklu Belediyesi
 
TAHİR SAKMAN

05 Temmuz, 2026

MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 82 HAFIZ MEKTEPTEN GELİR


 

MAZHAR SAKMAN - HAFIZ MEKTEPTEN GELİR


MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 82 HAFIZ MEKTEPTEN GELİR
 
Konya oturak repertuvarının vazgeçilmez türküleri arasında yer alan bu eseri merhum Mazhar Sakman, 12 telliyle çalıp söylerken kendisine udi Cenap Kendi ile kanuni Kazım Büyükşalvarcı eşlik ediyor.
 
Türkü metnini, tarafımdan hazırlanan ve Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından dijital olarak yayımlanan “Türkü Hazinesi Mazhar Sakman” isimli eserimde bulabilirsiniz. Kitabı aşağıdaki linkten ücretsiz olarak indirebilirsiniz:
 
 https://www.dijitalkitabim.com/kitaplar/konya/hatiratlar/mazharsakman/index.html
 
TAHİR SAKMAN
 

03 Temmuz, 2026

UTANMAYANLARIN YERİNE UTANMAK


 

tanik.net okurları için yazdım:


TAHİR SAKMAN - UTANMAYANLARIN YERİNE UTANMAK


UTANMAYANLARIN YERİNE UTANMAK
 
Bu gençler hep böyle yapıyor, büyüklerine kötü (!) örnek oluyorlar… Büyüklerinin kirlettiği doğayı temizleyip bir de branda asıyorlar, üstelik isimlerini de yazmıyorlar!.. Ama öyle kibarca bir mesaj vermişler ki ben utandım, utanmayanların yerine!..
 
Hep olumsuz haberlerle gündeme gelecek değiller ya, kendi geleceklerine sahip çıkıyorlar; tıpkı Kızılderili atasözünde olduğu gibi: "Yeryüzü bize atalarımızdan miras kalmadı, çocuklarımızdan ödünç aldık." Ve gençlerimiz çevreye sahip çıkarken biz büyüklere (!) de ders veriyorlar, astıkları pankartla…
 
Konya’ya yaklaşık 20 km mesafede bulunan Altınapa Barajı’nın çevresi su koruma havzası ilan edilmesine rağmen mangalcılarla, balık tutma sevdasındaki vatandaşlarımız yüzünden, çevre felaketini anımsatan görüntüler ortaya çıkıyor… Bir avuç kalan yeşilin bu kadar hunharca kullanılması, geleceğimize ihanet değilse, nedir?
 
Altınapa Barajı, Konya’nın en önemli su kaynağı, şehrin içme suyunun büyük bölümünü karşılıyor. Peki, biz bu su kaynağını nasıl koruyoruz?
 
Barajın etrafı tel örgülerle çevrili ve üzerlerinde uyarı levhaları olmasına rağmen tel örgülerin kesilmiş tarafından gerek balık tutma ve gerekse piknikçilerin mangal aşkı yüzünden şehrin su kaynağı, sağlık koşulları açısından sürekli tehdit altındadır. Çadır kuranlar da cabası olmalı!..
 
Özellikle bir hafta sonu Değirmenköy’e doğru giderseniz, bu hazin durumu yakından görebilirsiniz. Mangal ertesi kalan çöpler; poşetler, pet şişeler, kola kutuları, şişeler… İçinizin acımaması mümkün mü?
 
Belediye ne yapsın? İçeceği suyu korumayan, çevresini temiz tutmayan insanlara belediye ne yapabilir ki? Sorunun kaynağı bizde, arıza bizde…
 
Barajı, Beyşehir istikametinde birkaç yüz metre geçince gençlerin pankartı sizi karşılıyor ve umutlarımızı yeşertiyor:
 
“Burası eskiden çöplüktü… Doğa çöplük değildir ve onu korumak ortak görevimizdir. Lütfen çöpleri çöp kutularına atalım ve bu alanı birlikte temiz tutalım. Bizce bunu başarabiliriz.”
 
 Başarabilir miyiz bilmiyorum ama başarmaktan başka çaremiz de yok!
 
Gençlerimiz mütevazı oldukları kadar zekiler de:
 
“Bu alanı kimin kirlettiği bilinmiyor. Temizleyenlerin de bilinmesine gerek yok.”
 
Konya, bozkırın ortasında, yağışın az olduğu uçsuz bucaksız bir ova, buğday ambarı… Bu nedenle yeşil doku bizim için çok daha farklı anlamlar taşır.
 
Ve bizler, çocuklarımızdan ödünç aldığımız çevreyi daha yeşil bir dokuya bürümeden teslim etmemeliyiz.
 
Duyarlı gençlerimizi kutluyorum; onlar sayesinde ne yapmamız gerektiğini hatırlıyoruz dahası öğreniyoruz.
 
Bu gençler bunu hep yapıyor, iyi ki yapıyorlar; bir umudumuz sizde kaldı zaten gençler…
 
TAHİR SAKMAN




 
 
 

 

01 Temmuz, 2026

MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 83 ATIM ARAPTIR BENİM


 

MAZHAR SAKMAN - ATIM ARAPTIR BENİM


MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 83 ATIM ARAPTIR BENİM
 
Yurdun pek çok yerinde okunan bu türküyü merhum Mazhar Sakman Konya tavrı ve 12 telliyle yorumluyor.
 
TAHİR SAKMAN

26 Haziran, 2026


Dün, Antalya'ya giderken Altınapa Barajı ile Beyşehir Gölü'ndeki su seviyelerinin yükseldiğini görmek içimize su serpti ama göl kenarındaki bitki örtüsünün kontrolsuz büyüdüğünü görmek üzücüydü.


Gölü tehdit ettiğini görmek için uzman olmak gerekmiyor sadece çevre duyarlılığınızın olması ve gelecek nesiller için kaygılanmanız yetiyor.


TAHİR SAKMAN



24 Haziran, 2026

FİYAKALI MEZAR TAŞLARI


 tanik.net'teki yazım:


TAHİR SAKMAN - FİYAKALI MEZAR TAŞLARI

FİYAKALI MEZAR TAŞLARI
 
İçinizde ne var bilmiyorum…
 
Pazarlıklar, hınçlar… ne biriktirdiniz?
 
Ermenekli Kel Şair’i bildiniz mi? Hasan Rüştü…
 
1896 yılında Ermenek’te doğmuş, aydın bir insanımız. Aydın olunca da sürgün kaçınılmaz olur ve İzmir’e sürülür. İzmir’de meşhur hiciv ustası Şair Eşref’le tanışır ve Şair Eşref, onun için şu dörtlüğü söyler:
 
/Yıkmaya çalıştı pek çok rüzgâr
Etti Mevlâna himaye yıkılmadı
İftihar etsin vücudunla vatan
Ermenek’ten senin gibi bir kel çıkmadı/
 
Sadece Ermenek’te mi? Geçtim Ermenek’i, Konya’da bile hâlâ çıkmadı… Zaten bu gidişle çıkacağı da yok, üzgünüm…
 
Şair Eşref böyle der de bizim Kel Şair durur mu? Uzun yıllar önce Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi Müdürü merhum Lütfi İkiz’den dinlemiştim, unutmadığıma hâlâ şaşarım:
 
/Şair Eşref ‘seng-i kabri çalacaklar’ diyerek
‘Gelmesin kabrime Allah için hiç kimse’ diyor
Ben ne taşta ne toprakta değilim de yalınız
Kefenim çalacaklar diye aklım gidiyor/
 
Kaderin cilvesine bakın ki Şair Eşref’in mezar taşını çalarlar… Kel Şair'in kefeni çalınmış mıdır, onu bilemem! Bendeniz ne kefen derdindeyim ne mezar taşı… Hani Karaman’da meşhur hikâyedir:
 
Adamın karısı ölmüş, kefen parası bulamamış, örtmedeki (Konya’da kerpiç evlerde bulunan gömme dolap kapaksız olur ve bir perdeyle örtülürdü) basma perdeyi kefen yapmış ve “Kefenin de pek allı güllü basmadan oldu Fadime’m ama idare et, bu yıllık da böyle olsun” demiş… Sanki kadıncağız bir daha ölecek de gelecek yıl kefenin iyisini alacak!
 
Hiç takılmıyorum, bir beklentim de yok… Merhum Ferit Kam’ın, Süleyman Nazif için söylediği şu dörtlüğü, tasavvuf erbabı çok söyler:    
 
/Sağlığında nice ehl-i hünerin
Bir tutam tuz konmaz aşına
Önce öldürürler onu açlıktan
Sonra türbe dikerler başına/
 
Ne kefeniniz ne mezar taşınız; üstümde mavi bir gökyüzü olsun sevgiden yeter, bir de yıldızlar göz kırparsa… Hani, Nazım ne demişti:
 
/Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
- öyle gibi de görünüyor-
Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni
ve de uyarına gelirse,
tepemde bir de çınar olursa
taş maş da istemez hani.../
 
Ne işim olur ki? Nasıl ki bugüne kadar olmadı, bundan sonra hiç olmaz… Haydi size hayırlı işler, bol güneşler… Bu şiir de bendenizden olsun:
 
ELEK UN MESELESİ
 
sizinle ne işim olur ki benim
hele bu saatten sonra
eleği duvara asmadım ama
unu çoktan elemişim
 
felek bile baş edemedi beni de
koyverdi kendi halime
size kalsa çoktan ölmüştüm
yaşarken cehennemin dibinde
 
ne kefen isterim sizden
ne fiyakalı mezar taşı
hem cebi de yok madem
şimdi yiyin fırsat varken
 
yaşamın içindedir benim yerim
yaşadım mı yaşadım
dibi nerede görünür bilemem
yine de suyunu çıkarmayın derim
 
bilin gözüm kalmaz arkada
doğa gibi dostum varken
gam yok ortada kalırsam da
tenim topraktır ruhuma doğarken
 
TAHİR SAKMAN