TAHİR SAKMAN
YAŞAM KÜLTÜR SANAT EDEBİYAT
27 Mayıs, 2026
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 81 MEZAR ARASINDA KANLI KASAPLAR (KAZIM)
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 81 MEZAR ARASINDA KANLI
KASAPLAR (KAZIM)
26 Mayıs, 2026
GANDİ DEDİK PİRO DEDİK
tanik.net'teki yeni yazım:
Tahir Sakman - Gandi dedik Piro dedik
GANDİ DEDİK PİRO DEDİK
Bugüne kadar hep arkanızdaydım;
kararlarınızı beğenmesem de…
Yenilgi üzerine yenilgi
aldığınız zamanlarda bile hep sizi savundum. Kaybettiğiniz her seçim sonrasında
yeni seçimlere ümidimi bağladım. Sizden başka herkeste, her şeyde kabahat
aradım, buldum da ama size asla toz kondurmadım…
Saldırılar oldu; adalet
yürüyüşünde başınıza gelenlere çok üzüldüm, ileri yaşınıza rağmen Ankara’dan,
İstanbul’a yürüdünüz, “helal size” dedim. Yumruk yediniz, kahroldum, kendim
yeseydim o yumruğu, belki bu kadar üzülmezdim.
“Gandi” dedik; Gandi’nin
verdiği bağımsızlık mücadelesindeki pasif direnişe atıfta bulunduk, yanınızdayız
dedik…
“Piro” dedik; ülkemizin
zengin mozaiğinin içinde sevgiyle, saygıyla bağrımıza bastık…
Hepsinden önemlisi biz,
size inanmıştık…
Partiye, partinin geçmişi
ve düşünce yapısıyla alakası olmayan insanları alıp aday gösterirken… hatta
Atatürkçülüğü, yurtseverliği, dürüstlüğü tartışılmaz isimleri bile bir kenara
çekip, ilk fırsatta partiyi terk edecek olanları aday yapıp, seçtirdiğinizde
bile size inanmıştık…
Hep iyi niyetli olduğunuza
inandık, barışçıl mesajlarınıza bakıp gözlerimiz doldu. Siz, her seçim sonrası
her şeyi normal görüp, bizlere sabır ve itidal tavsiye ederken bile içimizdeki sitemleri
hep susturduk…
“Ben Kemal, geliyorum”
dediniz, hep bekledik ama bir türlü gelemediniz, gelmediniz… Yoksa gelmemek
için miydi bütün mücadele? Düşünmek bile istemediğim deli sorular aklımda
dolanırken…
Hakkınızda olumsuz yazan,
düşünen insanlara sırtımı döndüm; kulaklarımı, gözlerimi kapattım… Hâlâ onların
doğru olmadığına inanmak istiyorum!
Bunca sevgiyi, bunca
inancı, siz bir çırpıda yerle bir edemezsiniz, buna hakkınız yok!..
Parti tabanının yanınızda olmadığı
açıkça belliyken; çoğunluğun sesine kulak kapatmış görünüyorsunuz. İleri
yaşınıza yakışır bir olgunlukla hareket etmeniz bekleniyor sizden.
Bu hırs niye?
Oysa parti tarihine
geçecek bir adım atmak da sizin elinizde… Birleştirici olmalısınız size bu daha
çok yakışacaktır.
En kısa zamanda… kongre
kararı alabilir, herkesin geçmişte size olan sevgisini boşa
çıkarmayabilirsiniz… Zamanında size inanmış milyonlara karşı bir borcunuz, bir sorumluluğunuz
yok mu?
“Gandi” dedik, “Piro”
dedik…
Bundan sonra size ne diyeceğimize
siz karar vereceksiniz…Geleceğin siyaset bilimcileri sizi nasıl anlatacaklar
bilmiyorum ama bildiğim; Gandi olarak kalmak da elinizde, Piro olarak da…
Bizler, sizi Gandi olarak,
Piro olarak hatırlamak istiyoruz; “Bay Kemal” olarak değil!..
TAHİR SAKMAN
25 Mayıs, 2026
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 80 ÇIKABİLSEM ŞU KALEDEN SARAYA
Mazhar Sakman - Çıkabilsem şu kaleden saraya
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 80 ÇIKABİLSEM ŞU KALEDEN
SARAYA
Tipik bir “Mapusane” türküsü... Yaklaşık yüzyıl önce
yaşayan “Fırkının İsmayıl” adlı bir saz ustası tarafından yakılmış. Fırkının
İsmail çok iyi saz çalmasına rağmen, geçimsiz biriymiş. Gittiği Konya
oturaklarının pek çoğunda olay çıkartır, karakolluk olurmuş. Yine bir oturakta
kamalar çekildikten sonra önce karakola, sonra “Mapusane”ye düşer. Konya’nın bu
ele avuca sığmaz hovardasına hapishane hayatı ve dostlarının hasreti pek
dokunmuş. Türküyü hapishanedeyken yakmış. Ayrıca “İnginli yüksekli kayalarımız”
adlı türkünün de onun tarafından gurbette iken yakıldığını Mazhar Sakman anlatmıştır.
Türkü her ne kadar ona izafe edilse de yurdumuzun pek
çok yöresinde varyantları çalınmaktadır. Anadolu’da türkü yakmanın farklı
anlamları olduğundan ve bu türkünün Ege bölgesinde de çalınıp söylenmesinden
hareketle ve Fırkının İsmail isimli saz sanatçımızın o bölgede de uzun süre yaşadığını
bildiğimizden, türkünün sözlerine eklentiler yapılarak ve Konya tavrıyla
okunarak günümüze ulaştığını varsayıyoruz.
Konya oturak repertuvarının en vazgeçilmez
türkülerinden olan bu türkünün ezgisi de oldukça yürek yakan cinsten. Yanık
ezgisini destekleyen sözlerin içinde geçen “kale”den maksat hapishanedir.
Türkünün tam metnine tarafımdan hazırlanan ve Konya
Büyükşehir Belediyesi tarafından dijital olarak yayımlanan “Türkü Hazinesi
Mazhar Sakman” isimli eserimde bulabilirsiniz. Kitabı aşağıdaki linkten
indirmeniz mümkün:
https://www.dijitalkitabim.com/kitaplar/konya/hatiratlar/mazharsakman/index.html
TAHİR SAKMAN
24 Mayıs, 2026
BİBER SADECE ACI OLSA KOLAYDI
tanik.net'teki yeni yazım:
TAHİR SAKMAN - BİBER SADECE ACI OLSA KOLAYDI
BİBER SADECE ACI OLSA KOLAYDI
Çocukluğumuzda duymuştuk ilk, milattan önceydi sanırım…
Zeytinyağına, motor yağı karıştırıp satmışlardı. Türkiye günlerce bunu konuşmuştu ne ilkti ne de sondu bu olay ama benim hafızamda ilk olarak yer etmişti… Sonra neler neler katmadık ki…
Kırmızı bibere kiremit tozu, pirince plastik pirinç… kajuyu bile hamurdan üretip satma başarısı göstermiştik(!) sonra içinde bir gram bile süt olmayan peynir icat etmiştik, müthişti zekâmız!
Karabibere; nişasta, yer fıstığı kabuğu, bezelye ve tabii ki boya… Yeni öğrendim tuz da ekliyorlarmış ki ağır çeksin! Tüm bunların yanına sumak, kekik, tarçın gibi baharatları da ekleyebilirsiniz, hilede sınır tanımıyoruz. Eklenen boyalar kansorejenmiş kimin umurunda?
Süt yerine süt tozu koyuyorsunuz, biraz da bitkisel yağ koyun ki yağlı olsun peyniriniz! Sonra tarihi geçmiş bozuk peynirleri ve nişastayı da eklediniz mi alın size peynir… Hem de ne peynir; ülkemizin peynirde öne çıkmış bölgelerimizin adıyla vitrinlerde iştahımızı kabartıyor…
Baklavalara da Antep fıstığı yerine bezelye, nasıl uyuyor ama! Yedik mi, yedik…
Tereyağı mı, o daha da kolay; patates ve margarin karıştırdınız mı alın size halis muhlis tereyağı… Arıları bile bu işlere bulaştırıp suç ortağımız yapmadık mı? Peteklerin yanına şerbet koydunuz mu tamamdır. Arıların da işine geliyor hani, yakında hazır şerbet varken uzaklara gitmeye, çiçek aramaya ne gerek var? Tabii bu en masumu; bir de hiç arı görmemiş ballar var!
Alkollü mevzulara hiç girmeyeceğim zaten biliyorsunuz… Keza sucuk, kavurma da öyle!
Daha ne icatlarımız var bizim ama… artık devir değişti şimdi sebze ve meyveye de el attılar. Sınır kapılarından dönmese, vallahi de billahi de haberimiz bile olmayacaktı, şunun şurasında ne güzel içimiz rahat, yerli malı diyerek yiyip, içiyorduk…
Önce Rusya’dan sonra birçok Avrupa ülkesinden dönmeye başladı; en başta da narenciye ürünlerimizde tolere edilebilirin çok üzerinde ilaç kalıntıları çıkınca… E, ne yapalım, bu hayat pahalılığında çöpe mi gitsin, verin iç piyasaya…
Domates geri mi döndü, gönder sen abi, satarız… Nar, patlıcan ve nihayet biber…
Daha da vahimi, basına yansıyan haberlere göre saydığım son üç üründe zehir boyutuna varacak derecede ilaç kalıntıları çıkmış… Hani hormonlara da alışmıştık; tavukta, çilekte, domateste…
Verin iç piyasaya yeriz, ”biz Türk’üz abi, bize bir şey olmaz!”
Canımızı yakan o fiyatlar var ya, gümrüklerden bu dönenler olmasa fiyatlar öyle bir yükselecek ki elimizi bile süremeyeceğiz; hazreti domatese, bibere, mübarek patlıcana…
Bugünlerde mutlak butlan kelimesi hayatımıza iyice girmişken şu pahalılığa da bir mutlak butlan kararı alınsa, hiç de fena olmayacak!
Onun için demiştim; biber sadece acı olsa kolaydı ama artık zehirli…
TAHİR SAKMAN
23 Mayıs, 2026
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 79 HANİ BENİM ELLİ DİRHEM BULGURUM (KONYALI) 2. KAYIT
Mazhar Sakman - Hani benim elli dirhem bulgurum (Konyalı) 2. Kayıt
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 79 HANİ BENİM ELLİ DİRHEM
BULGURUM (KONYALI) 2. KAYIT
Konya'nın bu en çok bilinen türküsü hakkındaki geniş açıklamayı ilk kaydın yayımında yazmıştım. İlgileneler için link:
https://tahirsakman.blogspot.com/2025/06/mazhar-sakman-turku-hazinesi-22-hani.html
TAHİR SAKMAN
19 Mayıs, 2026
19 MAYIS İLK ADIM İLK KIVILCIM
tanik.net'ki yeni yazım:
Tahir Sakman - 19 Mayıs İlk Adım İlk Kıvılcım
19 MAYIS
İLK ADIM İLK KIVILCIM
Tüm
dünyanın; siyasetçilerin, devlet adamlarının, liderlerin hatta savaş
meydanlarında yendiği komutanların bile gıpta ettiği bir lider…
Ulusumuzun
en zor günlerinde, herkesin umudunu yitirdiği günlerde bile milletine inanmış
ve bu inancını tüm ulusa aşılayan bir büyük adam…
Samsun’a
giderken sadece milletine olan sarsılmaz inancı vardı. Ne Karadeniz’in hırçın
dalgaları ne emperyal güçler ne de onların aleyhte propagandalarıyla kandırılan
yerli işbirlikçileri onu, o kutsal yoldan geri çeviremedi…
Aldığı
tüm kararları Meclis’ten geçirerek geleceğe en anlamlı mesajı da o vermiştir…
O, sadece
köklerine… Anne tarafının “Konyarlar” olan lakabı, Konya’dan göç ettirilip
Balkanlara yerleştirilen “Evladı Fatihan”dan olduğunu gösteriyordu. Keza baba
tarafının kökleri de Konya’dan ayrılıp il olan Karaman’dan, Taşkale’den “Kızıl
Hafızlar” lakaplı Türkmen bir aileye bağlanmaktadır. Atatürk de çok sevdiği ve
en çok gittiği illerin başında gelen Konya’da, iki oğlunu Çanakkale ve
Sakarya’da şehit veren 80 yaşındaki “Abditollu Hüseyin Ağa”yı kendisine “babalık”
olarak seçmiş, Sedirler’deki evinde ziyaret etmiştir. O, sadece milletine
güvendi ve milletinin iradesine…
Kimileri
gibi… İngiliz zırhlısıyla… O, Atatürk ki Karadeniz’in hırçın dalgalarına kafa
tutarcasına taka denilebilecek eski bir gemiyle milletinin sinesine koştu. Tüm
rütbelerini bir çırpıda sıyırıp attı. Onun rütbesi milletinin gönlündeydi… Ve o
rütbe kıyamete dek, Türk Ulusunun verebileceği en büyük nişaneydi; O,
Atatürk’tü, Türk’ün Ata’sıydı…
Bir ulus;
kazmayla… Emperyal işgalci güçlere karşı; süngünün topla, kağnının; kamyonla,
uçakla savaştığı başka bir savaş görülmemiştir. Dünyadaki tüm sömürge
milletlere de örnek olmuştur. Kurtuluş mücadeleleri Atatürk’le başlamış hep onu
örnek almışlardır.
Her ne
kadar doğrulanmasa da Gandi’ye izafe edilen “Atatürk, İngilizleri yenene kadar
onları tanrı sanıyorduk” mealindeki söz, bu anlayışı ifade etmenin ötesinde bir
hakkın teslimidir.
Türk’ün
var oluş mücadelesi sürerken… Cephelerde Mehmetçikler oluk oluk kanlarını
milletine helal ederlerken… Sakarya Meydan Muharebesi esnasında evlenmeyi
düşünenler, gerdeğe girenler de vardı… Oysa Türk’ün gerdeği vatan kurtarmaktı;
kefenlerine gelinlik diye sarılan bacılarımızdı… Bıyığı bile terlememiş aslan
parçalarının, kınalı kuzuların vatan toprağıyla gerdeği vardı…
İdam
fermanları çıkardılar… Gazi için en büyük nişandı bu… İsyanlar çıkardılar, kime
hizmet ettiklerini bilmeden… Kuvayı Milliye’nin karşısına Kuvayı İnzibatiye
çıkardılar, yetmedi sözde fetvalar yayımladılar: Yunan ordusu, halifenin ordusu
sayılırmış…
Hiçbir
güç onları durduramadı. Yedi düveli, yokluklara rağmen denize döktüler… Onun
için her Türk’ün Atatürk’e minnet borcu vardır; bu vatanda yaşıyorsanız,
Atatürk’e ve onun silah arkadaşlarına, aziz şehitlerimize borcunuz vardır…
Bizleri
tebaalıktan çıkarıp yurttaş yapan, bir vatan emanet eden Atatürk’e, gelecek
asırlara Türk’ün damgasını vurması için yolu açan Ulu Önder Atatürk’e elbette
borcumuz vardır ve bu borç; vatanı ve Atatürk’ü sevmekle, ilke ve inkılaplarını
yaşatmakla ödenecektir…
Atatürk’ü
sevmek demek; 1930’lu yıllara takılıp kalmak değildir; bilakis günümüzün
teknoloji, siyasi ve yaşam şartlarının ötesine geçmektir… Hedefimiz; her alanda
Türk’ün adını yüceltmektir, bunun için de nereden geldiğimizi iyi bilmemiz
gerekir. Özgürlüğün anlamını bilmek için önce yedi düvelin işgalini ve
yaptıkları zulümleri bilmemiz, unutmamamız gerekiyor.
Bugün 19
Mayıs, Ata’mızın 107 yıl önce Samsun’a ilk adımını attığı gün… Millet olarak biz
de o gemideydik, ilk adımı birlikte attık, kongreleri birlikte yaptık, birlikte
açtık Gazi Meclisi… Göğüs göğse; kazmayla, kürekle, süngüyle savaştık,
Cumhuriyet’i birlikte ilan ettik, karanlıkla, birlikte yılmadan, geri
çekilmeden mücadele ettik…
19 Mayıs
1919’da atılan o ilk adım; binlerce, milyonlarca adımla sürüyor Ata’m… Senin o
ilk adımın, milyonların adımına dönüştü, geleceğe Türkiye Cumhuriyet’i payidar
olarak yürüyor. Zamanın ötesine kadar da sürecektir; çünkü senin kalplerimizde,
o ilk adımınla yaktığın ışık, evren var oldukça hedeflerimizi aydınlatmaya
devam edecektir.
TAHİR
SAKMAN
AYNI GEMİDEYİZ ATA'M
AYNI GEMİDEYİZ ATA'M
Türk'ün özgürlük meşalesinin ilk kıvılcımının ateşlendiği... Çağdaş Türkiye'ye giden yola atılan ilk adım...
İlk adımın, milyonlarca adıma dönüştüğü bu kutlu günde; Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile silah arkadaşlarını, şehitlerimizi minnet ve saygıyla anıyoruz...
TAHİR SAKMAN
18 Mayıs, 2026
İLK ADIM İLK KIVILCIM
İLK ADIM İLK KIVILCIM
Yarın Samsun’a çıkıyoruz…
O ilk adım, milyonlarca kıvılcıma dönüşecek ve bir
vatan kurtarılacak…
Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, kahraman silah
arkadaşlarına ve aziz şehitlerimize minnet ve saygılarımızla…
TAHİR SAKMAN
17 Mayıs, 2026
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 78 KETEN GÖMLEK DİZE DEK (MENELER)
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 78 KETEN GÖMLEK DİZE DEK (MENELER)
Ülkemizin pek çok yöresinde okunan bu türküyü Mazhar Sakman Konya tavrıyla çalıp söylerken udi Cenap Kendi ile kanuni Kazım Büyükşalvarcı eşlik ediyor.
Türkünün nakaratında geçen Şirvan, Siirt ilimizin bir ilçesidir ayrıca Azerbaycan ve İran’da da aynı isimle şehirler vardır. Azerbaycan’dan veya İran’dan gelen Şirvanlı göçmenlere yakılan bir türkü olabilir.
Konya oturaklarında türkü meneler olarak bilinirken, "nineler" veya "mineler" olarak da isimlendirilmektedir.
Keten gömlek dize dek
Gel gidelim bize dek
Sarılalım yatalım
İlkbahardan güze dek
(aman aman) meneler
Şirvanlı meneler
Küp dibine oturmuş
İnce(e)lekten un eler
TAHİR SAKMAN
16 Mayıs, 2026
GÜNEŞ VE DENİZ SİDELİDİR
tanik.net'teki yeni yazım:
Tahir Sakman - Güneş ve deniz Sidelidir
GÜNEŞ VE DENİZ SİDELİDİR
Güneşin saçlarından dökülen ışıkları yıkadığı, Akdeniz’in tüm sıcaklığıyla sardığı bir prensestir Side…
Güneş ve deniz, bu topraklarda her gün yeniden buluşurken,kadim sevgili olduklarını unutup her gün yeniden âşık olurlar; çünkü aslında her ikisi de Sidelidir…
Agorada alıp sattığı sevgiden başka da bir şey değildir. Kral Yolu’nda yürürken mağrur ama bir o kadar da masum Side’nin, altın çağlarının aslında hiç geçmediğini, saçlarınızı ürpertilerle yalayan tuzlu suların ömrünüze ömür kattığında anlarsınız…
Apollon Tapınağı’nın sunağında, kendinizi hakikat aşkına boynunuzu uzatmış olarak bulursunuz. İçlerinde var olan “kendini bil” sırrı ayan beyan, beyaz bir bulutun güneşin ardına saklanması gibi sırlara bürünür. Görebilirseniz, görmüşsünüzdür…
Antik dünyanın tanrıları, attığınız her adımda yolunuzu keser; dünkü ihtişamlarının hatırına içinizde bir burukluk olsa da onlar, hâlâ efsunlu rüyaların efendileri olarak içimizde bir yerlerde gizlenmişlerdir.
An, yakamoz gibi yaşanır, bu ülkede…
Denizin ve güneşin kardeşliğinde, ânın büyüsü bin yılları aşar gelir ve içinizdeki antik sesleri yeniden duyarsınız. Side sahillerini yalayan bir rüzgâr, Kleopatra’nın nefesini taşır ve Roma’nın muhteşem çağları yankılanır hayallerinizde…
Kral Yolu’nda yürürken kral olmazsınız… taş yollardan süzülen seslerin ışığında, gözlerinizi kapatırsanız başlar yolculuğunuz; fetheden de fethedilen de siz olursunuz. Büyük İskender’e açılan kapılar, bir daha hiç kapanmaz…
Yaşam bir tiyatrodur artık; taş basamaklardan gökyüzüne uzanırken, kaç bininci yıldan sarkan bir replikle irkilirsiniz; bu sizsinizdir, kendinizi tanırsınız ve yeniden hep yeniden keşfe çıkmanın her türlü halidir içinizdeki heyecanlar…
Side; aslında antik bir sestir…
Şu köşede Herodot’tur seslenen; şu köşedeki tanrıdır, tanrıçadır; güçlerini kaybetmiş ama mermer sütunların üzerinde yaşamayı asla terk etmemişlerdir. Mermerin soğuk yüzünü ateşe çevirip mağrur bakışlarla ve biraz da merakla belki de acı bir ifadeyle bu çağa bakarken, bizlere hatırlatmak istedikleri; Side’nin dünü ve bugünüdür ve arka plandaki mesaj ise yaşamın kendi kulvarında yüzerken hep bildiği şeyi yaptığıdır:
Saatlerin alnına vurulan o gerçektir: “Tempus fugit“, zaman geçer…
Oysa insan, geçse de yaşar… Ara sokaklara girdiğinizde sessiz fısıltılar karşılar sizi. Toprağın altındaki gün ışığı açığa çıkar ve ansızın yakalanırsınız: Bir martı sizi kanatlarına alır,altın kumların üzerine sere serpe atar gider.
Geriye sizden ne kalırsa / kalabilirse…
Attığınız her adım, yeni bir keşiftir. Uzaklardan el eden çağrılar, sizi tılsımlı bir dünyaya davet etmez, gizli bir pranganın esiri gibi adımlarınız gönüllü olarak koşar… Hangi zamanın esiri olmayı seçerdiniz?
Dün, dün değildir; tıpkı, bugünün de bugün olmadığı gibi… Hangi yarını almak isterdiniz?
Siz rüzgârsınız, siz güneşsiniz ve siz burada altın kumların efendisi olursunuz, tarihi yazan sizsiniz; şu mermerin içinde asırlardır gizlenmiş duran Platon’un, Aristo’nun veSokrates’in…. Baldıran zehri, burada ölümsüzlük iksirine dönüşür. Ayaklarınızın dibine dökülen bir dünyanın içine saklanmayı seçersiniz. Asırlar artık size muhtaçtır…
Burası Side’dir:
Mağrur ama sevecen bir prensestir; güneşin ve mavinin ve yeşilin tonlarında özgürce dolaştığınız ülkedir. Side;Akdeniz’dir, güneş öteden beri buralıdır ve siz burada, asırların tozlu raflarından başka başka kimliklerle yeniden doğarsınız; çünkü aslında Side sizsinizdir…
Korsan gemisinden yayılan sarhoş şarkıların emanet öyküleridir, sulara dökülen… Hayalet bir gemi gibi yelkenleriniz kırık da olsa asırları dolanırsınız…
Alanya, Side, Antalya… Önceki haftamı, bu coğrafyanın efsanelerle örülü dünyasında geçirirken, Türkmen kültürünün altın bir çadırda hâlâ ayakta durduğunu da gözlemlemek;köklerimizin dinamizmini, kıl çadırların özgürlüğünde gökyüzüne uzanan bir başkaldırının izlerinde görürken,doğaya saygının da zirvesiydi.
Ülkemizin her karışında ayrı / aykırı yaşamların izlerini gördüğümüz zaman düşünmeden edemiyoruz:
Bizlerden yarına nasıl bir iz kalacak?
TAHİR SAKMAN
15 Mayıs, 2026
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 77 FIRIN ÜSTÜNDE FIRIN 2. KAYIT
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 77 FIRIN ÜSTÜNDE FIRIN 2. KAYIT
Mazhar Sakman'ın kaynaklık ettiği bu türkü, İzmir Radyosu'nun bağlama üstadı Yılmaz İpek tarafından notaya alınarak TRT repertuvarına kazandırılmıştır.
Mazhar Sakman 12 telliyle çalıp söylerken udi Cenap Kendi ile kanuni Kazım Büyükşalvarcı eşlik ediyor.
Mazhar Sakman - Fırın üstünde Fırın
TAHİR SAKMAN
14 Mayıs, 2026
DENİZLER DOLU UFKUMUZ
tanik.net'teki yeni yazım:
Tahir Sakman - Denizler dolu ufkumuz
DENİZLER DOLU UFKUMUZ
Ortaokul yıllarımdı, kolejde din dersi öğretmenimize bir soru sormuştum…
68 kuşağının mücadele yıllarıydı, biz henüz çocuktuk, aklımız ermiyordu ama radyolardan, gazetelerden öğrendiklerimiz, ismini duyduklarımız vardı. Soru da bunun üzerineydi. Çok basit bir soruydu aslında ama yanıtı oldukça güç olmalıydı ki…
“Deniz Gezmiş’in suçu ne, niye arıyorlar” demiştim… Oldukça tepki almış ve anlamıştım ki böyle sorular sormak tehlikeliydi… Bu sorunun yanıtını yıllar geçtikçe okuyarak, öğrenerek hatta yaşayarak öğrenecektim…
Bir hıdrellez günü, bahara merhaba denildiği bir günde üç fidan… Oysa binlerce fidan yeşerecekti…
Ülkemizi bazen anlamakta çok zorlanıyorum. Sürgünleri yolmakta üstümüze yoktur, sürgünleri yolmak yerine onları filizlendirip, ülkenin hayrına kullanma imkânı her zaman varken…
Boğazımıza bir şeyler düğümleniyor, diyemediklerimiz nefesimizi kesiyor. İlla ki bir ideolojiye mensup mu olmak gerekiyor? İnsanlar sizi kolayca bir ideolojik aidiyete sokup, kategorize edip hakkınızda peşin hükümler verebiliyor…
Çok uzun zamanlar öncesi… Konya’da, basın toplantılarını takip ettiğim dönemlerde bazı arkadaşlar ben geldiğim zaman “komünist Tahir geldi” diyorlarmış ve ben bunu birkaç yıl önce öğrendiğim zaman çok şaşırmıştım. Adım komünist Tahir’e çıkmış ama benim bundan haberim yoktu! Nasıl bir komünistlik yapmışsam!.. Sanırım toplumsal içerikli yazı ve şiirlerimden dolayı olmalıydı… Meğerse bir tek benim haberim yokmuş komünist olduğumdan...
Ya ondansınız ya bundan…
Ülkemizin yanındayız, aydınlıktan yanayız; tam bağımsız ve özgür yurttaşlar olarak, Yüce Atatürk’ün gösterdiği hedefe yürümek en büyük amacımızdır. İnancımız Atatürk’tür…
Pırıl pırıl gençlerimizi… Ankara Ulucanlar Cezaevi şimdi müze… Geçtiğimiz yıllarda gezmiştim, korkunçtu… Çıkışta beni karşılayan bir sehpa kanımı dondurmuş, günlerce etkisinde kalmış ve o masum ağacın hâl lisanıyla:
/dünyanın en talihsiz ağacıyım bendallarımda yeşerdi sonsuza üç fidan/ demiştim…
Onlar, taburelerini kendileri tekmeleyerek korkuyu,korkutmayı başarmışlardı.
Gençlerimizin ardından ağıtlar değil yaşam sevinci dolu aydınlık günlerin şarkılarını söylemeliydik… Umutlarımız hiç bitmedi; Denizler ufuklarımızı doldurdu, çünkü onlar hep bahardılar:
BAHARDILAR
Umudum sende çocuğum
Aydınlıktır yarınlar
Güneşin kucağında
Yok olur karanlıklar
Yeşerse de darağacı
Özgürlüktür tutkumuz
Sevgi barış türkümüz
Denizler dolu ufkumuz
Bahardı dikti başları
Yürüdüler sonsuza
Üç arkadaştılar
Yazıldılar yıldıza
Deniz Yusuf Hüseyin
Bir destandan kalanlar
Yarım kalmaz bu türkü
Nicesini çağırıyor analar
TAHİR SAKMAN
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









