YAŞAM SEVGİYLE BAŞLAR

26 Temmuz, 2026

GÜLMEK CİDDİ İŞTİR!


tanik.net'teki yeni yazım:

TAHİR SAKMAN - GÜLMEK CİDDİ İŞTİR!


GÜLMEK CİDDİ İŞTİR!

Gülmek bulaşıcıdır… Ve inanılmaz derecede çok ciddi bir iştir!

Hele bizim gibi ciddi… ciddiyetin ötesinde asık suratlı diyemesem de genelde bizler gibi kaşları çatık insanlar için gülmek daha da önem kazanır. Hayal bu ya, haydi o zaman atış serbest:

Tut ki pazara gittiniz…  Herkes gülüyor, fiyatlar alaşağı olmuş, pazarcılar size meyvenin, sebzenin en iyisini elleriyle seçip veriyorlar, bir gülme tutmuş herkesi, inanılmaz…

Üretici dört köşe; mazot ucuz, tohum, gübre fiyatları neredeyse bedava… Ürünü tarladan alıyorlar hem de iyi fiyata… Pazarcı da çok kazanıyor; aracı kalkmış, vatandaşlar sabah erkenden gidip alışveriş yapıyorlar, öğleden sonraları pazarda kimse kalmıyor “iyisi seçilmiştir” diye…

Gülen gülene… Ülke kahkahalarla çınlıyor… Enflasyon yerlerde sürünüyor, bankalar kredi alanlardan değil faiz istemek, üstüne prim teklif ediyorlar! Vekiller maaşlarını yarıya indirmişler, ücretlilerin maaşları ise zirve, görülmüşü yok, gülüyorlar…

Ev sahipleri; kiracı ararken bırakın kira istemeyi, artık üste para bile teklif ediyorlar: “Denize karşı, havuzlu dubleks villa beş yıllığına ücretsiz kiralıktır. Klima, elektrik, su ve aidat giderleri de ev sahibi tarafından kiracıya, kiranın başlangıcında prim olarak peşin ve nakit olarak takdim edilecektir.”  Nasıl, gülersiniz değil mi? (Kiracılar bu kıyağımı unutmayın!)

Emekliler; “İspanya senin, Fransa benim” diyerek yılın yarısında geziyorlar hatta Küba’ya, Amerika’ya bile tatile gidiyorlar… Sadece egzotik meyve yemek için Bangkok’a, kahve içmek için Paris’in bulvar kafelerine bile giden var…

Bu fakir Alman emeklileri de Antalya’da denize karşı oturup, soğuk bir şey içmeyi de matah bir şey sanıyorlar… Kesin bizi kıskanıyorlardır!

Milletçe koro halinde gülüyoruz… Ne de olsa Nasreddin Hoca’nın torunlarıyız öyle değil mi? Nereye baksak gülünecek bir şey çıkıyor karşımıza; gülmeden geçmeniz ne mümkün?

Trafikte mesela; herkes öyle bir kibarlaşmış, öyle bir kibarlaşmış ki… sürücülerin birbirlerine yol vermeleri yüzünden trafik karma karışık, ilerlemek ne mümkün! Bir kilitlenen trafiğe bir de insanların nezaketine bakıp yedi ceddinizle birlikte gülüyorsunuz!

Gündelik yaşantımızın içerisinde öyle olaylar yaşanıyor ki bazılarına “gülmek bile az geliyor” desek yeridir. Hele başkasına yapılanı gördüğümüz zaman bizi kahkahadan yerlere yatıran bir olay, bizim başımıza geldiği zaman ağlamaktan beter oluyoruz.
Sonuçta bir şekilde gülüyoruz gülmesine ama…

Galiba acı acı gülüyoruz…

TAHİR SAKMAN




 

25 Temmuz, 2026

GÜNEŞİN GÖLE TESLİM OLDUĞU ŞEHİR: BEYŞEHİR


 

GÜNEŞİN GÖLE TESLİM OLDUĞU ŞEHİR: BEYŞEHİR
 
Dün Beyşehir’deydim…
 
Festival için değildi ama… yüksek ses, ışık ve kalabalık ortamlara olan hassasiyetim nedeniyle bir de konserin saat 22.00 gibi geç başlaması yüzünden erkenden ayrıldım ki doğru yapmışım:
 
Beyşehir çıkışı bizi yakalayan yağmur, Kızılören’e kadar eşlik etti ama öyle böyle değil sanki tufan oluyordu. Sileceklerin yetişmediği, zaman zaman önümüzü görmekte zorlandığımız bir yağmur…
 
Göl suları yükselse de kamışların boyu, gölün can çekişen feryadı gibi uzamıştı. Festival alanında kurulan panayırda satıcıların çokluğu göze çarparken, yiyecek ve içecek stantlarındaki hijyeni anlatmaya gerek duymuyorum!..




 
Asıl anlatmak istediğim Beyşehir’in merkezinde yer alan, göl ve gurup manzarasıyla dünyanın en güzel parkı olmaya aday bir alanı nasıl kullandığımızla ilgilidir.
 
Bu park, bu göl “Konya’da merkez ilçe belediyelerinin elinde olsaydı” diye iç geçirmeden edemiyor insan.
 
Parkın bakımıyla alakalı Konya Büyükşehir Belediyesi ile Beyşehir İlçe Belediyesi arasında bir yetki tartışması varmış… Bu yüzden parkın bu halde olduğunu söylediler, konuştuğum bazı Beyşehirliler.




 
Çimlerin üzerine "çitlek çitleme" kalkmış gibi görünüyor ama… o kadar bakımsız ve sinek dolu ki… yok ben yazmayayım… Gidin kendiniz görün hem gitmişken balık da yersiniz…
 
Dün, havanın bulutlu olmasından dolayı güneşi, göldeki sevgilisine teslim edemesem de…
 
Güneşin, eski sevgiliye kavuşurcasına kendini göle teslim ettiği anlara onlarca kez şahitlik etmiş birisi olarak; “göle ve parka kıymayın efendiler” diyorum…
 
@Konya Büyükşehir Belediyesi
 
@Beyşehir Belediyesi
 
TAHİR SAKMAN





15 Temmuz, 2026

AŞKIN RENGİNE BÜRÜNEN KADIN


 

tanik.net'teki yeni yazım:


TAHİR SAKMAN- AŞKIN RENGİNE BÜRÜNEN KADIN


AŞKIN RENGİNE BÜRÜNEN KADIN
 
Bu şehir efsunlu bir şehirdir; burası âşıkların ana vatanıdır…
 
Âşık Şem’i boşuna dememiştir, “Ordadır âşıkların açık livası Konya’nın” diye… Bu aslında Çatalhöyük’ten beri böyledir, insanlık serüveninin başladığı topraklarda… Aşk; bu şehirden dünyaya dağılmıştır, ismini bile âşıklardan alan şehirdir Konya…
 
Hani efsanelerdeki o ilk Konyalı; sevdiği kızı, şehirdeki genç kızlara musallat olan ve her yıl birinin canına kıyan o canavara, aşkı adına karşı koyan ve sevdiği kızın canını kurtaran ve canavarı aşk adına, sevda adına yok eden Konyalı…
 
Şehir halkının, resimlerini ikonalara nakşedip şehrin duvarlarına asarak vefa borcunu ödediği sonra adını bu tasvirlerden alıp “İkonium” denilen şehir...  Şimdilerde Konya, bir diğer adıyla “Kâbetü’l -uşşak”; aşkın Kabe’si… Hz. Pir’e ev sahibi olmanın onuru…
 
Merhum Ahmet Kabaklı “Mevlâna” isimli kitabında söz eder; Çengi Tavus, Ziyaeddin Hanı’nda oyuncu bir kadındır ve şehirde ün yapmıştır. Lakabı gibi narindir ve dansı izleyenleri hemen etkisi altına almakta, tavus kuşu gibi görenleri büyülemektedir. Hz. Pir’i davet ettiğini ve Hazretin icabet ederek geldiğini de anlatır kaynaklar… Sonrası tam bu şehre yakışır bir hikâyedir.
 
Çengi Tavus, Mevlâna’yı görünce ah eder, feryadı figana başlar ve hakikatin aşkına yanar. Bu yanma öyle bir yanıştır ki Zümrüdüanka kuşu gibi her yanışında, küllerinden yeniden doğacaktır. Kendini inzivaya verir, dünyadan el, etek çeker. Meram’da bir hücrede zaman zaman yükselen ney sesi ondan haber veren tek sestir…
 
Bir gün ney susar… Koşarlar ama Tavus Ana sır olmuştur… Hücrenin içinde buldukları birkaç tavus tüyü onun hakikate erdiğini, beka âlemine doğduğunu anlatır…
 
Bugün Konya Meram’da, Tavus Baba ismiyle bir erkeğe izafe edilen türbenin aslıdır bu efsane…
 
Tahir ile Zühre’nin türbesi de bu şehirdedir. Bu şehir; bağrı yanmışların, âşıkların mekânıdır… Dün böyleydi de bugün farklı mı? “Irmağı takip edersen” der Mevlâna “denize ulaşırsın…”
 
Leyla aşkını bilmeyen Mevlâ aşkını nasıl bilir? Aşkın izi hakikate çıkar, aşkı takip edersen yolun hakikate çıkar… Bu şehirde âşıkların bayrağı daima açıktır. Âşıklar, dün olduğu gibi bugün de bu şehirde aşkın sancağı altında toplanırlar…
 
Aksaray, Ortaköy, Cumali köyündendir Sultan Özcan… Gönül bu ya, genç yaşta âşık olduğu öğretmeniyle evlenir, henüz 15 yaşındadır, hayatı tanımadan aşkı tanımıştır.
 
Aşkı tanımayan ne bilsin hayatı?
 
Eşi öğretmendir; Hakkâri sokaklarında gezerlerken kırmızılar giymiş bir kız görürler, eşi çok beğenmiştir. Kıskanır, ertesi gün gider kırmızı elbiseler alır. O gün bugün, kırmızıdan vazgeçmez.
 
Bir kitabımda yazmıştım: “Hayat aslında kırmızının tonlarından ibarettir…”
 
Her güzel şey biter, her masal biter; peki, aşk biter mi? Ya biterse aşk olur mu?
 
Sultan Hanım’ın evliliği biter, şiddet ve geçimsizlik ama asıl neden çocuğunun olmamasıdır. Önce köyüne döner sonra… Hani Âşık Şem’i ne demişti: “Ordadır âşıkların açık livası Konya’nın…” O da âşıkların bayrağı altına sığınır. Kırmızıdan başka giyinmez. Tepeden tırnağa “aşkın boyasıyla” boyanır. Konya sokakları onunla, aşka yeniden selama durur.
 
O, şehrin yeni Tavus Ana’sıdır… Aşkın rengiyle dolandığı sokaklarda ilk aşkının yolunu gözler, onun da kendisini sevdiğine inanmıştır, bir gün gelecektir… “Sultan Ana” derler ona, “kırmızılı kadın” derler… Şehir, onu gördüğü anda zamanı durdurur; çünkü o, aşk olmuştur ve aşk, saygı gerektirir. Bu bize Mevlâna’dan mirastır.
 
Âşıklara zaman, mekân ne ki? Yalan dünyada olmazsa, hakikate doğduğunda olacaktır… İlla olacaktır; aşkın gücüdür bu… Yeter ki siz aşka bürünün… Âşık olmayan ne bilsin?
 
Hz. Pir’e sormuşlar, “aşk nedir?”  Yanıt oldukça net, “ben gibi olursan anlarsın!” Aşk olmayan aşkı nasıl anlar?
 
Aşka bürünen kadın 74 yaşında sır oldu. Onun rengine bürünen kırmızı elbiseleri kalplerimize emanet. Bu şehrin ne ilk hikâyesidir bu ne de son… Burası âşıkların Kabe’sidir. Buradadır âşıkların yüzyıllardır dalgalanan bayrağı…
 
Konya toprağı bir âşığa daha bağrında yer verirken, gökyüzündeki nurdan ayak izleri yolunu aydınlatıyor, Yunusça; “ölürse ten ölür / canlar ölesi değil…” Konya’da yer yerinden oynadı toprağa emanet edilirken, sanki tüm Konya sözleşmiş gibi bu âşık kadına son vazifesi için gelmişti. Halk oradaydı, kırmızı giyen kadınlar da… Ateş kırmızısı karanfillerden toprak görünmez olmuştu. Âşıklar ölebilir ama aşklar asla…
 
Ey aşkın rengine bürünen kadın, Konya seni unutmayacak!..
 
TAHİR SAKMAN




 

 

 


14 Temmuz, 2026

İŞTE MANZARA İŞTE ÇAY 10 LİRA


 

İŞTE MANZARA İŞTE ÇAY 10 LİRA
 
Bu şehirde güzel şeyler de oluyor.
 
Hep şikâyet edecek değiliz ya, alkışlanacak işler de yapılıyor. “Akyokuş Palye Kafe” manzarası ve fiyatlarının uygunluğu nedeniyle özellikle yaz akşamlarının vazgeçilmez mekânı olmaya aday bir sosyal alan olmuş.




 
Fiyatlar da oldukça makul, herkesin faydalanabileceği seviyelerde. Beni de en çok sevindiren bu oldu. Belediyelerin sosyal alanlardaki fiyatlandırma politikası buraya fazla uğramamış. Henüz mutfak kısmı açılmamış ama çay, kahve ve benzeri içeceklerle hizmet veriyorlar.  




 
Çayınızı kendiniz götürüp de içmeniz mümkün, gedavet rüzgârı altında banklara oturup manzaranın keyfini çıkarabilirsiniz. Sadece otopark parası ödemeniz gerekiyor. Konya Büyükşehir Belediyesi bu sefer çok doğru ve halkın yararına, herkesin faydalanabileceği bir projeye imza atmış.
 
İsmine takıldım… "Palye" kelimesinin kökeni Fransızca, daha bizden bir isim koysak olmaz mıydı demeden geçemiyor insan… "Akyokuş Kafe" bile yeterli olurdu. İlla yabancı bir kelime kullanmak zorunda değiliz!




 
Panoramik Konya manzarasının keyfini çıkarmak için bence gün batımından sonrasını tercih edin; çünkü yükselen betonlar canınızı sıkabilir ama akşamdan sonra giderseniz göreceğiniz yıldızlar gibi ışıl ışıl parlayan bir Konya olacaktır.




 
Işıltıların altına gizlenen hikâyeler ise… zaten kimseyi ilgilendirmiyor nasılsa, bırakın şairler ağlasın… Siz için çayınızı keyfinize bakın, bu manzarada çay on lira…
 
@Konya Büyükşehir Belediyesi
 
TAHİR SAKMAN




 
 

08 Temmuz, 2026

ŞEFİK CAN CADDESİ ÜZERİNE (KONYA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ’NİN DİKKATİNE)


 

ŞEFİK CAN CADDESİ ÜZERİNE (KONYA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ’NİN DİKKATİNE)
 
Şehrimizin son yıllarda en çok prim yapan bir bölgesi…
 
Peş peşe dikilen rezidanslar (!), siteler vs. … Şehrin varoşu konumundan, imar değişikliği sonrası verilen yüksek katlarda yaşamaya çalışan daha doğrusu can çekişen lümpen kültürün, şehirli, aristokrat bir yapıya dönüşmeye çalışması ve bu süreçte yaşanan kültür çakışmalarının getirdiği çatışmalar olsa da  bölgede asayiş, emniyet güçlerinin aldığı önleyici tedbirler sayesinde üst seviyededir.
 
“Şefik Can Parkı”, şehrin göz bebeği… Özellikle sabah spor yapanlardan tutunuz, sıcak akşamlarda ailecek piknik yapılan, nefes alınan bir sosyal alan… Aktivitenin, aksiyonun bol olduğu bir park…
 
Akşamları, caddede çok ciddi bir trafik oluşmaktadır. Yeterli trafik önleminin olduğunu söylemek zor… Ahmet Keleşoğlu Kültür Merkezi’nin köşesindeki ışıklardan, Kibrit Camisi’ne kadar olan 1,5-2 km’lik bölümde bir tane bile yaya geçidi olmaması, yayalar için çok ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Otobüsten indiniz, karşıya geçebileceğiniz yaya geçidi yok! Her iki yöndeki hızlı akan trafikten geçmeniz kolay olmasa gerek. Buna bir de hız limitlerine uymayan sürücülerimizi de eklerseniz, bölge insanının sıkıntılarını anlamak kolay olacaktır.  
 
Orta refüjdeki çalıların ağaç dikmek için gelişi güzel kesilmesi gerek görüntüyü bozması ve gerekse oluşan boşluklardan rastgele geçilmeye çalışılması da olası kazalara zemin hazırlamaktadır. Daha önceleri, çalıların arasında belli yerlere bırakılan geçitler yerine herkes kendine en yakın yerden geçmeye çalışmakta ve tehlikeyi büyütmektedir.  Estetik açıdan da çalıların düzgün kesilmemesi görüntü kirliliğine neden olmaktadır. Çalıların düzeltilmesi ve boşluk bırakılmaması bu sorunu ortadan kaldıracaktır.




 
Karşıdan karşıya geçmek için trafik lambalarına kadar -ki bu 1,5-2 km civarındadır- kimsenin yürümeyeceği bellidir, caddeye en azından otobüs duraklarını olduğu veya daha uygun yerlere yaya geçidi yapılması önem kazanmaktadır.
 
Caddede az olmakla birlikte motorların veya otomobillerin hız limitlerinin çok üzerinde seyretmeleri ciddi tehlike yaratmaktadır. Olası kazaların önüne geçmek için belki de caddeye set yapımı da düşünülmelidir.
 
Dikkat ettiyseniz “Şefik Can” ismini yaygın kullanımın aksine ayrı yazdım. Doğrusunun da bu olduğunu düşünüyorum. Bir bölgeden ismi alınmış olsaydı, birleşik yazımı doğru olurdu ama merhum Şefik Can’ın ismini verdiyseniz ayrı yazmak zorundasınızdır. Merhumu anlatırken soy ismini birleşik yazmıyorsanız burada da yazmayacaksınız. Türkçemizin doğru kullanımı için kamu kurum ve kuruluşlarına olduğu kadar basınımıza da önemli görevler düşmektedir.   
 
Herhangi bir olumsuzluk yaşanmadan gerekli önlemlerin alınacağını umuyorum…


@Konya Büyükşehir Belediyesi


@Selçuklu Belediyesi
 
TAHİR SAKMAN

05 Temmuz, 2026

MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 82 HAFIZ MEKTEPTEN GELİR


 

MAZHAR SAKMAN - HAFIZ MEKTEPTEN GELİR


MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 82 HAFIZ MEKTEPTEN GELİR
 
Konya oturak repertuvarının vazgeçilmez türküleri arasında yer alan bu eseri merhum Mazhar Sakman, 12 telliyle çalıp söylerken kendisine udi Cenap Kendi ile kanuni Kazım Büyükşalvarcı eşlik ediyor.
 
Türkü metnini, tarafımdan hazırlanan ve Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından dijital olarak yayımlanan “Türkü Hazinesi Mazhar Sakman” isimli eserimde bulabilirsiniz. Kitabı aşağıdaki linkten ücretsiz olarak indirebilirsiniz:
 
 https://www.dijitalkitabim.com/kitaplar/konya/hatiratlar/mazharsakman/index.html
 
TAHİR SAKMAN
 

03 Temmuz, 2026

UTANMAYANLARIN YERİNE UTANMAK


 

tanik.net okurları için yazdım:


TAHİR SAKMAN - UTANMAYANLARIN YERİNE UTANMAK


UTANMAYANLARIN YERİNE UTANMAK
 
Bu gençler hep böyle yapıyor, büyüklerine kötü (!) örnek oluyorlar… Büyüklerinin kirlettiği doğayı temizleyip bir de branda asıyorlar, üstelik isimlerini de yazmıyorlar!.. Ama öyle kibarca bir mesaj vermişler ki ben utandım, utanmayanların yerine!..
 
Hep olumsuz haberlerle gündeme gelecek değiller ya, kendi geleceklerine sahip çıkıyorlar; tıpkı Kızılderili atasözünde olduğu gibi: "Yeryüzü bize atalarımızdan miras kalmadı, çocuklarımızdan ödünç aldık." Ve gençlerimiz çevreye sahip çıkarken biz büyüklere (!) de ders veriyorlar, astıkları pankartla…
 
Konya’ya yaklaşık 20 km mesafede bulunan Altınapa Barajı’nın çevresi su koruma havzası ilan edilmesine rağmen mangalcılarla, balık tutma sevdasındaki vatandaşlarımız yüzünden, çevre felaketini anımsatan görüntüler ortaya çıkıyor… Bir avuç kalan yeşilin bu kadar hunharca kullanılması, geleceğimize ihanet değilse, nedir?
 
Altınapa Barajı, Konya’nın en önemli su kaynağı, şehrin içme suyunun büyük bölümünü karşılıyor. Peki, biz bu su kaynağını nasıl koruyoruz?
 
Barajın etrafı tel örgülerle çevrili ve üzerlerinde uyarı levhaları olmasına rağmen tel örgülerin kesilmiş tarafından gerek balık tutma ve gerekse piknikçilerin mangal aşkı yüzünden şehrin su kaynağı, sağlık koşulları açısından sürekli tehdit altındadır. Çadır kuranlar da cabası olmalı!..
 
Özellikle bir hafta sonu Değirmenköy’e doğru giderseniz, bu hazin durumu yakından görebilirsiniz. Mangal ertesi kalan çöpler; poşetler, pet şişeler, kola kutuları, şişeler… İçinizin acımaması mümkün mü?
 
Belediye ne yapsın? İçeceği suyu korumayan, çevresini temiz tutmayan insanlara belediye ne yapabilir ki? Sorunun kaynağı bizde, arıza bizde…
 
Barajı, Beyşehir istikametinde birkaç yüz metre geçince gençlerin pankartı sizi karşılıyor ve umutlarımızı yeşertiyor:
 
“Burası eskiden çöplüktü… Doğa çöplük değildir ve onu korumak ortak görevimizdir. Lütfen çöpleri çöp kutularına atalım ve bu alanı birlikte temiz tutalım. Bizce bunu başarabiliriz.”
 
 Başarabilir miyiz bilmiyorum ama başarmaktan başka çaremiz de yok!
 
Gençlerimiz mütevazı oldukları kadar zekiler de:
 
“Bu alanı kimin kirlettiği bilinmiyor. Temizleyenlerin de bilinmesine gerek yok.”
 
Konya, bozkırın ortasında, yağışın az olduğu uçsuz bucaksız bir ova, buğday ambarı… Bu nedenle yeşil doku bizim için çok daha farklı anlamlar taşır.
 
Ve bizler, çocuklarımızdan ödünç aldığımız çevreyi daha yeşil bir dokuya bürümeden teslim etmemeliyiz.
 
Duyarlı gençlerimizi kutluyorum; onlar sayesinde ne yapmamız gerektiğini hatırlıyoruz dahası öğreniyoruz.
 
Bu gençler bunu hep yapıyor, iyi ki yapıyorlar; bir umudumuz sizde kaldı zaten gençler…
 
TAHİR SAKMAN




 
 
 

 

01 Temmuz, 2026

MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 83 ATIM ARAPTIR BENİM


 

MAZHAR SAKMAN - ATIM ARAPTIR BENİM


MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 83 ATIM ARAPTIR BENİM
 
Yurdun pek çok yerinde okunan bu türküyü merhum Mazhar Sakman Konya tavrı ve 12 telliyle yorumluyor.
 
TAHİR SAKMAN

26 Haziran, 2026


Dün, Antalya'ya giderken Altınapa Barajı ile Beyşehir Gölü'ndeki su seviyelerinin yükseldiğini görmek içimize su serpti ama göl kenarındaki bitki örtüsünün kontrolsuz büyüdüğünü görmek üzücüydü.


Gölü tehdit ettiğini görmek için uzman olmak gerekmiyor sadece çevre duyarlılığınızın olması ve gelecek nesiller için kaygılanmanız yetiyor.


TAHİR SAKMAN



24 Haziran, 2026

FİYAKALI MEZAR TAŞLARI


 tanik.net'teki yazım:


TAHİR SAKMAN - FİYAKALI MEZAR TAŞLARI

FİYAKALI MEZAR TAŞLARI
 
İçinizde ne var bilmiyorum…
 
Pazarlıklar, hınçlar… ne biriktirdiniz?
 
Ermenekli Kel Şair’i bildiniz mi? Hasan Rüştü…
 
1896 yılında Ermenek’te doğmuş, aydın bir insanımız. Aydın olunca da sürgün kaçınılmaz olur ve İzmir’e sürülür. İzmir’de meşhur hiciv ustası Şair Eşref’le tanışır ve Şair Eşref, onun için şu dörtlüğü söyler:
 
/Yıkmaya çalıştı pek çok rüzgâr
Etti Mevlâna himaye yıkılmadı
İftihar etsin vücudunla vatan
Ermenek’ten senin gibi bir kel çıkmadı/
 
Sadece Ermenek’te mi? Geçtim Ermenek’i, Konya’da bile hâlâ çıkmadı… Zaten bu gidişle çıkacağı da yok, üzgünüm…
 
Şair Eşref böyle der de bizim Kel Şair durur mu? Uzun yıllar önce Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi Müdürü merhum Lütfi İkiz’den dinlemiştim, unutmadığıma hâlâ şaşarım:
 
/Şair Eşref ‘seng-i kabri çalacaklar’ diyerek
‘Gelmesin kabrime Allah için hiç kimse’ diyor
Ben ne taşta ne toprakta değilim de yalınız
Kefenim çalacaklar diye aklım gidiyor/
 
Kaderin cilvesine bakın ki Şair Eşref’in mezar taşını çalarlar… Kel Şair'in kefeni çalınmış mıdır, onu bilemem! Bendeniz ne kefen derdindeyim ne mezar taşı… Hani Karaman’da meşhur hikâyedir:
 
Adamın karısı ölmüş, kefen parası bulamamış, örtmedeki (Konya’da kerpiç evlerde bulunan gömme dolap kapaksız olur ve bir perdeyle örtülürdü) basma perdeyi kefen yapmış ve “Kefenin de pek allı güllü basmadan oldu Fadime’m ama idare et, bu yıllık da böyle olsun” demiş… Sanki kadıncağız bir daha ölecek de gelecek yıl kefenin iyisini alacak!
 
Hiç takılmıyorum, bir beklentim de yok… Merhum Ferit Kam’ın, Süleyman Nazif için söylediği şu dörtlüğü, tasavvuf erbabı çok söyler:    
 
/Sağlığında nice ehl-i hünerin
Bir tutam tuz konmaz aşına
Önce öldürürler onu açlıktan
Sonra türbe dikerler başına/
 
Ne kefeniniz ne mezar taşınız; üstümde mavi bir gökyüzü olsun sevgiden yeter, bir de yıldızlar göz kırparsa… Hani, Nazım ne demişti:
 
/Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
- öyle gibi de görünüyor-
Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni
ve de uyarına gelirse,
tepemde bir de çınar olursa
taş maş da istemez hani.../
 
Ne işim olur ki? Nasıl ki bugüne kadar olmadı, bundan sonra hiç olmaz… Haydi size hayırlı işler, bol güneşler… Bu şiir de bendenizden olsun:
 
ELEK UN MESELESİ
 
sizinle ne işim olur ki benim
hele bu saatten sonra
eleği duvara asmadım ama
unu çoktan elemişim
 
felek bile baş edemedi beni de
koyverdi kendi halime
size kalsa çoktan ölmüştüm
yaşarken cehennemin dibinde
 
ne kefen isterim sizden
ne fiyakalı mezar taşı
hem cebi de yok madem
şimdi yiyin fırsat varken
 
yaşamın içindedir benim yerim
yaşadım mı yaşadım
dibi nerede görünür bilemem
yine de suyunu çıkarmayın derim
 
bilin gözüm kalmaz arkada
doğa gibi dostum varken
gam yok ortada kalırsam da
tenim topraktır ruhuma doğarken
 
TAHİR SAKMAN




19 Haziran, 2026

ATATÜRK KİM BİZ KİM?



tanik.net'teki yeni yazım:


Tahir Sakman / Atatürk kim biz kim?


ATATÜRK KİM BİZ KİM?

 
Gün geçmiyor ki ülkemizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aziz hatırasına dil uzatılmaya cüret edilmesin…
 
Ne bilimsel ne sosyal ne siyasi… hiçbir vasfı olmayanların, bırakın topluma bir katkı sağlamayı, kendi yaşamlarında bile çapsızlıkları ortadayken, kendilerine Atatürk’ü ve silah arkadaşlarını, Cumhuriyet’imizin kurucu kadrolarını hedef almaları, gafletin hatta cehaletin de ötesine geçmiştir.
 
Oysa kendimize bir baksak; Atatürk kim, biz kim?
 
57 yıllık ömrüne, dünyanın gıptayla baktığı bir büyük lider… Savaş meydanlarında geçirdiği yaşantısını milletinin kurtuluşuna adamış, bu uğurda yedi düvelle, taviz vermeden sadece ve sadece milletine güvenerek mücadele etmiş ve bunda da başarılı olmuş bir deha…
 
Onlar; savaş meydanlarının, can pazarlarının orta yerinde varoluş mücadelesi verdiler… Kafe köşelerinde, nargile dumanları altında klavye kahramanlığı yapıp sallamıyorlardı. Dipçikle, süngüyle bu vatanı kurtarırken, bize özgür bir ülke bırakmanın kıvancıyla doluyorlardı. Atatürk sayesinde padişaha kulluktan kurtulup, özgür yurttaşlar olarak makam ve mevki sahibi olduğumuzu ve onun kurduğu Cumhuriyet sayesinde “adam” yerine konulduğumuzu unutmamak gerekmiyor mu?
 
Bu kadar vefasız olmayı nereden öğrendiniz? “Mektebi mi var” demeyeceğim!
 
Dini duygularınızı referans gösterdiğinizi sanıyorsunuz oysa çok yanılıyorsunuz; bugün ülkemizde ezanlar gürül gürül okunuyorsa, din görevlileri yetişiyorsa bunu Atatürk’e borçlu değil miyiz?
 
Emperyallerin, yenilgiyi hazmedemeyenlerin, Lozan’ı sindiremeyenlerin oyununa geliyorsunuz. Türklerin özgür bir devlet kurmasını ve bunu demokrasiyle taçlandırmasını kabullenemeyenlerin tuzaklarına düşüyorsunuz.
 
Her türlü iftirayı atmaktan da sıkılmıyorsunuz. Burada yazmaktan ar edeceğim iftiraları yüzünüz kızarmadan nasıl yapabiliyorsunuz? Oysa iftira atmanın en büyük günahlardan biri olduğunu bilmiyor musunuz da bu kadar net bir konuda kul hakkına girmekten çekinmiyorsunuz?
 
Dünyanın bir başka ülkesinde, bizdeki kadar, kendisine özgür bir yaşam bırakan insanlara karşı olumsuz düşünce taşıyan insanlar var mı bilmiyorum. Başları ne zaman sıkışsa Atatürk’e ve arkadaşlarına saldırmaya çalışıyorlar.
 
İngiliz’i anlarım; Yunan’ı anlarım, İtalyan’ı, Fransız’ı anlarım hatta Amerikalıyı da anlarım; emperyal emellerini Atatürk sayesinde gerçekleştirememiş olmanın acısını taşıyan dahası Türk süngüsünden kurtulmak için kendilerini Ege’nin serin sularına atanların kuyruk acısını da anlıyorum ama size ne oluyor kuzum?
 
Kimileri dini hassasiyetleri gerekçe göstermeye çalışıyor… Camilerde ezan okunmuyor mu, Yunan kovulmasaydı okunacağını mı sanıyorsunuz?
 
Namaz kıldınız da karışan mı oldu, orucunuzu tutmayın diyen mi var? Zekât verdiniz de engellendiniz mi? Hacca gidemiyor musunuz? Dini, diyaneti doğru öğrenelim diye Diyanet teşkilatını kuran, ilk imam hatip okulunu açan kimdir, biliyor musunuz? Camileri cebinden harcadığı parayla kim restore ettirmiştir, Kur’an’ın Türkçe mealini kim yaptırmıştır?
 
Atatürk ilke ve inkılapları, bu ülkenin çimentosudur.
 
Atatürk; bu ülkenin beka sebebidir…
 
Varlığımız, varlığına armağan olsun…
 
TAHİR SAKMAN
 

 


  


 

15 Haziran, 2026

TÜRKÜDEN ÖTE


 

 HİKÂYELERİYLE KONYA TÜRKÜLERİ - TAHİR SAKMAN


TÜRKÜDEN ÖTE
 
Bu aslında konserden çok öte bir şeydi…
 
Bir daha yapılır mı, ne zaman yapılır bilmiyorum ama asırlardan süzülen bir harsın, türkülerde yeniden yaşam bulmasıydı… Kırk yılı aşkın bir süreçte yaptığım araştırmaların, derlemelerin sonucu olarak ortaya çıkan bir kültür birikiminin söze / saza dökülen haliydi…
 
Değerli müzisyen arkadaşlarım; Hamdi Özdinasti, Selman Seğmenoğlu, Kürşat Ertürk, Süreyya Solak, Mevlüt Beyaz ve Veli Güçlü, bu müstesna konserde ecdadımızın sesi soluğu oldular, onlara ne kadar teşekkür etsek azdır.
 
Çok uzun yıllardır yapmayı planladığım bir projeydi; her ne kadar daha önce benzer nitelikte Konya türküleri özelinde iki konser yapmış olsak da türkü türkü hikâyesini anlatıp, dinlediğimiz bir formatta ilk defa yapılıyordu. Hikâyelerinden sonra türküleri dinlemenin duygusal heyecanını hep birlikte yaşadık, ayaklarımız yerden kesildi; Selçuklu asırlarında dolandık şehr-i Konya’nın efsunlu sokaklarında adeta bir gezintiye çıktık…


Uzun yıllardır şehrin sanatına katkı yapmak için çabaladığını bildiğimiz Sayın Ahmet Köseoğlu’nun şahsında salonlarını bize açan Yazarlar Birliği Konya Şubesi’ne de teşekkür ederiz.
 
Bu konser aslında bir belgeseldi, Konya türkülerinin sanat yönünü gelecek kuşaklara emanet ettiğimiz bir programdı. Geleceğin folklorcuları, Konya’nın nasıl bir kültür zenginliği içinde olduğunu görebilecekleri dahası yaşayabilecekleri bu türküleri zamanın insafına terk etmeden kayıtlardan ulaşabilmeleri tek amacımızdı. Ne kadar başardığımıza artık tarih karar verecek ama bizlerin içi oldukça rahat. Kırk küsur yıldır yazdığım yüzlerce makale geleceğin araştırmacısına küçük bir pırıltı olursa vazifemizi yapmış sayacağım…
 
Programı izleyemeye gelemeyen türkü dostları, Selçuklu Konya’sının sesini canında duymak isteyenler Youtube’da aşağıdaki linkte izleyebilirler:
 
https://www.youtube.com/live/tcU27P8Bq54
 
TAHİR SAKMAN

13 Haziran, 2026

HİKÂYELERİYLE KONYA TÜRKÜLERİ KONSERİ



 


tanik.net'teki yeni yazım:


HİKÂYELERİYLE KONYA TÜRKÜLERİ KONSERİ
 
Bu şehr-i Konya çok enteresan bir şehirdir…
 
Üzerinde bin yılların izi vardır; sürebilirseniz, size öyle sırlar açar ki şaşırırsınız… Kendinizi evrenin merkezinde bulmanız işten bile değildir…
 
Muhafazakârız doğrudur; ama bu bağnazız anlamında değildir. Dini hassasiyetlerimiz her ne kadar yüksekse de hoşgörü bize Hz. Pir’den emanettir. Öncesi de vardır elbette… Eflatun-u İlahi (Platon) bu şehrin her köşesine bir iz bırakmıştır. Konya Ovası’nın bir iç deniz olduğu ve bu denizi Eflatun’un bir tedbirle kuruttuğu söylenir… Kadim bir şehirdir; birçok medeniyet geçmiştir, ortak özellikleri; hiçbir medeniyet, kendinden önceki medeniyeti dışlamamış aksine kendi medeniyetini, mirasçısı olduğunu varsayarak onun üzerine kurmuştur.
 
Türkülerimiz bile oldukça farklıdır; tezene vuruşundan tutunuz doğuş hikâyelerine varana kadar… Konya şehir muhiti musiki meclisleri diğer adıyla Konya oturakları, bir büyük harsın günümüze taşınmasının en önemli kaynaklarından bir tanesidir.
 
Seferberlik yıllarında önce damadını asker eder Alim(e) abla veya halkın taktığı isimle Alim Hoca… Arkasından kocası ve oğlunu da yollar… Yokluk yıllarıdır, Türk’ün ateşle imtihanı olduğu yıllardır.
 
Kadınlara cuma günleri evinde vaaz eden, onlara kendi yazdığı şiirleri, ilahileri okuyan Alim Hoca da tıpkı diğer Konya kadınları gibi, kadim bir başkentin kadını olarak başı her zaman diktir… Balkan harbinde damadını şehit vermiş gözyaşlarını içine akıtmıştır.
 
Konya’nın neredeyse her evine her gün bir şehit, bir gazi haberi gelmektedir ama o kadınlar, evlatlarının bu günler için olduğunun bilincindedirler.
 
Eşi ve oğlu Suriye (Filistin) cephesindedir Alim Hoca’nın… Oğlu Alişan’ın şehit haberi gelir… Bir sabah namazı sonrası pencereyi açar ve Menteşeli (Muğla, Aydın yöresinin genel ismi) olan komşu kadına hitaben seslenir de seslenir. Konya semalarından taşan sesini hâlâ duyabilirsiniz:
 
Menteşeli Menteşeli
Del’oldum derde düşeli
Üç yıl oldu yâr gideli
Kaldım evlerde yalınız
 
Loras’tan bir bulut ağdı
Sulu sepken karlar yağdı
Yolcularım hanlarda kaldı
Kaldım evlerde yalınız
 
Derviş olsam giysem hırka
Kimsem yok ki versem arka
Gönderdiler Şam’a Şark’a
Çekilmez derdim yalınız
 
Asker yolu ikidir iki
Giydikleri potin teki
Benim guzum gelmez mi ki
Kaldım evlerde yalınız
 
Bu coğrafyanın hüznü, yüreklerimizi her zaman yakmıştır ama boynumuz bükülmemiştir… Türkülerimiz, gümbür gümbür söylenmeye devam ettikçe de asla bükülmeyecektir.
 
13 Haziran Cumartesi günü saat 14.00’de Konya Yazarlar Birliği salonunda “Hikâyeleriyle Konya Türküleri” konserimiz var. Yüzyılların imbiğinden geçen türkülerimizi, hikâyeleriyle dinlemek ve Anadolu’nun bu kadim şehrinin büyülü dünyasına yüreklerinizi açmak isterseniz bekliyoruz. Şehir dışında olan dostlar, Youtube’da tyb-Konya adresinden de canlı izleyebilirler…
 
Türkülerimizi otantik haliyle çalıp, çağıran isimsiz kahramanlar: Divan sazı ve solist Hamdi Özdinasti, divan sazı Kürşat Ertürk, kanun Selman Seğmenoğlu, ud Süreyya Solak, ud Mevlüt Beyaz, ritim Veli Güçlü...
 
Ve bendeniz Tahir Sakman; 40 yılı aşkın bir süredir türkülerimizin peşinde koşan, türkülerimizin aydınlığını yarınlara aktarmaya çalışan bir Konyalı olarak, Konya oturak repertuvarının günümüze yansımaları olan türkülerimizin doğuş hikâyeleriyle, türkülerimiz hakkındaki genel bilgileri aktarmaya çalışacağım...
 
Bu müstesna konser; dünün ihtişamını günümüze taşımaya aday bir programdır ve bu kültür hazinesinin bir parçası olmak isterseniz, kalbimiz size her zaman açık olacaktır…
 
Bir türkü bazen binlerce öyküdür…
 
TAHİR SAKMAN



 
 
 
 


12 Haziran, 2026

HİKÂYELERİYLE KONYA TÜRKÜLERİ KONSERİ


 HİKÂYELERİYLE KONYA TÜRKÜLERİ KONSERİ


Onlar türkülerimizin isimsiz kahramanlarıdırlar:


Divan sazı ve solist Hamdi Özdinasti, divan sazı Kürşat Ertürk, kanuni Selman Seğmenoğlu, ud Süreyya Solak, ud Mevlüt Beyaz ve ritim Veli Güçlü...


Ve bendeniz Tahir Sakman; 40 yılı aşkın bir süredir türkülerimizin peşinde koşan, türkülerimizin aydınlığını yarınlara aktarmaya çalışan bir Konyalı olarak, türkülerimizin doğuş hikâyeleriyle, türkülerimiz hakkındaki genel bilgileri aktarmaya çalışacağım...


Bu müstesna konser; dünün ihtişamını günümüze taşımaya aday bir program olacaktır.


Konya Yazarlar Birliği salonunda cumartesi günü saat 14.00'de biz orada olacağız. Şehir dışındaki dostlar Youtebe'da tyb-Konya adresinden canlı olarak izleyebilirler...

TAHİR SAKMAN