TAHİR SAKMAN
YAŞAM KÜLTÜR SANAT EDEBİYAT
13 Ekim, 2026
12 Ekim, 2026
SELÇUKYALI ŞAİRİN ONUR GÜNÜ
SELÇUKYALI ŞAİRİN ONUR GÜNÜ
Geçtiğimiz hafta sonu; Selçukya’nın büyük şairi, “’Âşıkların
babası” Feyzi Halıcı üstadımın 9. ölüm yıl dönümü nedeniyle düzenlenen anma
toplantısı vardı…
Gözlerim bu nedenle maziye kaydı gitti… Yıl 1999… 6
Aralık günü Feyzi abinin yetmiş beşinci doğum günü nedeniyle “Türk Dil Kurumu”
tarafından düzenlenen “Feyzi Halıcı Sanat Şöleni”ni izlemek üzere Yeni Gazete
Genel Yayın Yönetmeni merhum Yalçın Dikilitaş ve merhum Sefa Odabaşı ile
birlikte yollara düşmüştük.
Sadece ben de değildim elbette; bu müstesna günde Feyzi
Halıcı dostları, Seyit Küçükbezirci, Fuat Önder, Mehmet Ceylan, Av. Ahmet Ergun
ve muhterem eşi, Ferzande Işık ve daha birçok isim bu kıvanca ortak olmuştu…
Muhteşem bir programdı… Prof. Dr. İsmail Parlatır’ın
yönettiği program, izleyenleri başka diyarlara; bir şairin gönül diyarına alıp
götürmüştü… Bir şaire ancak böylesi yakışırdı ve Feyzi abi elbette daha iyilerini
de hak ediyordu. Çok hayıflanmıştım; böyle bir programı Konya’da yapamadığımız
için…
Dönüşte, programı anlatan “Selçukyalı Şairin Onur Günü”
başlıklı bir yazı kaleme almış ve çektiğim fotoğraflarla birlikte Yeni Gazete’nin
son sayfasında 10 Aralık 1999 tarihinde yayımlamıştım.
Şehrimizde birçok kültür merkezi var, Feyzi abinin şehre
yaptığı hizmetlerin anısına neden bir tanesine ismi verilmez anlamış değilim. Oysa
o tekmil Konya’ydı; şiiriyle, etkinlikleriyle unutulmaz değerler üretti. “Âşıklar
Kars’ta doğar, Konya’da meşhur olur” sözü, onun şehre ve Türk Dünyasına kazandırdığı
Konya Âşıklar Bayramı’nın bir tecellisidir.
Bir daha bir Feyzi Halıcı gelmeyecek ama şiirleri, âşıkların
dilinde kıyamete dek hatırlanacak. Bulutların üzerinde sema yapan semazenlerin
izlerinde hatırlanacak…
Ruhun şad olsun üstadım, sen müsterih ol; Konya toprağı
seni bağrında sararken, şiirlerin Konya semalarında hep terennüm edilecek…
Not: Anma programının yapıldığı Karatay Kültür Merkezi oldukça
güzel bir yapı ama aynı şeyi ses tesisatı için söylemek mümkün değil. Ses
içerde dönüyor, çok yankı yapıyor, tesisatı kullanma imkânı yok. Mikrofondan ne
söylenildiği asla anlaşılmıyor. Salonun akustiğini düzeltmek zor olmasa gerek. Karatay
Belediyesi’nin ilgili müdürlüğü bu işe bir el atmalı…
TAHİR SAKMAN
09 Ekim, 2026
KEDİSİYLE GÖMÜLEN SULTAN
KEDİSİYLE GÖMÜLEN SULTAN
Bu Konya çok enteresan bir şehirdir; dünyanın hiçbir yerinde
göremeyeceğiniz renkleri burada görebilirsiniz…
Siz nasıl görmek isterseniz, kendisini size öyle
gösteren bir şehirdir.
Bu şehirde binlerce yüz vardır ve her yüzünü görmek
kolay değildir; bu şehir kendini gizler. Efsunlu aynaların ardına saklanan sırlarla
dolu… aslında sır değildir aynaların ardındaki; siz göremediğiniz için sırdır…
Her taşın altında can kokuları vardır. Dünyanın hiçbir
yerinde göremeyeceğiniz duygular arıyorsanız, bu şehir tam size göredir, de…
Peki, siz bu şehre göre misiniz?
Dünyanın belki de ilk ve tek aşçı türbesi (Ateşbaz Veli) buradadır. Bu;
yemekten kastın mide şişirmek olmadığını, ibadet ve taat için güç kuvvet
gerektiğinin mutasavvıflarca ifadesidir.
Her ne kadar şimdilerde “Tavus Baba” denilse de Hz. Pir’in
müritlerinden önce “Çengi Tavus” olup sonra Pir’in eteğine tutunarak dünyadan
el etek çeken “Tavus Ana”nın türbesi de bu şehirdedir.
Dünyada başka bir şehirde var mıdır bilmiyorum ama bu
şehirde öldükten sonra yanı başına kedisinin gömülmesini isteyen, Konyalının taktığı isimle "Pisili Sultan"ın türbesi de buradadır.
Hz. Mevlânâ döneminde yaşayan Pir Esat, zamanının
ulularındandır. Kedileri sevmenin Peygamber sünneti olduğunu bilincinde olarak ve
Hz. Peygamberin söylediği varsayılan; “Kedi sevmek imanın kemalindendir” (Aclûnî,
Keşfü’l-ḫafâʾ (nşr. Ahmed el-Kalâş), Beyrut 1405, I, 415.) (Kaynak: https://islamansiklopedisi.org.tr/pir-esad-kulliyesi)
sözü gereği kedilere olan sevgisi öylesine büyükmüş ki öldüğü zaman kedisinin
de yanı başına gömülmesini vasiyet etmiş.
Pisili Sultan, mezarının yanı başına gömülen, üzerine
sanduka yapılan kedisiyle yatmakta ve patili dostlarımıza asırlar öncesinden
sevgilerini sunarken, gördüğü kedilere hor davranan insanlara da ince bir mesaj
vermektedir.
Türbenin bakımsız hali ise içler acısıdır. Bahçedeki
mezarlar tarumar edilmiş ve çevresine pazar günleri kurulan “bit pazarı”
artıklarıyla hazin bir işgale uğramıştır. Bir kitabesi bile yoktur. Üzülmemek
elde değildir, nasıl gözden kaçmıştır bilinmez ama eğer türbe yeterli ilgiyi
görüp tanıtımı yapılırsa hayvanseverlerin de ilgi odağı olacaktır.
Pisili Sultan, patili dostuyla koyun koyuna yatarken…
lisanı hal ile bizlere çok şey söylemektedir…
İşte bu; şehrin bir başka hoşgörü ve merhamet yüzüdür.
Şehri keşfetmek isterseniz ve kalbinizi yaşamın başka bir rengine açmak isterseniz
Pisili Sultan, kedisiyle sizi beklemektedir…
Fotoğraflar: Tahir Sakman
TAHİR SAKMAN
@Konya Valiliği
@Konya Büyükşehir Belediyesi
@Karatay Belediyesi
@Vakıflar Konya İl Müdürlüğü
@Konya Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü
07 Ekim, 2026
"OKUMADIĞIN GÜN KARANLIKTASIN"
"OKUMADIĞIN GÜN KARANLIKTASIN"
Son dönemde paylaşımlarımı epey azalttım; belki de
kendimi kapattım, resetlenmeye ihtiyacım var belki!.. Ortalık malum; bu toz
duman içinde ferman okunmaz!
Çok da boş durduğum söylenemez aslında; geçtiğimiz
günlerde Yazarlar Birliği Konya Şubesi’nin, Karatay Belediyesi ile birlikte
düzenlediği “15. Uluslararası Mevlâna Şiir Şöleni”ne katıldım. Uzun bir aradan
sonra topluluk önünde şiir okumak güzeldi ama bir o kadar da hüzünlüydü benim
için; çünkü Filistinli çocuklara ithaf ettiğim şiir, bir insanlık dramını, bir
soykırımı konu almıştı…
Birliğin, Konya Şube Başkanı Sayın Ahmet Köseoğlu’nun,
şehir kültürüne siyasi yaklaşımların ötesinde yaklaşan tavrı onu daha da
başarılı ve özel kılıyor. Yeni kitabını; “Kendini Bulan Şehir”i takdim
etmesinden büyük mutluluk duydum, ilk fırsatta onu da yazacağım. Sayın Köseoğlu’yla
bizim hukukumuz kırk yıla dayanır. Zor günlerimde yanımda olan insanlardan bir
tanesidir. Bu nedenle bende yeri daima ayrıdır.
Şiirin, ateşten gömlek olduğu zamanımızda Karatay
Belediyesi’nin de şiire sahip çıkması tüm takdirlerin ötesindedir, Karatay Belediye
Başkanı Sayın Hasan Kılca’ya; şiire, edebiyata verdiği destekten dolayı da ayrıca
teşekkür ederim.
Önümüzdeki günlerde 16-25 Ekim tarihleri arasında Konya
Büyükşehir Belediyesi’nin, Selçuklu Kongre Merkezi’nde düzenleyeceği “13. Konya
Kitap Günleri”nde bendeniz; 19 Ekim 2016 tarihinde sat 15.00’de bir söyleşi gerçekleştireceğim.
Konu tabii ki Konya olacak ama bu sefer farklı bir şey yapmayı planlıyorum, bu
nedenle konu size sürpriz olsun, bütün dostları bekliyorum.
TAHİR SAKMAN
28 Eylül, 2026
İNSANLIK AĞARMAZ
Karatay Belediyesi ve Yazarlar Birliği Konya Şubesi tarafından düzenlenen ve bu yıl 26 Eylül 2026 tarihinde 15.'si gerçekleştirilen Uluslararası Mevlâna Şiir Şöleni'nde yaptığım kısa konuşma ile okuduğum şiiri paylaşıyorum.
Programın tamamını izlemek isteyenler Youtube'tan Yazarlar Birliği Konya adresinden izleyebilirler.
Bir
Konya çocuğu olarak; Huzur-u Pir’de, Hz.
Pir’in asitanesinde, mutasavvıf bir hakikat şairinin, gönül erinin huzurunda ve
hemen yanı başımızda merkadi bulunan üstadım Âşık Şem’i'nin huzurunda şiir
söylemekten ar ederim; ancak Filistin’de yaşanan ve bir soykırıma dönüşen
insanlık dramına da sessiz kalamazdım.
Yıllar
önce bir Kudüs seyahatimde El Halil’de okul çıkışı küçücük çocukların attığı
cesur taşlar ve İsrail askerlerinin sıktığı çaresiz mermiler bendenizi çok
etkilemişti. O küçük taşlar öylesine büyüktü ki bir gün bu feryadı duymayan
“tek dişi kalmış canavarlar” bu ağır taşların altında ezileceklerdir.
Hz.
Pir’in ve Âşık Şem’i’nin manevi aflarına sığınarak Filistinli çocuklara ithaf
ettiğim bir şiiri takdirlerinize sunuyorum.
İNSANLIK
AĞARMAZ
-filistinli
çocuklara-
el
aksa ağarır gün ağarmaz
harem’de
sabah yoktur
filistin
sürgündür kendine
ve
çocuklar ebabil kuşları
yürekleri
büyük
taşları
daha da büyük
ağır
mı ağır yüreğimde
batı
şeria’da el halil’de gazze’de
çocuk
taşlar duadır / gökyüzünde
duvarların
ardında saklı
insanlık
kan revan
utançtır
esarettir umutlar yasaklı
filistinli
yaşamak keskin bir bıçaktır
ağır
müslümanlar ağır uykularda
oysa
güvercindir çocuklar uyumaz
özgürlük
türküsüdür yalın ayak
hasretle
titreşen derin sularda
kubbet-üs
sahra ağarır
insanlık
ağarmaz
muallak
taşı gibi duygular ayakta
bir
mermi ilişir gözüme
adresi
belli değil
bir
silah patlar
insanlık
öldü mü ne
ezanlar
ağarır gün ağarmaz
özgürlüktür
barıştır yükselir yücelerde
filistinli
çocukların erişeceği yerde
TAHİR
SAKMAN
09 Eylül, 2026
ATA’MIZA MİNNETLE
ATA’MIZA MİNNETLE
Bugün güzel İzmir’imizin kurtuluş günü…
Bir başka ifadeyle; yedi düvelle savaşan Türk’ün, içerdeki ve dışardaki
düşmanlarını, şanlı Türk süvarilerinin atlarının nallarında çakan şimşeklerle
denize döktüğü günün 104. yıl dönümü…
Sadece Yunan değildi; tüm lojistik desteğiyle İngiliz’i de yenmişti
kahraman ecdadımız…
O gün Türk süvarilerinin atlarının nallarında çakan şimşekler; günümüzde
de yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor…
Yüce Atatürk’e, silah arkadaşlarına ve tüm şehitlerimize minnet ve
şükranlarımızı sunuyor, rahmetler diliyoruz.
TAHİR SAKMAN
07 Eylül, 2026
TÜRKÜLERİN ÇAĞRILDIKÇA YAŞARSIN!
TÜRKÜLERİN ÇAĞRILDIKÇA YAŞARSIN!
32 yıl önce bugün, türkü dolu dünyasını bizlere emanet
ederek aramızdan ayrıldı; Konya türküleri altın zincirinin son halkalarından babam
Mazhar Sakman…
Ah sevgili babacığım; sanki yaz, kış üzerinden
çıkarmadığın pardösünü ve yeleğinin cebinden sarkan altın kösteğini sallayarak çıkıp
gelecekmişsin gibi…
Kadı biçimi, çift taraflı astarlı pantolonunla, başından
hiç çıkarmadığın takkenle şu köşeden çıkacakmışsın gibi…
Konya türkü kültüründe bıraktığın derin izleri yüreğimizde
taşıyoruz ve babaannem Vesile Hanım'ın açtığı sanat yolunda; müzisyen abim Vedat, ressam kız kardeşim
Vesile ve ben naçizane geleceğe emanet ettiğim şiirlerimle, yazılarımla,
kitaplarımla sürdürmenin onurunu yaşıyoruz.
Ah babacığım, sen gelmeyeceksin biliyoruz; belki de bizim
sana gelme vaktimiz yaklaşmıştır, kim bilir?
Ruhun şad olsun, türkülerin çağrıldıkça yaşayacaksın…
TAHİR SAKMAN
15 Ağustos, 2026
YOKUŞLARDA ŞİİR SÖYLEMEK
tanik.net'teki yeni yazım:
TAHİR SAKMAN - YOKUŞLARDA ŞİİR SÖYLEMEK
YOKUŞLARDA ŞİİR SÖYLEMEK
/güvendiğimiz dağlara kar yağmıştır
yetmemiş üstüne bir de har yağmıştır/
“Siyaset” üzerine bir şey söylemeye gerek olmadığını bir kez daha
anladım. Üzgünüm, hayal kırıklıklarım bana kalsın… O halde şimdi şiir söylemek
lazım, bana yakışan da bu olmalı…
YOKUŞ YUKARI AKŞAMLAR
kırık plaklardan dökülen
notaları toplardım sizin için
yalnızlıkları suya serper
yıldızlara yazardım aşklarınızı
var mıydı var mıydınız
kaçınız kaç ederken sustunuz
sevmeyi unuttunuz elleriniz yaslı
gözleriniz ıslak yalanlar söylerdi
bir ben bilirdim sizi
bir de yokuş yukarı akşamlar
nefesiniz küstüğünde
sesinize renk katardım
süslü acılarınız
kırılmış mevsimlerde görülürdü
bahar sizin için bir mevsim
benim için yaşamdı
gidin şimdi ah ettiğiniz illere
bulduğunuz aynalara bakmayın
kırım kırım kırılırsınız
siz satın bulduğunuz her şeyi
/nasılsa şairler alacak
yitirdiklerinizi bir bir geri/
TAHİR SAKMAN
09 Ağustos, 2026
DOMATES BİBER TANDIR EKMEĞİ
tanik.net'teki yazım:
TAHİR SAKMAN - DOMATES BİBER TANDIR EKMEĞİ
DOMATES BİBER TANDIR EKMEĞİ
Hani, şu kolayı boykot edip yerlere döktüğünüz kadar İsrail tohumlarını
da boykot etseydiniz, bunlar başımıza gelmeyecekti!..
Bizim, Konya’da “yirli” dediğimiz o canım; ince kabuklu, mayhoş,
yedikçe yenilen, tadına doyulamayan “domatis”lerimiz, “domata”larımız
kaybolmayacaktı… Acaba ne kadar yerli ve milliyiz?..
Şimdi gençler ne bilsin; cam kenarlarında, bilmem kaçıncı kattan, hayatı
uzaktan seyrediyorlar, hiç “avar” yapmadılar ki? “Mandal”ın başına varıp…
mandal ne onu da bilmezler, onların değil bu kabahat; bizim… (Avar: çeşitli sebze
yetiştirmek. Mandal: Sebze ekili alanın bağımsız bölümleri...)
Mandalın başına varıp elinizde -haydi geçtim o anamın yaptığı tandır
ekmekten- fırından aldığınız bir somun ekmekle -bu arada tuzu unutmayın-
Konya’nın meşhur domatesini yediniz mi? Özellikle sabahları mis gibi havaya
karışan domatesin kokularıyla, ciğerlerinizi bayram ettirdiniz mi?
Sadece domates de değil elbette; üzerine şiirler söylediğim “baldan
tatlı”, “sırat köprüsünden ince” Konya’nın kıl biberlerini de dalından,
elinizle ve olabildiğinizce nazik olarak koparıp yemediniz ki?
Üzerine cila yapar gibi mis kokulu salatalıklarımızı dikine kesip,
tuzlayıp…
Hele hele gençler, nereden bilsinler ki gözlerini açtıklarından beri
aynı yavan şeyleri görüyorlar: Bayatlamış sloganlar, pahalılık, sosyal
adaletsizlik, mahalle baskısı; “o ne der, bu ne der, şu ne der” çekincesi
yüzünden sürekli “kısıtlı bir yaşam alanı oluşturma” çabasıyla yitip giden ömürler…
Bir şiirimde “korkumuz ölmekten değil / yaşayamamaktan” demiştim…
Gençler bilmiyorlar ki onlara değil sitemim, kendime; dedemden / babamdan ödünç
aldığım günleri, hovardaca tüketerek, torunlarıma daha ileri bir seviyede bırakamamanın
hüznü… bu vebalin altından nasıl kalkarız toplum olarak bilmiyorum!..
Bizler çok iyi günlerde yaşadık. Pahalılık vardı ama yardımlaşma da
vardı, üstünden gelebiliyorduk, enflasyonu bahane edip kazık atmıyordu kimse…
Şimdi her şeyi fırsat olarak görüp, zam üç geldiyse, on üç yapıyorlar… “Birbirimizi
kandırmanın kitabını yazıyoruz” desek yeridir!
Yoksulluk vardı ama yardım ederken fotoğraflar çektirmiyor, insanları
rencide etmiyorduk. Yaşam biçimlerimiz farklı olsa da hoşgörü içinde, hepimiz
dilediğince, başkasının özgürlük alanını ihlal etmeden yaşıyorduk. Camiye
gidenler, Kâbe’ye gidenler sosyal medyadan canlı yayın yapmıyordu…
Ahlak derseniz yerlerde, suç işleme ve yasaklı madde kullanma yaşı
sürekli düşüyor. Hele hele sevdiğimiz sanatçıların, kamu görevi vererek bel
bağladığımız insanların da bu tip haberlerle anılması karşısında yaşadığımız
hayal kırıklığını hangi cümle anlatabilir ki? Hapishane sayısı artarken eğitim…
“Ne eğitimi” dediğinizi duyar gibiyim!..
Şimdi gençler sadece bunları gördüğü için “hep böyleydi ve hep böyle
olacak” sanıyorlar!..
Bir orta direk vardı, toplumun emniyet supabıydı, çökerttik… Şimdi ya
zenginsiniz ya fakir. Siyasiler, seçim öncesi TV’lerde, halkın huzurunda
tartışırlardı. Kadayıf kızartanlar, şapka sallayanlar ki o fötr şapka, demokrasinin
simgesi gibiydi, her açık oturumda ülke sorunlarına nasıl çözüm getireceklerini
anlatırlardı. Renkli kişiliği olan insanlardı, naiftiler, kibardılar. Amerikan
ambargolarına kafa tutarak, yasaklarını kaldırıp, askeri üslerini kapatan
siyasilerimiz vardı.
Bize dikilen bu elbiseye, biz sığmayız… Zorla giydirilmeye çalışılan bu
elbise, bize asla uymaz ve uymadığını da yaşadıklarımız göstermektedir. Türk
Ulusu olarak bizler; gökyüzü elbisesi altında, ay yıldızın gölgesinde yaşamaya
alışkınız.
Yerli domatesten geldiğimiz nokta işte tam burasıdır: Kendi tohumunu
üretmezsen, yabanların tohumu önce tarlanı sonra ağız tadını bozar, farkına
vardığımız zaman ise artık çok geçtir.
Umarım daha çok geçmemiştir…
TAHİR SAKMAN
07 Ağustos, 2026
ANMAK YA DA ANMAMAK
ANMAK YA DA ANMAMAK
An itibariyle TRT Müzik izliyorum… Tam da “Bozkır’ın tezenesi”ne
yakışan bir canlı yayın yapılıyor Kırşehir’den… “Gönlümüzün Dağı Neşet Ertaş”
isimli programda büyük usta anılıyor.
Hani aklıma geldi; geçtiğimiz günlerde Konya Büyükşehir Belediyesi
tarafından düzenlenen “Sazımda söz var” isimli etkinlikte, şehrimizin önemli
müzisyenlerinden Rıza Konyalı, Mustafa Konyalı, Ahmet Özdemir, Mazhar Sakman
anıldı… aslında “anılmadı” desem daha doğru olacak… Tam evlere şenlik… Aslında
bir ilkti, düşünce çok güzel çok değerliydi ama ya içerik?
Kırşehir’in verdiği değere baktım bir de şehrimizin… Bu konuda
söyleyeceğim çok şey var ama… bu bir ilkti şehrimizde, bir kapı açıldı daha
iyilerinin yapılmasını umarak, susuyorum…
@Konya Büyükşehir Belediyesi
TAHİR SAKMAN
04 Ağustos, 2026
YAĞMUR OLDU ADAMLAR
YAĞMUR OLDU
ADAMLAR
/özgür yürüdü
arkasında millet
alnı aktı başı
dik vatan ona yârdı/
yürüdü
yağmurdan adamlar
yumruklar çözülü
yürekler sevgi dolu
sıksanız
özgürlük akardı
ata’dan gelen
bir sesle
dünden yarına
binlerce
kalpleri
binlerle çarpardı
yürüdü
yağmurlar oluk oluk
ateş oldular
ışık oldular
şimşekti yüzleri
karanlığı sarsardı
gözleri kamaştı
güneşin
tarihe not
düştü her damla
adalet
özgürlükle yaşardı
yollar yürürken
yeni yollara
başlangıçtır bu
sadece
düşünce varsa
insan vardı
‘yürüyelim
arkadaşlar’
TAHİR SAKMAN
31 Temmuz, 2026
YAĞMUR OLDU ADAMLAR
tanik.net'teki yeni yazım:
TAHİR SAKMAN - YAĞMUR OLDU ADAMLAR
YAĞMUR OLDU ADAMLAR
/Dünyanın kapıları dışarıda
Yağmurun onları aradığını bilmiyor/
Diyor İtalyan şair Sandro Penna… Ve devam ediyor:
/Yağmuru bilmiyor ışık. Yağmur
Bilmiyor ışığı/
(Çev. Işıl Saatçıoğlu, İtalyan Hermetik Şiiri Antolojisi, YKY,
1995, İstanbul.)
…
Tıpkı şairin dediği gibiydi her şey: Yağmurlar da sizi arıyor; ışığın
aradığı gibi... ve bir gün şairler kapı olur açılır; barışa, sevgiye, adil
paylaşıma, insanların evrensel ortak değerlerine, ideallerine ...
Ütopya da olsa güzel, düşlerimiz güzelleşiyor anlık da olsa… Düşlerimiz
ve düşüncelerimiz değil midir bizi “insan” yapan?
Adamlar çoktan yağmur oldu oysa… Yağmura ışık oldular; ışığa yağmur…
Yürümek geleceğe baştan sona; hayaller sırılsıklam, umutlarımızda güvercinli
sevdalar… Siz yürürseniz; gökler yürümez mi, umutlarınızın peşi sıra?..
Yağmur; günlük, güneşlik günlerin muştusu… Bir sancı kalkar her
yanımdan, ay ışıkları un ufak, yaralı kuşlar gibiyim ve dünlerde yaşamaktan
yarınlara zaman kalmadı… Ya siz bayım, kaçıncı mevsimde yitirdiniz,
hatırlayamadıklarınızı?
Bir yağmur kaldı dobra dobra yağan bir de ışık kaldı; düşlerimizin kuytu
kenarında ağlayan…
Yaşantımız siyah beyaz bir fotoğrafa dönüşürken, renkleriniz…
renklerinizi bayım, hangi rüzgâra verdiniz?
YAĞMUR OLDU ADAMLAR
/özgürlüğe yürüdü arkasında millet
alnı aktı başı dik vatan ona yârdı/
yürüdü yağmurdan adamlar
yumruklar çözülü yürekler sevgi dolu
sıksanız özgürlük akardı
ata’dan gelen bir sesle
dünden yarına binlerce
kalpleri binlerle çarpardı
yürüdü yağmurlar oluk oluk
ateş oldular ışık oldular
şimşekti yüzleri karanlığı sarsardı
gözleri kamaştı güneşin
tarihe not düştü her damla
adalet özgürlükle yaşardı
yollar yürürken yeni yollara
başlangıçtır sonu olmayan
düşünce varsa insan da vardı
TAHİR SAKMAN
29 Temmuz, 2026
BEKLETME YALNIZLIĞIMI
erken gelme, geç de gelme... hem gel hem gelme... zamanın suskun olduğu yerlerden, aşk mevsimlerinden sürülmüş fidanlara döndüğünde... güneşle ay birlikte doğduğunda ve hiç batmadığında, aylardan aşk, yıllardan sevgi, günlerden tutku olduğunda, takvimler yıllardan özgür olduğunda gelebilirsen... bekletme yalnızlığımı biraz daha, biraz daha geç gel...
BEKLETME YALNIZLIĞIMI
yağmur mevsiminde gelsaçlarına yıldız
gözlerine mum kokulu
şafaklar döküldüğünde
erken gelme sakın
bekle
çürüsün yapraklar
kokunu unutsun rüzgâr
umutlar toprak olsun
dudakların eski şarkılar gibi
doldukça kadehime
yıllanmış şarap tadında
gecikerek sevdam gibi
renklerin sarıya çaldığında
ve kapını yağmurlar
güvercin kanatlarıyla çaktığında
üşümüşsen
ve tüketmişsen ömrünü gecelere
haydi bekletme yalnızlığımı
biraz daha
biraz daha geç gel
TAHİR SAKMAN
27 Temmuz, 2026
TUHAF
TUHAF
bu sabah trenler geçiyor içimden
raylar döşeniyor gökyüzüne
sana mı gidiyor senden mi geliyor
tuhaf mı tuhaf bilemediğim
bir mendil gibi ömrüm
ayrılıklara sallanan
kendimizi mi kandırdık ne
şimdi sevda tümden yalan
elveda demedim ki sana
sadece küçük bir hoşça kal
bir gün dönerim ey tren
beklersen o istasyonda kal
/tuhaf gerçekten tuhaf
trenler geçiyor gökyüzünden
trenler gözlerinin renginden/
TAHİR SAKMAN
26 Temmuz, 2026
GÜLMEK CİDDİ İŞTİR!
tanik.net'teki yeni yazım:
TAHİR SAKMAN - GÜLMEK CİDDİ İŞTİR!
GÜLMEK CİDDİ İŞTİR!
Gülmek bulaşıcıdır… Ve inanılmaz derecede çok ciddi bir iştir!
Hele bizim gibi ciddi… ciddiyetin ötesinde asık suratlı diyemesem de genelde bizler gibi kaşları çatık insanlar için gülmek daha da önem kazanır. Hayal bu ya, haydi o zaman atış serbest:
Tut ki pazara gittiniz… Herkes gülüyor, fiyatlar alaşağı olmuş, pazarcılar size meyvenin, sebzenin en iyisini elleriyle seçip veriyorlar, bir gülme tutmuş herkesi, inanılmaz…
Üretici dört köşe; mazot ucuz, tohum, gübre fiyatları neredeyse bedava… Ürünü tarladan alıyorlar hem de iyi fiyata… Pazarcı da çok kazanıyor; aracı kalkmış, vatandaşlar sabah erkenden gidip alışveriş yapıyorlar, öğleden sonraları pazarda kimse kalmıyor “iyisi seçilmiştir” diye…
Gülen gülene… Ülke kahkahalarla çınlıyor… Enflasyon yerlerde sürünüyor, bankalar kredi alanlardan değil faiz istemek, üstüne prim teklif ediyorlar! Vekiller maaşlarını yarıya indirmişler, ücretlilerin maaşları ise zirve, görülmüşü yok, gülüyorlar…
Ev sahipleri; kiracı ararken bırakın kira istemeyi, artık üste para bile teklif ediyorlar: “Denize karşı, havuzlu dubleks villa beş yıllığına ücretsiz kiralıktır. Klima, elektrik, su ve aidat giderleri de ev sahibi tarafından kiracıya, kiranın başlangıcında prim olarak peşin ve nakit olarak takdim edilecektir.” Nasıl, gülersiniz değil mi? (Kiracılar bu kıyağımı unutmayın!)
Emekliler; “İspanya senin, Fransa benim” diyerek yılın yarısında geziyorlar hatta Küba’ya, Amerika’ya bile tatile gidiyorlar… Sadece egzotik meyve yemek için Bangkok’a, kahve içmek için Paris’in bulvar kafelerine bile giden var…
Bu fakir Alman emeklileri de Antalya’da denize karşı oturup, soğuk bir şey içmeyi de matah bir şey sanıyorlar… Kesin bizi kıskanıyorlardır!
Milletçe koro halinde gülüyoruz… Ne de olsa Nasreddin Hoca’nın torunlarıyız öyle değil mi? Nereye baksak gülünecek bir şey çıkıyor karşımıza; gülmeden geçmeniz ne mümkün?
Trafikte mesela; herkes öyle bir kibarlaşmış, öyle bir kibarlaşmış ki… sürücülerin birbirlerine yol vermeleri yüzünden trafik karma karışık, ilerlemek ne mümkün! Bir kilitlenen trafiğe bir de insanların nezaketine bakıp yedi ceddinizle birlikte gülüyorsunuz!
Gündelik yaşantımızın içerisinde öyle olaylar yaşanıyor ki bazılarına “gülmek bile az geliyor” desek yeridir. Hele başkasına yapılanı gördüğümüz zaman bizi kahkahadan yerlere yatıran bir olay, bizim başımıza geldiği zaman ağlamaktan beter oluyoruz.
Sonuçta bir şekilde gülüyoruz gülmesine ama…
Galiba acı acı gülüyoruz…
TAHİR SAKMAN
25 Temmuz, 2026
GÜNEŞİN GÖLE TESLİM OLDUĞU ŞEHİR: BEYŞEHİR
GÜNEŞİN GÖLE TESLİM OLDUĞU ŞEHİR: BEYŞEHİR
Dün Beyşehir’deydim…
Festival için değildi ama… yüksek ses, ışık ve kalabalık ortamlara olan
hassasiyetim nedeniyle bir de konserin saat 22.00 gibi geç başlaması yüzünden
erkenden ayrıldım ki doğru yapmışım:
Beyşehir çıkışı bizi yakalayan yağmur, Kızılören’e kadar eşlik etti ama
öyle böyle değil sanki tufan oluyordu. Sileceklerin yetişmediği, zaman zaman
önümüzü görmekte zorlandığımız bir yağmur…
Göl suları yükselse de kamışların boyu, gölün can çekişen feryadı gibi
uzamıştı. Festival alanında kurulan panayırda satıcıların çokluğu göze
çarparken, yiyecek ve içecek stantlarındaki hijyeni anlatmaya gerek
duymuyorum!..
Asıl anlatmak istediğim Beyşehir’in merkezinde yer alan, göl ve gurup manzarasıyla
dünyanın en güzel parkı olmaya aday bir alanı nasıl kullandığımızla ilgilidir.
Bu park, bu göl “Konya’da merkez ilçe belediyelerinin elinde olsaydı” diye
iç geçirmeden edemiyor insan.
Parkın bakımıyla alakalı Konya Büyükşehir Belediyesi ile Beyşehir İlçe
Belediyesi arasında bir yetki tartışması varmış… Bu yüzden parkın bu halde olduğunu
söylediler, konuştuğum bazı Beyşehirliler.
Çimlerin üzerine "çitlek çitleme" kalkmış gibi görünüyor ama… o kadar
bakımsız ve sinek dolu ki… yok ben yazmayayım… Gidin kendiniz görün hem
gitmişken balık da yersiniz…
Dün, havanın bulutlu olmasından dolayı güneşi, göldeki sevgilisine teslim
edemesem de…
Güneşin, eski sevgiliye kavuşurcasına kendini göle teslim ettiği anlara
onlarca kez şahitlik etmiş birisi olarak; “göle ve parka kıymayın efendiler”
diyorum…
@Konya Büyükşehir Belediyesi
@Beyşehir Belediyesi
TAHİR SAKMAN
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





































