TAHİR SAKMAN
YAŞAM KÜLTÜR SANAT EDEBİYAT
21 Şubat, 2026
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 59 EVLERİNİN ÖNÜ NANE (UYAN ALİ’M)
MAZHAR
SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 59 EVLERİNİN ÖNÜ NANE (UYAN ALİ’M)
20 Şubat, 2026
TARİKİMİZ SEVGİDİR
TARİKİMİZ
SEVGİDİR
Eski
Konyalılar… hep deriz ya, peki kimdir bu eski Konyalılar?
Evde
pişirdiği yemeğin “kokusu yayıldı” diyerek yedi komşuya tattıran mı?
Komşularının her şeyinden haberli olup, her zaman yanında olan mı? Gündüzleri hanımların,
geceleri beylerin sohbet ettiği ev gezmelerinde kardeşliği pekiştirenler mi?
Yani
aklınıza ne gelirse; iyilikten, yardımlaşmadan, dostluktan… hepsinin bir sevgi
yumağı içerisinde sunulduğu bir şehir düşünün…
İnsanı
Hz. Pir’den feyizli… Tarikat taassubunun olmadığı sadece evrensel bir sevginin
vahdet potasına çağırdığı Mevlevilerin izini süren bir şehir…
Mevlevilik
bir tarikat değildir ya da öyle bildiğiniz bir tarikat değildir… bir sanat
okuludur, konservatuvardan öte hakikatin gönüllere sevgiyle nakşedildiği bir
mektep… Hat öğrenirsiniz, müziğe yeteneğiniz varsa müzisyen olarak
yetiştirilirsiniz. Orada olmayan tek şey bağnazlıktır, önyargıdır…
Hz.
Pir’den nakledilir: Bir gün sema esnasında sarhoşun biri gelip semaya karışmak
isteyince meclistekilerden bazıları sert tepki göstermiş. Mevlâna “O adam içmiş
ama sarhoş olan siz misiniz?” demiş…
Bu
aslında şehrin hoşgörüsünü de yansıtır. Herkes kendi iç dünyasında yaşar… bir
anlamda gönüllerde gizli bir “Melamilik” gibidir; ibadet de gizlidir, kabahat
de… Kimsenin ayıbı yüzüne çarpılmaz… "Ayıp arayana ayıplar olsun..."
Merhum
Mazhar Sakman’ın anlattığı çok önemli bir hatıra vardır… Bir şafak vakti
Sedirler’den oturaktan, “yayan yapıldak” gelmektedir. Sarhoştur, zor
yürümektedir. Eski matbaacılar şimdiki Aziziye Caddesi’nin civarlarındaki dar
sokaklardan geçerken merhum Hacı Veyiszade Hoca karşısına çıkar, sabah namazı
için Dolav’daki camiye gitmektedir.… Mazhar Sakman, utanır… Geri dönmek istese
de dönemez, çok geçtir. Sazı, paltosunun altına gizlemeye çalışır. Hoca selam
verir, alır. Birkaç adım attıktan sonra gayriihtiyari geriye döner. Hoca da
döner ve Sakman’ın hiç beklemediği… Aslında beklediği; Hacı Veyiszade’nin sıkça
kullandığı “ülen sahtekâr”la birlikte en azından “ne bu halin” şeklinde bir
tepkisidir.
“Di
len, o da lazım!” der Hoca ve yürür… O yürüyüş ki asırların öncesinden başlamış zamanın ötesine uzanmaktadır. Yargılamaz; yargılayacak olanın kim olduğunu iyi bilmektedir. Aydınlıktır; fotoğraflarına baktığınız zaman Hoca’yı başında
fötr şapkayla dua ederken görürsünüz… İşte bu Konya insanıdır, Konyalı budur…
Hoca
o kelimeyi söylerken Mazhar Sakman’ın elbette ki o halini tasvip ettiğinden
değildi; maksadı onu kazanmaktı, kalbindeki hakikatin aşkıyla, Yunusça “Yaratılanı
hoş görmektir, Yaratandan ötürü…” Çünkü “narı da hoştur nuru da…”
Şehrin
taşı toprağı derviştir… Bizde ham softalık yoktur… Şehrin ramazandaki iklimi kardeşlik
üzerine kuruludur. Kimse kimseye “oruç musun” diye sormazdı… Tutmayan da tutarmış
gibi davranırdı… Hatta oruç olmamasına rağmen yemeyip içmeyip iftarı
bekleyenler bile çıkmıştır bu şehirden…
Siyaset
aramıza girmeden önce…
Bu
şehrin tariki sevgidir, hoşgörüdür…
TAHİR
SAKMAN
19 Şubat, 2026
RAMAZANDAN RAMAZAMA
RAMAZANDAN
RAMAZAMA
Eskiden
de böyleydi… değişen insanların yüzleri, isimleri…
Ramazan
aynı ramazan (şimdi biraz daha ramazam olsa da) … Şehrin üzerini; beyaz,
günahsız bir bulut gibi örten o manevi iklim yine var… Çepeçevre kuşatılırsınız
Konya’da, her köşede size ramazanı hatırlatan, kendinize en azından bir çeki
düzen verdiren bir obje çıkar karşınıza; bazen yüreğinizi yakan bir ezan bazen bir
yardım çığlığı…
Eli
tespihli, uzun ak sakallı hatta sarıklı… Yeşil cübbeli insanlar da
görebilirsiniz. Bu sizi şaşırtmasın, siyasi bir yönü yoktur… Bu giyim tarzı daha çok başka şehirlerden göç etmiş insanlar tarafından tercih edilir, Konyalı bu tip kıyafetler giymez. Şehrin insanı dindardır, dindar olmayanlar da dindardır bu şehirde… Saygı, sevgi,
hoşgörü yumağıyla insanlar birbirlerine sarılırlar…
Kapı
Camii… Selimiye… Türbe Önü'ne yolunuz düşerse anlarsınız…
Kadınlar
Pazarı pür telaştır, iftara yetişilecektir; daha öğle namazı kılınmamışken… Topa
kaç dakika kaldı usta?
Aziziye’de
gürül gürül ezan okunurken, şadırvanlarındaki sular; “yok mu benimle abdest
alacak, günahlarını yıkayayım” diye sesleniyor, duydunuz mu?
Babam
mutlaka top atıldıktan sonra gelirdi, şimdilerde anlıyorum; meğerse adamcağız
top atılınca yolda bir sigara içip öyle geliyormuş… Anam çok kızardı tabii, sofraya
babam gelmeden elimizi sürmezdik.
Sofranın
zenginliğini yazmalı mıyım? Yumurtalı pastırma… yaprak sarması, bamya çorbası,
su böreği, üzeri yumurtayla süslenmiş marul salatası ama illaki ramazan pidesi,
üzeri bol susamlı… Tahinli pideyi babam çok severdi. Benim favorimse baston ekmeklerdi.
Güllaç… hâlâ favorimdir, her ramazan mutlaka…
Uzun
yıllar ramazan manileri yazdım, geleceğin insanına miras… Coşku dolu
günlerimizmiş… Eksik olan heyecan şimdi… Teravih için cami cami yine geziyor
musunuz bilmem? Ya da hatimle teravih kıldırana mı meyliniz yoksa jet imamın
olduğu camiye mi?
Teravihin
ilk on beş günü camiler dolar, taşar. On beşinden sonra saflar gevşerken bir
bakmışınız son hafta bir, iki safa inmiş… Bayram telaşı başlamıştır.
Ramazan
ayının uhrevi havası yanında gelenekselleşmiş bir tarafı da vardır Konya’da… Galiba
o daha çok ilgimizi çekiyor ki… Yiyecek içecek mevzuları bunların başını çeker.
Davetler başlar, kayınpederler, damatlar, gelinler, hısım akraba… Eve damat
gelince Konya’da sarı inekler titrermiş… Sarı inekler kalmasa da yürekler
titremeye devam ediyor.
Şimdi
davette ne yemek yapacağınızı söylersem… Annelerinize sorun, hatta sormayın söyleyin
sizi davet etsin, bakalım su böreği yapacak mı? Yaprak saracak mı? Ya sacarası?
Hepsini
anlıyorum da… Fiyatların ramazanda yükselmesini bir türlü anlayamıyorum (galiba
bu durum ramazanın gelenekselleşmiş tarafıyla ilgili) .…
Zaman
değişti tabii; ramazan da ramazam oldu…
TAHİR
SAKMAN
ZEKİ ABİYE RAHMET OLSUN
ZEKİ
ABİYE RAHMET OLSUN
Zeki
Ünen ağabeyimizi de uğurladık…
Çok
beyefendi, kibar bir insandı… Onunla biz bir dönem komşu da olmuştuk… Ofisinin
tam altında kafe açmıştım. Sabahları o güler yüzüyle mutlaka “günaydın” der
akşamları da bir selam vermeden geçmezdi…
Zaman
zaman ister istemez yüksek sesli müzik çalıyorduk kafede… Üst katta olmasından
dolayı bir gün sormuştum müziğin rahatsız edip etmediğini… Yanıtı enteresandı; “ne
kadar çok sesini açarsan o kadar mutlu olurum, bizde dinlemiş oluruz” demişti… Bu
bir ironi değildi; gerçek düşüncesiydi…
Çok
naif bir insandı; o ve onun gibi insanların sayıları gittikçe azalıyor. Şehir bir evladını daha toprağın bağrına basarken yaslı gözlerimizi bulutların ardına saklamakta zorlanıyoruz...
Rahmet
olsun; Zeki abi seni, baktığın zaman insanın içine işleyen güler yüzünle hatırlayacağız Zeki abi…
Beyefendiler
gidiyor, kala kala benim gibi serseriler kalıyor… Üzgünüm Konya…
TAHİR
SAKMAN
18 Şubat, 2026
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 58 EVLERİNİN ÖNÜ HAMAM KAPISI
MAZHAR
SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 58 EVLERİNİN ÖNÜ HAMAM KAPISI
Mazhar
Sakman gibi çok yönlü bir sanatçının repertuvarını sadece Konya türküleriyle
sınırlamak elbette yanlış olacaktır. Örnek olarak aslında bir Kerkük türküsü
olan “Kalenin dibinde taş olaydım” türküsünü de vermek bunu doğrulayacaktır. Sadece
bu da değildir repertuvarında olan; Türk sanat müziğinden de birçok şarkı
repertuvarında mevcuttur. Konya türküleri dışında okuduğu eserleri merhum Sakman,
yöresinin tavrı yanında kendi yorumunu da katarak okumuştur.
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 58
https://www.youtube.com/@tahirsakman-Konya
TAHİR
SAKMAN
17 Şubat, 2026
BU PAZARA NUR YAĞIYOR
BU
PAZARA NUR YAĞIYOR
Kim
dediyse “rağbet olsa bit pazarına nur yağardı” diye… gelsin de görsün nasıl
rağbet var nasıl nur yağıyor…
Her
hafta pazar günleri kuruluyor… ki ne kurulma ama… Bulunmaz Bursa kumaşı olsa bu
kadar değerlenmez, inanın… ne ararsanız var burada ”derde devadan gayrı”
diyemem haksızlık olur; sağlıkla ilgili olmasa da evinizin ve şahsi
ihtiyaçlarınız için ne ararsanız burada bulabilirsiniz. Bazen onda bir bazen de iki misli fiyata da alabilirsiniz. Ama genelde oldukça ucuz
bir pazar…
Öyle
bir curcuna var ki sanki bir panayır... Hilafsız, yalansız; şişme monttan
tutun, ayakkabıya, eşofmana, tişörte, saate, pantolona, cekete varana kadar ne
isterseniz hem de inanılmaz fiyatlara… 200 liraya şişme montlar, ayakkabılar, sweatshirtler…
150 liraya kumaş pantolon, 300 liraya ceket yani 450 liraya takım elbise
almanız mümkün hatta 50 liraya eşofman altı bulabilirsiniz… ikinci el değil
bunların hepsi yeni fiyatları… ikinci el isterseniz onlar da var tabii…
Satıcılar
da ayrı bir âlem; özellikle eskiciler öyle bir anlatırlar ki size sanırsınız
daha fabrikasının piyasaya sürmediği hatta henüz üretmediği bir eşyadır!..
Yenisini alsanız bile bunun yerini tutmaz! Müstamel maldır, ayıbı çıkmış
maldır! Kurulduğu eski koltuğun üzerinde mağaza sahibi edasında size tepeden
bakanlara da rastlayabilirsiniz… Bulunduğunuz ortamlardan sıkıldıysanız mutlaka
görmelisiniz. İnsanların nasıl yaşadığı hakkında da fikir sahibi olmanız mümkün.
Ekonomistlerin hatta sosyologların kesinlikle insan psikolojisini görmesi açısından mutlaka
görmesi gereken bir yer. Öykücülerin buradan birkaç yaşam öyküsü çıkarması da mümkün…
Bir tarafta hüznün bir tarafta yoksulluğun acı fotoğrafı önünüzde dans ederken
içinizin acımaması mümkün değil…
Yaşam
gibi; yeni ve eski; genç ve yaşlı bir arada, seçmek size kalıyor…
Hiçbir
işe yaramaz hurdadan hatta çöpten tutunuz yeni bir şeylerin yanı sıra ciddi
antikaların hepsinin de açık havada bazen yağmur sularının, çamurların bazen de
sokak aralarına taşan bir ortamda sergilendiği mallar -giyim eşyaları hariç-
son sahibini bekliyor.
Yeni
ve eskinin bir arada yerlere serildiği, plaklar, kasetler, teypler, pikaplar,
radyolar, oyuncaklar burada… İkinci el ev eşyaları; koltuklar, avizeler, ressamı unutulmuş resimler… Bisikletler…
bir tek otomobil yok ama bu gidişle o da olur sanırım… Elektrik ve hırdavat
malzemeleri, doğal taşlar… Aklınıza ne gelirse envaiçeşit…. Hem de bazen
inanılmaz çok ucuz fiyatlara…
Şehrin
eskicileri de burada tezgâh açıp hafta içi topladıklarını satıyorlar… Uzun
yıllardır bu alana kurulan bu pazar artık çok revaçta… Ekonomik koşullardan
olsa gerek bu günlerde mahşeri bir kalabalık tarafından geziliyor. Kimisi de
benim gibi eğlence niyetine geziyor ki bir şey almadan çıkmanız biraz zor…
binlerce objenin içinde mutlaka gözünüze bir şey takılıyor…
Bir anlamda da geri dönüşüm pazarı… Ekonomiye bir şekilde can veriyorlar, birçok eşyayı çöpe gitmekten kurtarıyorlar; bir vida, bir ayna, priz… bazen bir semaver, nargile, bir zamanlar muhteşem olduğunu hatırlatan bir müzik seti… Tabletler…
Kitaplar… Tahmin edebileceğiniz gibi alıcısının yok denecek kadar az olduğu, üzülerek söylüyorum ki hiç kimsenin bakmak için önünde bile durmadığı tezgâhlarda ağır melankoli türküsü söylüyorlar…
Burası
kelimenin tam anlamıyla bit pazarı… Adı “Bit
Pazarı” ama bit var mı yok mu bilemedim şimdi…Yeni Tellal Pazarı’nın dışına
kuruluyor. Bir pazar günü gelirseniz, kelimenin tam anlamıyla nur yağdığına
kendiniz de şahit olabilirsiniz…
TAHİR
SAKMAN
16 Şubat, 2026
AŞKIN ÖTESİNDE
AŞKIN
ÖTESİNDE
Aslında
14 Şubat’ta evlenecektik…
Çok
önceden dolmuş, yani bu sevgililer günü mevzuu ülkemizde yeni bir şey değil…
Biz de 15 Şubat’ta evlendik…
Tam
47 yıl oldu…
47
yıldır benim gibi egosu yüksek, narsist, hedonist, melankolik saçma sapan bir
adama tam 47 yıldır dayanıyor, eşim Arife Hanım… Bu süre zarfında bana 4 evlat verdi, torun torba
derken, iki kişiyken 16 kişi olduk, on yedinci de geliyor… Ve hepimiz devletimize, milletimize, Atatürk ilke ve inkılaplarına yürekten bağlı insanlarız...
Teşekkür beklemez biliyorum ama bunun bir karşılığı da yok… Minnettarım… Dünyaya değil bir, bin kere yeniden gelsem yine seninle evlenmek isterim… Umarım sen de istersin…
Hayatımın
47 yıldır kahramanı o, çok kahrımı çekti, her şeyime katlandı; “yuvayı dişi kuş
yapar”ın canlı örneği…
Bu
aşk değil; aşkın çok ötesinde…
Nice
47 yıllara o zaman…
TAHİR
SAKMAN
14 Şubat, 2026
MAZHAR SAKMAN - OSMAN ERDEN
https://youtu.be/AMUcI62Itzw
MAZHAR SAKMAN - OSMAN ERDEN
1980'li yıllarda yapılan bu kısa kayıtta Mazhar Sakman ile
Osman Erden birlikte çalıyorlar. ne yazık ki kaydın tamamı yok. Mazhar Sakman
Meyhanenin şişeleri parlıyor-Cerrah-Doktor ismiyle de bilinen türküyü okuyor.
Türküyü bazı yerel sanatçılarımız Eczanenin şişeleri parlıyor şeklinde de
okumaktadır.
Kayıtta iki sazın ahenk içinde sanki bir orkestra gibi
zengin seslerle oldukça canlı icraları dikkat çekiyor.
Merhum Mazhar Sakman'a rahmet dilerken, Yumurtacı Osman
lakabıyla tanınan Osman Erden ağabeyimize de uzun ömürler diliyoruz.
TAHİR SAKMAN
RAMAZAM İŞLERİ
RAMAZAM
İŞLERİ
Aklım
almıyor bir türlü; kuzum nasıl geçiniyorsunuz?
Asgari
ücretliler, bordrolular… emeklileri saymıyorum; “buna da çok şükür” diyenleri…
Unlu
mamullerin birinde tandır ekmeğinin fiyatını sormak gafletine düştüm,
bağışlayın efendim… Bilemedim; fiyatının 40 lira, yazıyla da kırk lira
olduğunu… Denetim eksikliği mi var yoksa gerçekten bu fiyat normal mi?
Yoksa
alıştık artık da her şey normal mi geliyor?
Ramazan pardon ramazam geliyor ya, fiyatlar artık size emanet, “100 gr. bamya 3250 lira
mı olur” diyordum keşke dilim tutulsaydı da “demez gomaz” olaydım; 3750 olmuş…
Peynir, zeytin yazamam… Pastırma, sucuk, yazarsam ayıp olur şimdi!
Maydanoz…
ot yani bir tutam ot, 29.95… otuz yazmaya utanmış olmalılar. Hani ramazan da
geliyor ya, bamyasız iftar sofrası mı olur? Hele Konya’da, bamya yoksa beni
zahmet edip çağırmayın, gelmem… (Laf aramızda kimse de çağırmıyor zaten…)
Su
böreğini kaldırdık sayenizde… Yaprak sarması? Kıymanın kilosundan haberin var
mı senin? (Bu ne cüret bre mel’un, cürmüne bakmadan sarma sorarsın?)
Şimdi
sahura kalktın diyelim… Hadi gözünü kararttın erişteyi de aldın da… şimdi
kayısı hoşafı olmazsa vallahi de olmaz, billahi de… Kayısı kurusunun fiyatını,
klavye bile isyan etti yazmıyor. (Hani kayısı yetişmedi diyorlar ya, sanki
yetişenlerin fiyatı çok makul!)
Mahalle
muhtarları, fakirleri belediyeye bildirip yardım edilmesini sağlayacaklarmış…
Bize
kimse balık vermedi; olta verip balık tutmasını öğrettiler bize…
Önce
fakir bırak sonra ölmesin diye bir çeyrek ekmek ver… Haydi ramazanda verdin ya sonra? Bir kere
bedava iftar ettin, ya diğer günler? Bir iftarla, bir öğünle bitiyor mu?
İnsanın başka ihtiyacı yok mu? Sinema, tiyatro, konser… ya kitap, gazete?
Düzgün bir kıyafet, ayakkabı giyemeyecek miyiz? Yazın bir Alman emeklisi gibi
aylarca olmasa da birkaç günlüğüne gidip Konyaaltı’nda bir çay içemeyecek
miyiz?
Benim
sizlerin işlerine aklım ermiyor artık… Haydi, hayırlı ramazamlarınız olsun…
TAHİR
SAKMAN
13 Şubat, 2026
KAYIP TÜRKÜLERİN İZİNDE
KAYIP
TÜRKÜLERİN İZİNDE
Konya
gibi köklü bir müzik geleneğine sahip bir şehirde özelikle türkülerimizle
ilgili bir diskografi oluşturulamamış olmasını neyle izah edersiniz bilmiyorum…
Hatta bunun izahının da olamayacağı düşüncesindeyim…
Yeri
geldiği zaman övündüğümüz kültürümüz… Kadim şehir Konya… sloganvari söylemlerin
ardına baktığımız zaman somut şeyler görmek istiyoruz. Bu konuda yapılan
çalışmaları da görmezden gelmek haksızlık olacak ama yeterli mi?
Kültürümüz
için ne kadar çalışma yapsak da yetmeyecektir… çünkü bu toprakların kültürü öyle
geniş bir yelpazededir ki insanı her an şaşırtacak ve kendisine hayran
bıraktıracak bir konumdadır.
Türkülerimiz
özeline bakarsak; kaynak niteliği taşıyan kitaplar yayımlansa da bu kitapları destekleyecek
ses kayıtlarının da bir merkezde, müzede toplanılması, tasnif edilmesi ve geleceğe
intikalinin sağlanması gerekmektedir.
Şehrimizdeki
ilgili kuruluşlara bu konuda önemli görevler düşmektedir.
Birçok
mahalli sanatçımızın ses kayıtları makara bantlarda, kasetlerde halkımızın
elinde, araştırmacıların elindedir ve sahiplenecek bir kuruluş beklemektedir. Bunlara
az sayıda da olsa video kayıtlarını da eklemeliyiz.
Bunlar
şehrin kültür hafızasıdır. Türkülerimizi yitirirsek benliğimizi yitireceğimiz gerçeği
göz ardı edilmemelidir.
Geçtiğimiz
yıldan itibaren bu endişelerle merhum babam Mazhar Sakman’ın ses kayıtlarını YouTube’ta ve sosyal medyada, blog sayfamda yayımlamamın da nedeni budur aslında;
türkülerimiz yitip gitmesin…
Bu
heyecanla çalışmalarımı sürdürürken, kıyıda köşede kalmış ses kayıtları elime
geçti ayrıca dostlardan bana ulaştırılanlar da oldu… Bu türküleri tasnif
ederken, bazı kayıtlar bozulmuş olsa da meraklısı için hazine değeri taşıyan bu
kayıtlarda gördüm ki gün ışığına çıkmamış ve günümüzde çalınmayan/okunmayan
türkülerimiz de mevcut… Arşivimde sadece Mazhar Sakman’ın 12 telliyle çalıp “çağırdığı”
200’ü aşkın türkünün otantik kayıtları mevcuttur. Önümüzdeki süreçte bu
türkülerin büyük bölümünü yayımlayıp araştırmacıların hizmetine sunacağım.
Mazhar
Sakman tarafından okunan “Konya Methiyesi”nin haricinde yine sözleri Âşık Şem’î’ye
ait olan “Okutur alimleri mantık meâni Konya’nın (Dâsitan-ı Konya)” diye
başlayan methiyesinin Mazhar Sakman tarafından okunan kayıtlarına da ulaşmak
benim için büyük sürpriz oldu.
Uzun
yıllardır söz ettiğim Konya peşrevleri arasında yer alan ancak isminden başka bir
kaydına ulaşamadığım “İçilli Peşrevi”ne, İTÜ akademisyenlerinden sevgili dostum
Süleyman Şenel’in hazırladığı ve Celal Volkan Kaya ile birlikte sunduğu TRT İstanbul
Radyosu’nda, 2020 yılında yayımlanan “Türkü Yazıları” isimli programda dinlemek
benim için büyük sürpriz olmuştu. Programda Konya’ya geniş yer verdikleri için bir
teşekkür yazısı da yayımlamıştım.
Yine
merhum Sakman’ın okuduğu “Meslek Destanı”nın kısa da olsa bir kaydına ulaştım. Eminim
daha nice adını bile duymadığımız türküler, bantlarda, kasetlerde bulmamız için
bizi bekliyor.
Eğer
kültüre değer veriyorsak hassaten türkülerimize, bunu mutlaka yapmalıyız. Şehir
kültürü, Konyalılık olgusu şehrin büyüdükçe kozmopolitleşen yapısından, en
azından türkülerimiz de nasibini almadan bunu yapmalı, türkülerimizin ses
kayıtlarını bir merkezde toplamalı, dijitale aktarıp muhafaza altına almalıyız.
Kayıp
türkülerimizin izinde yürümeye, ecdadımızın sesini duymaya devam etmekten son
derece mutluyum.…
Eğer
bir gün aksi olursa, kaybolan türkülerimiz olmayacaktır sadece; sesimiz, soluğumuz,
ruhumuz olacaktır, yitip giden… Farkında mısın Konya?
TAHİR
SAKMAN
12 Şubat, 2026
TÜRKÜLERİMİZİ YAŞAM BİÇİMİ YAPAN İNSANLAR
![]() |
| Tahir Sakman, Ahmet Kabak (sağda) ile birlikte... |
TÜRKÜLERİMİZİ
YAŞAM BİÇİMİ YAPAN İNSANLAR
Türkülerimizi
çalıp söyleyen isimsiz kahramanlarımızın yanı sıra o türküleri kayıt altına
alıp geleceğe intikal etmesini sağlayan insanlara da en azından bir teşekkür
borcumuz olmalı…
Bu insanlar
ki tek tutkuları vardır; yöremizde adına “millî” dediğimiz türküler…
Bu insanlar,
her türlü maddi kaygıdan uzak bir şekilde, birçok kuruluşun yapamadığı hatta
üniversitelerin, konservatuvarların yapamadığı/yapmadığı diskografi çalışması yaparlar,
türkülerimizi arşivleyerek, onları koruyarak geleceğe intikal etmesi için
didinirler…
![]() |
| Yakup Berlin |
Evlerinin bir odasını bu işe adamışlar, stüdyo haline getirmişlerdir. Konya türkülerinden başka türkü de dinlemezler; tutkuları Konya türküleridir. Odaları adeta tapınakları olmuştur, makara bantlar, kasetler yoldaşlarıdır. Odalarının duvarları şehir kültürüne hizmet eden insanların fotoğraflarıyla doludur.
Daha önce
“Peynirci Yaşar”ı, “Poz Mehmet İlerigiden”i çeşitli vesilelerle yazmıştım. Bu
insanların arşivlerinin akıbetinden doğrusu endişelenmekteyim. Poz Mehmet abinin
yaptığı görüntülü kayıtların kopyalanarak arşiv oluşturulması için yıllar önce
bir çağrı yapmıştım ama sonuç malum… Poz Mehmet abinin vefatını müteakip
kayıtların üniversiteye verildiğini duydum ama teyide muhtaç bir haber olarak
kaldı hafızamda…
Bir dayı,
yeğenden söz etmek isterim, kendilerini sosyal medya aracılığıyla tanıdım. Canlı
yayınla Konya türküleri dinletiyorlardı. Geçmiş dönemde şehirde iz bırakmış
ustaların kayıtlarını arşivleyip onları meraklılarla paylaşıyorlar. Yakup
Berlin’den söz ediyorum… Sosyal medya hesabında canlı yayınlarla türkülerimizi
dinletiyor ve eski türkülerimizden unuttuğumuz ne varsa arşivinden bulup
çıkarıyor. Kendisi Antalya’da yaşamasına rağmen Konya kültürüyle yatıp kalkıyor,
eski saz ustalarımızı da bu vesileyle bizlere hatırlatıyor…
Yakup
Berlin kardeşimizin bir de yeğeni var; Ahmet Kabak, Konya’da… O da dayısının
izinden gidiyor… Odasında, 80’li yıllardan kalma bir fotoğrafımı görmek benim
için oldukça şaşırtıcı ve onur vericiydi…
Yüzlerce türkülük
kayıtları, özellikle makara bantlarda muhafaza altına alıyor ve onlara gözü
gibi bakıyor. “Konya türküsünün kıymetini bilmeyen adama dinletmem” diyerek
felsefesini özetliyor. Kendisinden istenen kayıtları bile vermekte oldukça
seçici davranıyor ve bunda da yerden göğe kadar haklı…
Kimseden bir
yardım almıyorlar… Kayıtları edinmek için hiçbir masraftan kaçınmıyorlar. Tek kriterleri
Konya türküsü olması, bütün dünyaları bunun üzerine kurulu… Odasının duvarları
Konya türkülerine emek vermiş ustaların resimleriyle dolu. Zaten içeriye girer
girmez çalan müzikten anlıyorsunuz, ne denli iflah olmaz bir Konya türküsü
aşığı olduğunu…
Konyalı
olarak kaçımız sahip çıkıyoruz ki? Siz sahip çıkmasanız da onlara sahip çıkan
dahası türkülerimizi yaşam biçimi haline getirmiş insanlarımızın bireysel
çabalarının şimdi olmasa da gelecekte önemli bir yere sahip olarak
taçlanacağına inanıyorum.
Teşekkürler
Yakup Berlin, teşekkürler Ahmet Kabak… Türkülerimizin sesi sayenizde gelecekte
daha çok duyulacaktır…
TAHİR
SAKMAN
09 Şubat, 2026
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 57 KAPILARI KALINDIR (CEMİLE)
MAZHAR
SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 57 KAPILARI KALINDIR (CEMİLE)
Konya
oturaklarının en çok okunan türküleri arasındaki yerini alan bu türkü Cumhuriyet’in
ilk yıllarında resmi bir dairede çalışan “daktilo” bir bayanın güzelliğine
yakılmış.
Türküden
önce kısa bir açıklama yapan Mazhar Sakman, türkünün makamı hakkında bilgiler
veriyor. Giriş taksiminin Kazım Büyükşalvarcı’nın kanunla icrasından sonra türküye,
Cenap Kendi de uduyla eşlik ediyor.
Türkünün
tam metnine Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından yayımlanan "Türkü Hazinesi
Mazhar Sakman" isimli kitabımda bulabilirsiniz. Kitabın linki şöyle:
https://www.dijitalkitabim.com/kitaplar/konya/hatiratlar/mazharsakman/index.html
TAHİR
SAKMAN
06 Şubat, 2026
RIZALIK ŞEHRİNİN RIZA GÖNÜLLERİ
RIZALIK
ŞEHRİNİN RIZA GÖNÜLLERİ
Siz
bilmezsiniz… “bildik” deseniz de inanmam…
Aklınız
hep akçe işlerinde… alıp satmakta… Yani deseler ki akçe olmadan iki adım at… atmazsınız;
öylesine sarılmışsınız ki vahşi kapitalizmin sömürü düzenine, kendi
geleceğinizin yani torunlarınızın yaşayacağı çevrenizi bile üç kuruş için yok
etmekte asla tereddüt etmezsiniz…
Kalp
kırar mısınız?
Bu
dünya boş dersiniz ama en yakınlarınızdan bile rızalık almayı düşünmezsiniz…
belki bir ütopya olarak kalacak ama… “yârin yanağı”ndan gayrı ne varsa paylaşmanın;
zenginsiz, fakirsiz bir dünyada yaşamanın derin sevgisini düşünebilir misiniz?
Yaşamlarını
insan sevgisi üzerine kuranlar, insanı Kâbe bilenler… 72 millete... (canlı cansız, görünen görünmeyen, bürünen bürünmeyen) aynı gözle
bakanlar…
Sayıları
o kadar çok ki… görmeseniz de bilmeseniz de… İzmir’den bir can, Sevinç Öztürk’ün
paylaşımını okuyunca… Televizyon programcısı, gazeteci, yazar ve aynı zamanda
usta bir tiyatro yönetmeni ve oyuncusu… Aşağıdaki şiir Sevinç Öztürk’e ait, çok
şey anlatıyor…
Kişinin
kendiyle olan rızası
Kişinin
eşiyle olan rızası
Kişinin
müsahipleriyle olan rızası
Kişinin
Cem erenleriyle olan rızası
Kişinin
toplumla olan rızasının üzerine kurulur
Rızalık
Şehri.
Canı
cana katar
Malı
mala katar
Sömürüsüz
bir yaşamın
Yârin
yanağından gayrı
Her
şeyi bölüşebilmenin adıdır Rıza Şehri.
Irksızların,
mülksüzlerin, zenginsiz ve fakirsizlerin
Eş
ve eşit, hak, hukuk ve adaletin tam işlediği bir ütopyanın adıdır Rıza Şehri.
Üç
canın bir Cem olduğu
Dertsizlerin,
tasasızların, endişesizlerin
Kralsız,
sultansız, şeyhsizlerin, müritsizlerin
Paranın
pul olduğu
Her
canın sarraf olduğu
Güneşi
bilgi
Kıblesi
aşk olanların
Eşitlerin
diyarıdır Rızalık Şehri.
Ey
Rızalık Şehrinin elma kokusu
Destursuz
düşme düşlerime
Düşerim
Üzülürsün...
(söz)
TAHİR
SAKMAN
05 Şubat, 2026
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 56 SÜTLÜCEYE GİDERSİN (FIKIR FIKIR FIKIRDAMA)
MAZHAR
SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 56 SÜTLÜCEYE GİDERSİN (FIKIR FIKIR FIKIRDAMA)
Mazhar
Sakman, bilindiği gibi çok yönlü bir sanatçıdır. Folklorun yanı sıra sanat
müziğimizin yanı sıra eski bir bando astsubayı olması nedeniyle Batı müziğine
de uzak değildir. Sahnelerde yaylı tambur çaldığı dönemlerden mülhem olmalı ki bazen
Konya oturaklarında şarkılar da çalıp, söylemiştir. Bunlardan bir tanesi de “Beyoğlu’nda
gezersin” ismiyle İstanbul türküsü olarak da bilinen ama aslında bestesi Neyzen
Rıza Bey’e ait olan bu şarkıyı da zaman zaman okumuştur.
TAHİR
SAKMAN
03 Şubat, 2026
HAYATIN GÖSTERDİKLERİ
HAYATIN
GÖSTERDİKLERİ
Linkte
Anthoni Hopkins
https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=pfbid029H9E4BbQD3f22TyKt4FSFekZKxPbZWCtEvaTjUuNV1z6RhVVNLqRcpbHCeX3pr5il&id=100064920660869
bahsedilen anıya benzer bendenizin de bir anısı olmuştu…
En
çok satan ve en çok beğenilen ve şaşırmayın aynı zamanda en çok eleştirilen;
kimilerince yere göğe sığdırılamayan kimine göre de yerin dibine sokulan
"Leylâ’dan Mevlâ’ya Cennete Yürüyüş" isimli romanımın yayımlandığı
yıldı...
Konya
Kültür Park’ta bir yaz akşamında ellerimi cebime sokmuş öylesine, belki de edebiyat
dünyasında yeterince tanınamamış olmanın verdiği bir hüzündü… Kültür Park’ın
anfisinde konser vardı ve insanlar sanatçıyı çılgınca alkışlıyorlardı.
Uzun
yıllar şehirde yaptığımız şiir dinletilerinden tanıyorum o alkışları… Sonra bir
dönem kendimi cam fanusların içinde kurduğum bir dünyaya kapatmıştım… Romanı o
dönemde yazmıştım…
Kültür
Park’ı adımlarken belki de yaşantımı sorguluyordum, yazdıklarımı…
Parkın
arka taraflarında yürürken, bir bankta kitap okuyan bir genç gördüm… Herkes
eğlenirken… Yanından geçerken şoka uğradım sanki… Benim kitabımı açmış onu
okuyordu… Direk daldım ‘Sen” dedim, ‘deli misin? Herkes konserdeyken, sen
burada…” “Yok abi, bir arkadaşım tavsiye etti de ondan okuyorum, çok güzel bir
kitapmış…” Kendimi tanıtınca şok olma sırası o gence gelmişti…
Üretmenin,
yazmanın böyle güzel tarafları da var elbette…
Tesadüf
mü dersiniz… ama zamanlama müthişti; hayat en ihtiyacımız olduğu zamanda
karşımıza çıkarıyordu. Anlık, ruh halimize göre çözümler gösteriyordu. Bir şiirimde:
/yanlışların
toplamıdır hayat
ve
çıkardığımız derslerin
çarpımıdır
mutluluk/
demiştim…
Hayat her zaman doğruyu söylüyordu. Bizler çıkardığımız dersler kadar hayatı
anlıyor ve yaşıyorduk…
TAHİR
SAKMAN
02 Şubat, 2026
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 55 BAHÇELERDE ENGİNAR (LEYLİM YÂR)
MAZHAR
SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 55 BAHÇELERDE ENGİNAR (LEYLİM YÂR)
Mazhar
Sakman’ın Konya oturaklarında 12 telliyle çalıp söylediği bu anonim türkünün
yaklaşık elli yıl önce yapılan kaydına udi Cenap Kendi ile kanuni Kazım Büyükşalvarcı
eşlik ediyor…
TAHİR
SAKMAN
01 Şubat, 2026
BİR HEDEFİ OLMALI TAKIMIN
BİR
HEDEFİ OLMALI TAKIMIN
Konyaspor
taraftarı heyecan ister…
Sıralamada
ortalarda olmak bizi bozar… Ya başa oynamalıyız ya da düşmemeye… Son yıllarda
yaptığımız en iyi şey de bu zaten; düşmemeye oynamak ve son maçta yırtmak…
Konya
gibi her türlü birikime sahip bir şehrin rakiplerini titretecek bir takım
çıkaramaması da enteresan… Sanırım biz Konyalılar olarak futbolu bilmiyoruz daha
doğrusu profesyonel anlamda öngörüsü yüksek yöneticilerimizin sayısı yeterli
değil…
Taraftar
tabii ki şakır şakır top oynayan goller atan bir takım ister…
Önceki
teknik direktörü yolladık ki başarısız da değildi hani, onun yanlışı zamanında
doğru transferler yaptırmamaktı… bunu da tam olarak bilemiyoruz belki de
yönetim yapmak istemedi…
Aklıma
başka şeyler de geliyor, mesela; geçmiş sezonlarda Rıza Çalımbay vardı sonra
İlhan Palut… adamları durup dururken yolladılar… Sonra Recep Uçar… lig
sekizincisiyken yolladılar, şimdi 13. sıradayız ve cidden korkuyoruz. Dokuz
maçtır galibiyet alamamışız…
Hoca,
Beşiktaş maçında 83. dakikadan sonra oyuncu değiştiriyor… İlahi Hoca, biraz
daha bekleseydin de maç bitince değiştireydin, acelen neydi? Sanki galip olan
biziz de öylesine değiştiriyoruz…
Ama
her hafta adrenalimiz yükseliyor, heyecan içinde hop oturup hop kalkıyoruz… Bu
hafta Göztepe maçı var şimdiden heyecan bastı beni… Bu arada Umut’u vermişiz
ama takas edeceğimiz futbolcu ayak diremeye başlamış…
Bir
Umut’umuz vardı elimizle verdik… Diğer umutlarımızı vermeyin bari, Göztepe maçına
kalbi zayıf olanlar gitmesin… Sanırım o maçta da galip gelemezsek Hoca istifa
eder, o maça kadar durursa tabii… Şimdi “tüm sorumluluk bende” diyor ama
gereğini yapmıyor… Bu da enteresan.
Hoca
ben olsam, takımı aldığım yere bakardım bir de getirdiğim yere ve gereğini
hemen yapardım…
Yine
içimizi titreten, şiir gibi top oynayan, şiirler söyleten bir takım görmek
istiyoruz…
TAHİR
SAKMAN
30 Ocak, 2026
OKULDAN AZİZ NESİN’E KAÇMAK
OKULDAN
AZİZ NESİN’E KAÇMAK
Konya
Garı'nın karşısındaydı, bina hâlâ duruyor…
Eskiden
otelmiş, önce Maarif Koleji sonra Hastaş Koleji olarak şehrin eğitim ve öğretimine uzun yıllar
katkı sağladı. Özel bir okul olmasına rağmen sınavla alınıyordu. Bendeniz
sınavlara girmiş 6. olarak kazanmıştım. Modern bir okuldu, eğitim tam gündü. O
dönemde müdürü, babamın Konya Erkek Muallim Mektebi’nden arkadaşı Fuat Beydi…
Bir
gün dersimize girmiş beni sözlüye tahtaya kaldırmıştı. Sözlüden değildi korkum;
babamın arkadaşı olması nedeniyle “sorulara doğru yanıt veremezsem, ayıp olur”
korkusuydu…
Ama
hocam ezber sorularının tam aksine genel kültür soruları sorunca işim oldukça
kolaylaşmıştı… İlk yıl adaptasyon sorunları yaşamıştım; sınıf arkadaşlarımın
pek çoğu şehrin varlıklı ailelerin çocuklarıydı. Ekonomik olarak babamın işlerinin
bozulmaya başladığı dönemlerdi.
Yani
müzik dersinden de ikmale kalınmaz ki? Babam ne çok kızmıştı ki yerden göğe
kadar haklıydı; müzisyen bir ailenin çocuğu olarak hiç kimsenin kalmadığı
müzikten sınıfta kalmak… Hâlâ utanıyorum ama müzik öğretmenime de teşekkür
ediyorum, bana bir ders verdiği için…
Galiba
dersi hafife almıştım, onun için bırakmıştı. Blok flüt çalıyordum, bütünlemede
iki parça çalmış ve geçmiştim… Ama müzik öğretmenimin verdiği dersi ömür boyu
unutmayacaktım…
Kolejdeki
ikinci yılın sonunda babamın işleri tamamen bozulmuş, aile düzenimiz de çökmek
üzeydi, zar zor gittiğim okuldan babam beni alarak, Atatürk Kız Lisesi’ne
yazdırmıştı. Dönemin müdürü Nadire Hanım’dı…
Tabii
ben özel okuldan resmi okula geçince, okuldaki disiplin beni oldukça sıkmıştı…
Ciddi anlamda rahatsızlıklar geçirdim ve okulu asmaya başladım…
Okuldan
kaçtım ama nereye kaçtım?
Tam
bir ay Konya İlk Halk Kitaplığı’na gidip, okulun çıkış saatine kadar kitap okuyordum…
Şimdi bana bu çok enteresan geliyor; okuldan, kaçıp kitaplığa gitmek…
Ve
orada okuduğum kitaplar da… görevli memur, her seferinde istediğim kitabı duyunca
başını kaldırıp uzun uzun, düşünceli düşünceli bakardı da, ben nedenini uzun
yılar sonra anlayacaktım…
Aziz
Nesin’in kitaplarını okurdum, tam bir ay sanırım ne kadar kitabı varsa
okumuştum…
Bir
akşamüzeri okulun çıkış saatine denk getirip babamın Tevkifiye Caddesi’ndeki
saatçi dükkânına gittiğimde nereden geldiğimi sordu… Ben her şeyden habersiz,
okuldan dememle beraber tezgâhın üstünde duran ağzı açılmış bir zarf uzattı…
Atatürk
Kız Lisesi antetli bir kâğıtta, on beş gündür okula gitmediğim ve beş gün daha
gitmezsem sınıfta kalacağım yazılıydı…
Kıpkırmızı
olmuştum… Babam bir şey demedi sonra yine babamın Konya Erkek Muallim Mektebi’nden
sınıf arkadaşı olan ismini anımsayamadığım bir doktorun, Bedesten’de özel
muayenesine giderek rapor alıp, sınıfta kalmaktan kurtulmuştum…
Aşağıdaki linkteki, Aziz Nesin’le ilgili paylaşımı okuyunca bunlar aklıma geldi. Müthiş zekâsını ve
kabiliyetini, ülkenin geleceği için çocuklara vakfeden bir insanın ve okudukça
güldüren; güldükçe düşündüren bir insanın çok anlamlı yaşam öyküsünden bir
kesit, hepimize örnek olmalı…
İyi
ki o dönemlerde okuldan kaçıp senin kitaplarını okumuşum Aziz ağabey, kalbimizin
en nadide yerinde öykülerini hatırlıyoruz…
TAHİR
SAKMAN
Aziz Nesin
https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=pfbid0efUSxq3njk3XMKk6XGm457SUmHYYYaQ7HysJdh5a3i8FUiFF9ctH167DV2mNLga4l&id=100053321740020
Kaydol:
Yorumlar (Atom)






.jpg)


















