TAHİR SAKMAN
YAŞAM KÜLTÜR SANAT EDEBİYAT
15 Mart, 2026
14 Mart, 2026
CEHALETİMİZİ ORTAYA ÇIKARAN BİLİM ADAMI İLBER ORTAYLI
CEHALETİMİZİ ORTAYA ÇIKARAN BİLİM ADAMI İLBER ORTAYLI
Milletimiz;
Kendisini dinleyenlerin (cahil okumuş, çok okumuş hiç fark etmez) ne kadar cahil, bilgisiz olduğunu ortaya çıkaran bir insanı...
Sadece Türk tarihini değil Fransız, Rus, Balkanlar gibi çevre ülkelerin de tarihini ve edebiyatını en az Türk tarihi kadar doğru okuyan ve yorumlayan gerçek bir tarihçiyi...
Söyleyeceğini dobra dobra... karşısındaki her kim olursa olsun, bilim adamı olmanın gereğiyle doğruca yüzüne söyleyen bir korkusuz bilim adamını...
Konuştuğu sekiz dilin edebiyatını, sanatını ve tarihini tahliller yapacak kadar bilen bir büyük bilim adamını...
Ve gerçek bir Atatürkçüyü...
Yitirdi, başımız sağ olsun Türk Milleti...
Yerin asla doldurulamayacak Sayın Hocam, toprağın bol, yolun ışık olsun...
TAHİR SAKMAN
13 Mart, 2026
MEKTUP YAZAMADIM ZARFI BOŞ GÖTÜR
MEKTUP YAZAMADIM ZARFI BOŞ GÖTÜR
Sıkı bir TRT Müzik izleyicisiyimdir.
Müziğin branşını, rengini ayırt etmeden dinleyen birisi
olarak rahatlıkla şunu söyleyebilirim; TRT Müzik, kendi standartlarını aşan
programlar sunuyor. Benim gibi müzik dinlemeyi yaşam biçimi haline getiren insanlar
için bu büyük bir nimettir.
Salı akşamları, Erzurum’dan canlı yayımlanan bir
program var. TRT İzmir Radyosu sanatçılarından Tuncay Kemertaş’ın başarılı
sunumu ve güçlü sesiyle türkülerimize yeni bir soluk kattığı programın ismi “Doğudan
Sesler…”
Konuklarıyla türkü dağarcığımıza yeni duygular sunuyor.
Geçtiğimiz salı günü çok sevdiğim Galatasaray’ın Avrupa kupalarında maçı
olmasına rağmen programın içeriği beni kendisine bağladı ve maçın ilk yarısını,
program bitene kadar izlemedim.
İki tane önemli konuk vardı programda; konuktan öteydiler,
âşıklık geleneğimizden gelen Erzurumlu iki âşık vardı; Sıtkı Eminoğlu ve çırağı
Serdar Alyakut…
Türküleri ve sohbetleriyle bir gönül sofrası kurdular
ve atışmayı anlatırken aslının “ben ona taş atayım, o bana deynek vursun”
olmadığını, işin aslının hikmet sohbeti kurmak olduğunun altını çizdiler. Âşık
Sıtkı Eminoğlu’nun vatan sevgisiyle örülü şiirlerinin yanı sıra duygu dolu
şiirlerinden hele bir tanesi var ki beni yüreğimden yaktı desem, az gelir,
birkaç dörtlüğü şöyle, (şiirin tamamını internette bulabilirsiniz) :
Sevdiğimi söyle durma koş götür
Mektup yazamadım zarfı boş götür
Gözlerimden birkaç damla yaş götür
Götür sevdiğime ver gizli kalsın.
Sevdasını çektim çile demedim
Bülbüle demedim güle demedim
Kalbimde sakladım ele demedim
Bırak gönlümdeki yâr gizli kalsın
“Biz âşığız; deftere değil, gönüllere yazarız” derken
şiirin önemine de vurgu yapıyordu. İlerleyen yaşına rağmen gür ve hüzünlü
sesiyle duygu dolu anlar yaşanmasına vesile oldu.
Çırağı Serdar Alyakut da ustasından geri kalmıyordu ama
gelenekten gelen edebi muhafaza ederek ustası izin verdikçe çaldı söyledi…
Bir anısı anlattı Âşık Sıtkı Eminoğlu… Erzurum’a gelen
yerli yabancı misafirlere kahvelerde saz çalıp türküler söylediğini, âşıklık
geleneğini yaşattığını söyledi. Yurt dışından gelen turistlerin âşıklığı
anlamakta zorlandıklarından bahsederken çok takdir ettikleri ama kendi insanımızdan
çoğu zaman aynı karşılığı alamadıklarından sitayişle söz ederek bir anısını
anlattı: “Bir gün karşılaştığı bir ahbabı kendisine ‘dın dın ediy misen?..” dediğini
aktarırken gözleri dolu doluydu…
Şunu anlıyorum; sanat her zaman her yerde öksüzdür… Ha
Erzurum ha Konya çok bir şey değişmiyor…
80’li yıllardı… Derviş Ozan mahlasıyla koşma söylediğim
yıllardı… Feyzi Halıcı idolümüzdü (hâlâ da öyledir) sonra tabii olarak Âşık Şem’i,
Âşık Dertli… Âşık Ömer’in o kalın divanını kütüphaneden ödünç alıp hatmetmiştim
adeta… Karamanlı Gufrani, Karamanlı Kenzi, Göçülü Mehmet Ağa, Silleli Figani,
Kadim Figani ve daha niceleri… Önceliğim Konya toprağından geçen âşıklardı… İrticali
şiir söylemek, atışma yapmak, muamma çözmek için kendimi geliştirmeye
çalışıyordum. Kendi kendime bir ayak bulup irticali söylemeye gayret ediyordum;
yüreğimi, gönlüme açmaya çalışıyordum.
Konya Âşıklar Bayramı’na katıldığım yıldı… Popülaritem
biraz daha artmış tanınmaya başlanmıştım. Önceleri Derviş Ozan bir sırdı ama
artık açığa çıkmıştı…
Türbe Caddesi’ndeki iş yerime birisi geldi, çok da
tanıdığım biri değildi. Çalıştığım tezgâhın üzerine eğilerek “âşık, hadi bişşiy
di de gülelim!” demesin mi… Çok kızdım ama bir şey demedim, içim çok acıdı…
Derviş Ozan’ı bırakma sürecinde bu olayın büyük etkisi olmuştu…
Bakış açımız buydu aslında… Erzurumlu Sıtkı Eminoğlu’nun
tespit ettiği gibi “ben ona taş atayım, o bana deynek vursun” izleyenler de
gülsün öyle mi? Veya “dın dın ediy misen?” Hakikat bunun neresinde?
Dadaş diyarının bu büyük âşığına uzun ömürler dilerken,
bu vesileyle teröre kurban verdiğimiz Erzurumlu Âşık Ali Zikriyar’a da rahmet
diliyorum…
Öldükten sonra… Âşığın sitemi sürüyordu:
Eminoğlu sevda yaşattım serde
Can dayanmaz aşk denilen bu derde
Senden sorar ise mezarı nerde
Onu da söyleme yer gizli kalsın
Ah, Âşığım ah! Böylesine yalın bir söyleyişi ancak
Anadolu’da bulabilirsiniz ve bulunca da yüreğiniz yanar…
TAHİR SAKMAN
10 Mart, 2026
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 63 EMMİLER EMMİLER TÜRKMEN EMMİLER
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 63 EMMİLER EMMİLER TÜRKMEN
EMMİLER
Ünlü folklorcu merhum Mazhar Sakman’a göre Anadolu
kökenli en eski türkülerimizden biri olan “Emmiler Emmiler Türkmen Emmiler”
türkümüzün ana temasını incelediğimiz zaman türküdeki tarihi dokuyu ve buna
bağlı olarak Türkmen yaşantısından kesitler görmek mümkündür.
Konya türküleri içerisinde ayrı bir yere sahip olan bu
türkümüzün gerek icrası ve gerekse yorumu, Konya türkülerinde belli bir yere
gelmemiş sanatçılar tarafından yapılması bir hayli güçtür. Konya tavrında belli
bir aşamaya gelen kişilerin azlığı nedeniyle günümüzde çok ender okunan bu
türkümüz de korunması gereken ezgilerimizden bir tanesidir. Bu türküyü
dinleyenler bilirler; bu türkümüzü diğer Konya türkülerinden ayıran pek çok
özellik vardır. Bunların başında ezgisinin diğer Konya türkülerinden ayıran çok
farklı nağmeler taşımasıdır. Seslendirmesi bir hayli zordur. Bu türkümüz, yüzyılların
imbiğinden geçip gelen bir sanat eseridir.
Türkünün sözleri de çok ilginçtir. ”Uzun Uzun Entarili
Salma Yenliler”den bahsetmektedir. Kimdir bu insanlar? “Galeden galeye urgan
gererler / Atları çayırda yayan gezerler” Bu güfteyi dinlerken, uçsuz bucaksız
Orta Asya steplerine bir anlık da olsa gitmeniz mümkün. “Bir oğlum olsa da
versem hocaya/Okusa okusa varsa heceye/Can mı dayanır garanlık geceye” Cehaleti
karanlık geceyle bir tutan, olsa olsa bir Türkmen Kocasıdır. Ve bu türkü, bir
büyük medeniyetin günümüze yansımasıdır.
“İğne ipliğinen mercan dizen, Galeden galeye şahin
uçuran,” yaylaktan yaylağa göçen, dumanlı dağların başında kar sularıyla hayat
bulan bu insanlar elbette ki ”Çıktım düz ovaya yolum şaşırdım” diyecektir.
Emmiler türküsü başlı başına bir ekoldür. Bu türkümüzü eğer bugüne kadar dinlememiş
iseniz hemen dinlemenizi eğer dinlemiş iseniz bir defa da Selçuklu/Türkmen
kültürü şuuruyla dinlemenizi öneririm. Kendinizi bir başka iklimde
hissedeceğinizden eminim...
https://www.youtube.com/@tahirsakman-Konya
https://youtu.be/Yi7AKlEyfWk?si=zEbgtt_mFKj62dQA
TAHİR SAKMAN
09 Mart, 2026
GÜNEŞİ BIÇAKLADILAR
GÜNEŞİ
BIÇAKLADILAR
İnsanlık
kan ve ateşe hızla koşuyor…
Kimileri
zafer çığlıklarıyla kana susamışlıklarını gösterirken, dünya nefesini tutmuş izliyor…
Ne insan hakları ne hak ne hukuk… İnsanı hedef alıyorlar; canı, yaşamı yok
etmek için… Okul, hastane, çocuk dinlemeden, hedef gözeterek atılan füzeler,
kaybolan gelecekler, hayaller, çalınan yarınlar… Ne için?
Hepimizin
bildiği o gerçek…
Ümmet? Bir
kez daha görüldü ki sadece emperyal çıkarlara yataklık var… Bir ülkenin
rejimini beğenmeyebiliriz ama kararı o ülkenin halkı vermelidir… Kaldı ki dünya, bu filmi -hem de yakın tarihimizde- kaç kere görmedi mi?
İspanya
kadar tepki veremeyenler…
Geçmişte
yaşadığı soykırımı bahane ederek soykırıma yeltenenler… Savaşın bile bir hukuku
olduğunu hiçe sayanlar…
Korkmalı
mıyız, insanlık için?
Derviş Ozan
mahlasıyla geleneksel tarzda şiir söylediğim yıllarda o korku içimde yer etmiş
olmalı ki bu şiiri söylemişim…
Ne yazık
ki hâlâ güneşi bıçaklıyoruz….
Barış içimizde
bir ütopya olarak, hiç gelmeyecek baharlara mı kalacak? Savaşın katilleri mi
kazanacak hep? Güvercin kanatlarımız güneşe ne zaman ulaşacak? İnsanlık ölüyor,
çocuklar ölüyor…
Sevgiler
içimizde yeşermeye devam edecek ve bir gün mutlaka sevgiler kazanacak!..
GÜNEŞİ
BIÇAKLADILAR
İnsanları
tümden yok etmek için
Ne
yoruldular ne durakladılar
Ne zaman
bir ışık gördüler ise
Ansızın
güneşi bıçakladılar
Mermiler
soğuktur aşktan ne anlar
Kanla
dolduruldu nice kovanlar
Düştü
yiğit kıs kıs güldü şeytanlar
Toprağın
üstünü yasakladılar
Üçüncü
cinnetin başladığı an
Ne
kaybeden vardır ne kazanan
Geriye
kalan bir avuç kül duman
Cehennemde
zafer sayıkladılar
Güvercinler
suskun defneler solgun
İnsanlarsa
yorgun insanlar ölgün
Modern
kıyametin koptuğu o gün
Hasretle
karayı kucakladılar
Derviş
Ozan der ki zekâ dört köşe
Hasret mi
kalacak sular ateşe
Bir
çağrıdır şimdi suskun güneşe
Kör duman
içinde çok beklediler
TAHİR
SAKMAN
07 Mart, 2026
YAŞAMAZSAN ÖLÜRSÜN
YAŞAMAZSAN ÖLÜRSÜN
“Savaş
zorunlu ve hayati olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye girmedikçe savaş
bir cinayettir.” diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kıymetini bir kez daha
anlamış olmalıyız…
Etrafımızdaki
kan ve ateş çemberinin dışında kalıyorsak “Yurtta barış cihanda barış” diyerek
bize yol gösteren Atatürk sayesindedir.
Asırlar
önce “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” diyen Şeyh Edebalı’dan gelen bir
geleneğin yansımasıdır.
İnsanlar
hırsı ve tamahı bıraktığında… bu mümkün mü? İnsanlık tarihine baktığımız zaman
mümkün olmadığını görmenin acısı…
Dünyayı
filozoflar, şairler yönetseydi? Şairlerden çok emin değilim ama filozoflardan,
sufilerden hiç şüphem yok…
YAŞAMAZSAN ÖLÜRSÜN
yaşamazsan
ölürsün yaşatmazsan da
seven
bilir kaç ömürdür bu sevda
dans
etmeyi bıraktığında ölürsün
sonra şiir
olmayı bıraktığında
bu gökyüzü
bu denizler bu dağlar
yalnız
senin değil unutma
paylaşmadığında
ölürsün yıldızları
gökyüzünde
çınlamalı adımların
kanatların
mevsimlere çırpmalı
yaşaman
yetmez yaşatmalısın da
paylaşmalısın
canlılarla/ unutma
bir can
ölürse sen de ölürsün
/yağmurla
dans etmeli
çiy
tanesinde üşümelisin/
bir
sevdaya güneş olamıyorsan
hele ay
değilsen karanlıklara
sussun
şarkılar / notalar dökülsün
zaten
çoktan ölüsün
TAHİR
SAKMAN
seven bilir kaç ömürdür bu sevda
dans etmeyi bıraktığında ölürsün
sonra şiir olmayı bıraktığında
bu gökyüzü bu denizler bu dağlar
yalnız senin değil unutma
paylaşmadığında ölürsün yıldızları
kanatların mevsimlere çırpmalı
yaşaman yetmez yaşatmalısın da
paylaşmalısın canlılarla/ unutma
bir can ölürse sen de ölürsün
çiy tanesinde üşümelisin/
hele ay değilsen karanlıklara
sussun şarkılar / notalar dökülsün
zaten çoktan ölüsün
03 Mart, 2026
FİKRİMİZDE SABİTİZ PAŞAM
FİKRİMİZDE SABİTİZ PAŞAM
Tarih 27 Aralık 1919, yer Ankara, Dikmen sırtları…
Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü coşkulu bir
kalabalık karşılıyor.
Umutları tükenen halk bir umut arıyor, Atatürk’ün
şahsında tek vücut olan Türk halkı istiklali için kararlı ve azimli…
Sanki, o günlerin sesleri kulaklarımda uğulduyor;
Analar, bacılar, dedeler, torunlar Ata’sına koşuyor… Seymenler, vakur ve
heybetli duruşlarıyla vatan toprağına sahip çıkmanın gururuyla bayrakları
geleceğe doğru dalgalandırıyorlar…
Ankara’da, Dikmen Keklikpınarı’nda Atatürk Parkı’ndayım…
Nasıl bir cesarettir bu? Yurdun büyük bölümü işgal altındayken, silahı, cephanesi, ordusu yokken direniş kararı alan bir komutanı sevgiyle bağrına basmak?
“O günlerde yaşasaydık, ne yapardık acaba” demeyeceğim;
çünkü Türk Milletini tanıyorum; aynı azim ve kararlılıkla, o dönemde Ankara
halkının yaptığını yapardık, kuşkusuz…
“Seymen Efeleri ile Mustafa Kemal Paşa karşılaştığında
arabadan indi. Hatırlarını sorup ellerini sıktı. Daha ileride ellerinde
palaları ile bekleyen genç zeybekler vardı. Bunlarla da selamlaştı. Mustafa
Kemal Paşa, “Arkadaşlar, buraya neden geldiniz?” diye sordu. Efeler, “millet
yolunda kanımızı akıtmaya geldik!” dediler. Mustafa Kemal Paşa, “Fikrinizde
sabit misiniz?” dedi. Seymen Efeler, “And olsun!” dediler.
Mustafa Kemal Paşa, “Var olun yiğitler! Var olun!” diye seslendi.”
(https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/385/Mustafa-Kemal-Pa%C5%9Fa%E2%80%99n%C4%B1n-Ankara%E2%80%99ya-Geli%C5%9Fi-(27-Aral%C4%B1k-1919)
Fikrimizde bizler de sabitiz Paşam; yolunda yürümeye
and içtik…
Savaş demek kan demek, gözyaşı demek… Atatürk Parkı’nda
özçekim yapmaya benzemez… Şair, Orhan Şaik Gökyay, “Bu vatan kimin” isimli anıt
şiirinde şöyle diyor:
Gökyay'ım ne yazsan ziyade değil,
Bu sevgi bir kuru ifade değil,
Sencileyin hasmı rüyada değil,
Topun namlusundan görenlerindir.
Tüm şehitlerimizin; hassaten Cumhuriyet'imizin kurucu
kadrolarının, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere manevi huzurlarına şükran
ve minnet duygularımı sunarım… Ruhları şad olsun…
TAHİR SAKMAN
02 Mart, 2026
ÇEŞME/YÜREĞİMİ DEŞME
ÇEŞME/YÜREĞİMİ DEŞME
Ne zaman akmayan bir çeşme
görsem…
Bir ateş düşer, yanarım…
Ağlayabilsem, ağlayamam; tıkanırım, yorgun düşüncelerin orta yerinde düşlere
sığınırım, eski bir medeniyetin yalnızlığına düşer uykularım; uyuyamam…
Siz çeşme olmadınız,
bilemezsiniz, gürül gürül yeşile akmayı; pas tutmuş gönüllere cila çekmeyi…
Nereden bileceksiniz ki “su gibi aziz ol” duasının sihrine yüklenen kelimelerin
ardında sırlanan yüreklerin serinliğini?..
Çukur Mahalle… hani bir Konya
türküsünde geçen; “Çukur Mahalle’de bizim evimiz/Durakfakı oldu meskenimiz”
diyor ya işte o Çukur Mahalle… Eski Garaj’ın, yeni Karatay Terminali’nin arka
taraflarında şehrin eski mahallelerinden… Yarı yıkılmış evlerden dünün ihtişamlı
günlerine hasret yükselen feryatlar…
Hangisini yazayım ki?
Öğrenmeyi, öğrenemedik bir
türlü… Yıkımın ortasında yiten hatıralar sonra yeni bir “ben” oluşturamamanın
yitikliği…
Hangisinden alırdınız?
Koskoca ovaya sığamamanın şımarıklığı
veyahut rantın vahşi yıkımı! Gelsin betonlar, çığlıkların eşliğinde şişen
cüzdanlar!..
Burç Sokak’ın köşesinde… İsmiyle
bütünleşmiş (!) sokağın köşesinde, yıkılırken unutulmuş belki de şaşılacak
derecede anılara saygının nişanesi olarak, mahzun…
Burçlarımız bir bir düşüyor
farkında mısınız?
Üzerinde bir tarih, rumi 1318
yapım tarihi olmalı sonra altında bir tarih daha bu sefer miladi 1937 bu da onarım
tarihi olmalı… Üçüncü tarihi hanginiz atacak; 2026 yıkım tarihi mi olacak yoksa hayat sunan serinliklerin mi? Artık akmıyor, akamıyor, suya hasret…
Mimari bir özelliği var mı bilmiyorum,
onu sanat tarihçileri düşünsün…
Bize kalan; “su” diye yanmaktır
artık…
TAHİR SAKMAN
28 Şubat, 2026
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 62 EMİN OĞLAN TİREDEN GİYER ÇORABI (BERMENDE)
MAZHAR
SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 62 EMİN OĞLAN TİREDEN GİYER ÇORABI (BERMENDE)
Merhum
Sakman’ın Konya oturaklarında okuduğu bu yanık türkümüz; serbest usullü kısımları
ve yanık ezgisiyle dikkat çekerken sözleri de oldukça anlamlı… Akşehir ilçemizde
geçen ve metninden anladığımız kadarıyla “Kel Emin”in vurulması üzerine yakılan
bir ağıt… Konya oturaklarında zaman mefhumunun olmaması nedeniyle türkülerimiz
oldukça uzun; bu türkümüz de bunun örnekleri arasında yer alıyor…
Türkünün
tam metnine, Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından dijital olarak yayımlanan “Türkü
Hazinesi Mazhar Sakman” isimli eserimden ulaşabilirsiniz… Kitabın linki:
https://www.dijitalkitabim.com/kitaplar/konya/hatiratlar/mazharsakman/index.html
Mazhar
Sakman’a udi Cenap Kendi ile kanuni Kazım Büyükşalvarcı eşlik ediyor…
https://youtu.be/X2FncxI4ryg?si=9WgiKz1v0KY76UgH
TAHİR
SAKMAN
27 Şubat, 2026
YAŞ İŞLER
YAŞ İŞLER
İyi şiir gördüm
mü kıskanırım; dayanamam yazarım...
Bugün sayfa
dostlarımdan sevgili Nadir Erke, doğum günü dolayısıyla muhteşem bir dörtlük
paylaşmış...
Dayanamam
demiştim; sevgili Nadir'in dörtlüğünden mülhem bir dörtlük de ben yazmazsam
vallahi uykularım kaçardı...
Nadir'in çok
beğendiğim dörtlüğü şöyle:
Yaşamak ciddi
bir iş, sanmayın ki bir oyun
Tam sona geldim
derken gördüm ki en baştayım
Öğrenmenin yaşı
yok, ve ben bugün Tolstoy'un
Bisiklet
sürmesini öğrendiği yaştayım.
Sevgili Nadir
"şairim" demez ama çok şairim diyeni cebinden çıkartır... Naçizane
ben de şöyle söyledim:
YAŞ İŞLER
sanmayınız
dostlarım sona geldim baştayım
çelik çomak kör
ebe ben hâlâ oynaştayım
kör zamanı
tersine çevirdim yaşayarak
saatler durmuş
mu ne bilmem ki kaç yaştayım
TAHİR SAKMAN
26 Şubat, 2026
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 61 ÇEK DEVECİ DEVELERİN YOKUŞA (KESİK DEVELİ)
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 61 ÇEK DEVECİ DEVELERİN YOKUŞA (KESİK DEVELİ)
Konya oturak repertuvarına baktığımız
zaman deve teminin oldukça sık yer aldığını görürüz. Bu, Konya türkülerinin
Türkmen karakterini ortaya koyar. O dönemlerde hayatın içinde önemli bir yer
tutan develerin, kervanların olması, bu sonucu doğurmuştur diyebiliriz. Birçok türküde
geçen deve temi, Konyalının hayatında yer eden Türkmen/Yörük kültürünün başka bir
şekilde tezahürüdür.
Yerleşik düzene geçen ve toprağa
bağımlı olarak yaşantısını sürdüren Türkmen/Yörük insanlarımızın eski günlere
olan, özgür günlerine olan hasretinin de bir yansıması gibidir. Yayladan yaylaya
gezen bir kültürün, yerleşik hayata geçtiği zaman artan bağımlılıklarının da
bir serzenişi gibidir.
Selçuklu Türklerinin Anadolu’ya, Konya’ya
akın akın geldiği dönemlerden günümüze yansıyan bu zarif türkülerimizin sesine
kulak verdiğimiz zaman dünün o ihtişamlı günlerinin özlemini de bizlere
hatırlatmaktadır.
Merhum Sakman’ın 12 telliyle okuduğu bu
coşkulu Konya türküsü, bizi adeta o günlere doğru bir zaman yolculuğuna çıkarırken,
kendisine eşlik eden merhumlar; udi Cenap Kendi ve kanuni Kazım Büyükşalvarcı’yla
birlikte rahmet diliyoruz.
Türkülerimiz olmasa bizim kim
olduğumuzu, nereden geldiğimizi hatırlatacak başka ne olabilirdi ki?
TAHİR SAKMAN
24 Şubat, 2026
BU ŞEHİR O ŞEHİRDİR
BU
ŞEHİR O ŞEHİRDİR
Bu
şehre hangi yönden girerseniz giriniz; sizi, adını koyamadığınız bir enerji
karşılar, bir tuhaf olursunuz…
Burası
Horasan Erlerinin yatağıdır, Anadolu Selçuklu Devleti’nin başkentidir… bu
şehirde efsanelerle hakikatler iç içe sunulur ki herkes nasibince alsın diye…
Kuzunun önüne et, aslanın önüne ot konulmaz!
Bu
şehrin aurasında gizli bir maya vardır; o, Hazreti Pir’den gelen bir emanettir
ki sevgiyle taşınır gönüllere… Bu şehir aslında Mevlâna’nın aurasının içinde
oturur dokuz asırdır; öncesi “Eflatun-u ilahi”dir ki Konyalı içinde olduğu için
farkına varamaz çoğu kez:
“Ol
mahiler ki derya içredir deryayı bilmezler…”
Balık
ne bilsin suyun ne olduğunu; suyun dışına bir çıksa anlayacak, soracak ama…
Bu
şehir; “belde-i muhayyere”dir; Hazreti Peygambere hicret edeceği zaman önerilen
üç şehirden birisidir. Emindir; her insana gönlünde yer vardır bu şehrin;
kapılarını ikonalar süslemiştir ve şehre adını vermiştir…
İster
manastırda ister dergâhta; burası hakikatin sebil edildiği topraklardır; Sille’de,
Kilistra’da, Çatalhöyük’te karşınıza
çıkıverir, kendinizi görüverirsiniz; çırılçıplak…
Bu
şehrin aurası sizi bir kez kuşatmaya görsün; dışına çıkamazsınız, sizi öyle bir
kuşatmıştır ki sevgiden öte bir şey göremezsiniz…
Bu
şehrin kutsallığını, adını aldığı ikonalara da sorabilirsiniz, şahittirler…
Şehrin her yerini dolduran bir Eflatun gerçeği vardır. Mezarının Alaattin
Tepesi’ndeki geçmiş dönemde yıktırılan Eflatun Kilisesi/Mescidinde olduğu
söylenir. Ama asıl yerini gönüllerde çoktan almıştır Eflatun…
Selçuklu
asırlarından çok önceleri başlayan bu hakikat aşkının nakşedilmesi, Eflatun’dan
sonra da sürmüştür… Mevlâna, Yunus Emre, Nasreddin Hoca… Dünyanın merkezi
buradadır; inanmayan ölçebilir… İbn Arabi, bu şehre boşuna çekilmemiştir; üvey
oğlu tasavvuf ulularından Sadreddin Konevi, Şeyh Evhadettin Kirmani ve daha nice gönül sultanları...
Asisili
Aziz Francis, asitanede diz çökmüş, sırlara vakıf olmuştur. Vücudunun aynasında
âlemi temaşa etmiştir…
Ya
Şems?
Kutupların
kutbudur… Mürşit olmaya gelmişken mürit olmuştur… Kendini arayan, gönlünü
bulmaya gelmiştir. Bulan da yitip gitmiştir, “ol”manın hakikatinde…
Bu
şehrin her nefes alışında, himmetler ortalığa sebil edilir; şehir her an
gülşendedir…
Bu
şehrin ruhudur barış… Kavganız varsa bu şehirde biter; sükûna erersiniz…
Bu
şehir, o şehirdir; kalbinizdeki şehirdir, görülmez; duyulur, hissedilir…
/Kuytuca
zamanların nur fışkıran yerinden
Dokuz
boğumlu naylar nefeslenir derinden
Seherde
tennureler uyandırıp güneşi
Bülbül
susar gül kokar yunur Konya’m nurundan/
TAHİR
SAKMAN
23 Şubat, 2026
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 60 AKSİNE DÖNDERDİ DEVRAN-I FELEK (AKSİNNE)
MAZHAR SAKMAN
TÜRKÜ HAZİNESİ 60 AKSİNE DÖNDERDİ DEVRAN-I FELEK (AKSİNNE)
Eski dönem Konya
oturaklarında anonim halk müziği örneklerinden başka, âşık tarzı divan ve koşmalar
da okunurmuş. Divanlar, aruz vezni kalıplarında ve ağdalı bir dil ile
yazıldığından, zamanla Osmanlıca kelimeler yabancılaşmış ve unutulmaya yüz
tutmuştur. Son dönemde divan okuyan halk sanatkârlarımızdan Mazhar Sakman’ın
vefatından sonra, divanlarımız yok olma sürecine girmiştir. Milli veznimiz hece
vezniyle yazılan koşmaların Konya oturaklarında daha uzun süreli yaşaması
gerekirken ne yazık ki onlarda unutulmak üzeredir. Konya’nın Âşıklar Kâbe’si
olduğu yıllarda, Padişah III. Selim’in fermanı gereği: “Çiftçi ve bekâr
makûlesinden taşralıların” fazla kalamaması yüzünden, Konya’ya gelenler
arasında İbrahim de (1772-1845) vardır. [Bkn. Şemsettin Kutlu (Hazırlayan),
Şair Dertli-I, İstanbul, 1979, Tercüman 1001 Temel Eser: 133, s.13-14] İbrahim,
Hacı Asım Usta’nın işlettiği Türbe önündeki Sulu Kahve’de “Ocakçı” olarak
çalışmaya başlar. Sulu Kahve âşıklar kahvesidir. Saz ve söz meclisidir. Bu
ortamda beş yıl pişen İbrahim, önceleri “Lütfi” [İntihar teşebbüsünden] sonra
ise, “Dertli” mahlasıyla divanlar, koşmalar söyler:
Nahnü kasemnâ’da
taksimde Mevlâ
Bu noksan
kısmeti bana mı verdin
Âleme safalar
eyledin a’tâ
Derd ile mihneti
bana mı verdin
[Bkn. A. g. e.,
s.218-219] Bu türkü aslında Dertli’nin bu şiiri ile okunmaktadır, ancak; daha
sonra başka bir güfte giydirilerek konu değişikliğine uğramış ve şiirin bazı
mısraları da hatıra olarak kalmıştır.
Kaydın başında merhum
Sakman’ın 12 telliyle geçiş taksiminin ardından kendisine udi Cenap Kendi ve kanuni
Kazım Büyükşalvarcı eşlik ediyor. Ruhları şad olsun…
https://youtu.be/mG4rDPWUzH0?si=T3KQxbmUksg7Xjeo
https://www.youtube.com/@tahirsakman-Konya
TAHİR SAKMAN
21 Şubat, 2026
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 59 EVLERİNİN ÖNÜ NANE (UYAN ALİ’M)
MAZHAR
SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 59 EVLERİNİN ÖNÜ NANE (UYAN ALİ’M)
Ülkemizin
birçok yöresinde söylenen bu anonim türkümüzü Mazhar Sakman Konya tavrıyla
söylüyor…
Yıllar
önce Seyit Küçükbezirci’nin yayımladığı “Seyit Küçükbezirci, Issız Yuvalar Umut
Yayınları, 1960.) kitapta türkünün, damadın gerdek gecesi öldürülmesi üzerine
yakıldığından söz eder. Bendeniz de sonraki yıllarda türkünün bu hazin hikâyesini
öyküleştirmiş ve “Dünden Bugüne Konya Oturakları, Milenyum Yayınları, 2001.”
kitabımda yayımlamıştım.
Türkünün
tam metnine Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından dijital olarak yayımlanan “Türkü
Hazinesi Mazhar Sakman isimli kitapta bulabilirsiniz. Kitabın linki:
https://www.dijitalkitabim.com/kitaplar/konya/hatiratlar/mazharsakman/index.html
https://youtu.be/gyI4OhMjoXI?si=fjFhZTn8SO5j8NMl
TAHİR
SAKMAN
20 Şubat, 2026
TARİKİMİZ SEVGİDİR
TARİKİMİZ
SEVGİDİR
Eski
Konyalılar… hep deriz ya, peki kimdir bu eski Konyalılar?
Evde
pişirdiği yemeğin “kokusu yayıldı” diyerek yedi komşuya tattıran mı?
Komşularının her şeyinden haberli olup, her zaman yanında olan mı? Gündüzleri hanımların,
geceleri beylerin sohbet ettiği ev gezmelerinde kardeşliği pekiştirenler mi?
Yani
aklınıza ne gelirse; iyilikten, yardımlaşmadan, dostluktan… hepsinin bir sevgi
yumağı içerisinde sunulduğu bir şehir düşünün…
İnsanı
Hz. Pir’den feyizli… Tarikat taassubunun olmadığı sadece evrensel bir sevginin
vahdet potasına çağırdığı Mevlevilerin izini süren bir şehir…
Mevlevilik
bir tarikat değildir ya da öyle bildiğiniz bir tarikat değildir… bir sanat
okuludur, konservatuvardan öte hakikatin gönüllere sevgiyle nakşedildiği bir
mektep… Hat öğrenirsiniz, müziğe yeteneğiniz varsa müzisyen olarak
yetiştirilirsiniz. Orada olmayan tek şey bağnazlıktır, önyargıdır…
Hz.
Pir’den nakledilir: Bir gün sema esnasında sarhoşun biri gelip semaya karışmak
isteyince meclistekilerden bazıları sert tepki göstermiş. Mevlâna “O adam içmiş
ama sarhoş olan siz misiniz?” demiş…
Bu
aslında şehrin hoşgörüsünü de yansıtır. Herkes kendi iç dünyasında yaşar… bir
anlamda gönüllerde gizli bir “Melamilik” gibidir; ibadet de gizlidir, kabahat
de… Kimsenin ayıbı yüzüne çarpılmaz… "Ayıp arayana ayıplar olsun..."
Merhum
Mazhar Sakman’ın anlattığı çok önemli bir hatıra vardır… Bir şafak vakti
Sedirler’den oturaktan, “yayan yapıldak” gelmektedir. Sarhoştur, zor
yürümektedir. Eski matbaacılar şimdiki Aziziye Caddesi’nin civarlarındaki dar
sokaklardan geçerken merhum Hacı Veyiszade Hoca karşısına çıkar, sabah namazı
için Dolav’daki camiye gitmektedir.… Mazhar Sakman, utanır… Geri dönmek istese
de dönemez, çok geçtir. Sazı, paltosunun altına gizlemeye çalışır. Hoca selam
verir, alır. Birkaç adım attıktan sonra gayriihtiyari geriye döner. Hoca da
döner ve Sakman’ın hiç beklemediği… Aslında beklediği; Hacı Veyiszade’nin sıkça
kullandığı “ülen sahtekâr”la birlikte en azından “ne bu halin” şeklinde bir
tepkisidir.
“Di
len, o da lazım!” der Hoca ve yürür… O yürüyüş ki asırların öncesinden başlamış zamanın ötesine uzanmaktadır. Yargılamaz; yargılayacak olanın kim olduğunu iyi bilmektedir. Aydınlıktır; fotoğraflarına baktığınız zaman Hoca’yı başında
fötr şapkayla dua ederken görürsünüz… İşte bu Konya insanıdır, Konyalı budur…
Hoca
o kelimeyi söylerken Mazhar Sakman’ın elbette ki o halini tasvip ettiğinden
değildi; maksadı onu kazanmaktı, kalbindeki hakikatin aşkıyla, Yunusça “Yaratılanı
hoş görmektir, Yaratandan ötürü…” Çünkü “narı da hoştur nuru da…”
Şehrin
taşı toprağı derviştir… Bizde ham softalık yoktur… Şehrin ramazandaki iklimi kardeşlik
üzerine kuruludur. Kimse kimseye “oruç musun” diye sormazdı… Tutmayan da tutarmış
gibi davranırdı… Hatta oruç olmamasına rağmen yemeyip içmeyip iftarı
bekleyenler bile çıkmıştır bu şehirden…
Siyaset
aramıza girmeden önce…
Bu
şehrin tariki sevgidir, hoşgörüdür…
TAHİR
SAKMAN
19 Şubat, 2026
RAMAZANDAN RAMAZAMA
RAMAZANDAN
RAMAZAMA
Eskiden
de böyleydi… değişen insanların yüzleri, isimleri…
Ramazan
aynı ramazan (şimdi biraz daha ramazam olsa da) … Şehrin üzerini; beyaz,
günahsız bir bulut gibi örten o manevi iklim yine var… Çepeçevre kuşatılırsınız
Konya’da, her köşede size ramazanı hatırlatan, kendinize en azından bir çeki
düzen verdiren bir obje çıkar karşınıza; bazen yüreğinizi yakan bir ezan bazen bir
yardım çığlığı…
Eli
tespihli, uzun ak sakallı hatta sarıklı… Yeşil cübbeli insanlar da
görebilirsiniz. Bu sizi şaşırtmasın, siyasi bir yönü yoktur… Bu giyim tarzı daha çok başka şehirlerden göç etmiş insanlar tarafından tercih edilir, Konyalı bu tip kıyafetler giymez. Şehrin insanı dindardır, dindar olmayanlar da dindardır bu şehirde… Saygı, sevgi,
hoşgörü yumağıyla insanlar birbirlerine sarılırlar…
Kapı
Camii… Selimiye… Türbe Önü'ne yolunuz düşerse anlarsınız…
Kadınlar
Pazarı pür telaştır, iftara yetişilecektir; daha öğle namazı kılınmamışken… Topa
kaç dakika kaldı usta?
Aziziye’de
gürül gürül ezan okunurken, şadırvanlarındaki sular; “yok mu benimle abdest
alacak, günahlarını yıkayayım” diye sesleniyor, duydunuz mu?
Babam
mutlaka top atıldıktan sonra gelirdi, şimdilerde anlıyorum; meğerse adamcağız
top atılınca yolda bir sigara içip öyle geliyormuş… Anam çok kızardı tabii, sofraya
babam gelmeden elimizi sürmezdik.
Sofranın
zenginliğini yazmalı mıyım? Yumurtalı pastırma… yaprak sarması, bamya çorbası,
su böreği, üzeri yumurtayla süslenmiş marul salatası ama illaki ramazan pidesi,
üzeri bol susamlı… Tahinli pideyi babam çok severdi. Benim favorimse baston ekmeklerdi.
Güllaç… hâlâ favorimdir, her ramazan mutlaka…
Uzun
yıllar ramazan manileri yazdım, geleceğin insanına miras… Coşku dolu
günlerimizmiş… Eksik olan heyecan şimdi… Teravih için cami cami yine geziyor
musunuz bilmem? Ya da hatimle teravih kıldırana mı meyliniz yoksa jet imamın
olduğu camiye mi?
Teravihin
ilk on beş günü camiler dolar, taşar. On beşinden sonra saflar gevşerken bir
bakmışınız son hafta bir, iki safa inmiş… Bayram telaşı başlamıştır.
Ramazan
ayının uhrevi havası yanında gelenekselleşmiş bir tarafı da vardır Konya’da… Galiba
o daha çok ilgimizi çekiyor ki… Yiyecek içecek mevzuları bunların başını çeker.
Davetler başlar, kayınpederler, damatlar, gelinler, hısım akraba… Eve damat
gelince Konya’da sarı inekler titrermiş… Sarı inekler kalmasa da yürekler
titremeye devam ediyor.
Şimdi
davette ne yemek yapacağınızı söylersem… Annelerinize sorun, hatta sormayın söyleyin
sizi davet etsin, bakalım su böreği yapacak mı? Yaprak saracak mı? Ya sacarası?
Hepsini
anlıyorum da… Fiyatların ramazanda yükselmesini bir türlü anlayamıyorum (galiba
bu durum ramazanın gelenekselleşmiş tarafıyla ilgili) .…
Zaman
değişti tabii; ramazan da ramazam oldu…
TAHİR
SAKMAN
Kaydol:
Yorumlar (Atom)



















