tanik.net'teki yeni yazım:
TAHİR SAKMAN- AŞKIN RENGİNE BÜRÜNEN KADIN
AŞKIN RENGİNE BÜRÜNEN KADIN
Bu şehir efsunlu bir şehirdir; burası âşıkların ana vatanıdır…
Âşık Şem’i boşuna dememiştir, “Ordadır âşıkların açık livası Konya’nın”
diye… Bu aslında Çatalhöyük’ten beri böyledir, insanlık serüveninin başladığı
topraklarda… Aşk; bu şehirden dünyaya dağılmıştır, ismini bile âşıklardan alan
şehirdir Konya…
Hani efsanelerdeki o ilk Konyalı; sevdiği kızı, şehirdeki genç kızlara
musallat olan ve her yıl birinin canına kıyan o canavara, aşkı adına karşı
koyan ve sevdiği kızın canını kurtaran ve canavarı aşk adına, sevda adına yok
eden Konyalı…
Şehir halkının, resimlerini ikonalara nakşedip şehrin duvarlarına
asarak vefa borcunu ödediği sonra adını bu tasvirlerden alıp “İkonium” denilen
şehir... Şimdilerde Konya, bir diğer
adıyla “Kâbetü’l -uşşak”; aşkın Kabe’si… Hz. Pir’e ev sahibi olmanın onuru…
Merhum Ahmet Kabaklı “Mevlâna” isimli kitabında söz eder; Çengi Tavus,
Ziyaeddin Hanı’nda oyuncu bir kadındır ve şehirde ün yapmıştır. Lakabı gibi
narindir ve dansı izleyenleri hemen etkisi altına almakta, tavus kuşu gibi
görenleri büyülemektedir. Hz. Pir’i davet ettiğini ve Hazretin icabet ederek
geldiğini de anlatır kaynaklar… Sonrası tam bu şehre yakışır bir hikâyedir.
Çengi Tavus, Mevlâna’yı görünce ah eder, feryadı figana başlar ve
hakikatin aşkına yanar. Bu yanma öyle bir yanıştır ki Zümrüdüanka kuşu gibi her
yanışında, küllerinden yeniden doğacaktır. Kendini inzivaya verir, dünyadan el,
etek çeker. Meram’da bir hücrede zaman zaman yükselen ney sesi ondan haber
veren tek sestir…
Bir gün ney susar… Koşarlar ama Tavus Ana sır olmuştur… Hücrenin içinde
buldukları birkaç tavus tüyü onun hakikate erdiğini, beka âlemine doğduğunu
anlatır…
Bugün Konya Meram’da, Tavus Baba ismiyle bir erkeğe izafe edilen türbenin
aslıdır bu efsane…
Tahir ile Zühre’nin türbesi de bu şehirdedir. Bu şehir; bağrı
yanmışların, âşıkların mekânıdır… Dün böyleydi de bugün farklı mı? “Irmağı
takip edersen” der Mevlâna “denize ulaşırsın…”
Leyla aşkını bilmeyen Mevlâ aşkını nasıl bilir? Aşkın izi hakikate
çıkar, aşkı takip edersen yolun hakikate çıkar… Bu şehirde âşıkların bayrağı
daima açıktır. Âşıklar, dün olduğu gibi bugün de bu şehirde aşkın sancağı
altında toplanırlar…
Aksaray, Ortaköy, Cumali köyündendir Sultan Özcan… Gönül bu ya, genç
yaşta âşık olduğu öğretmeniyle evlenir, henüz 15 yaşındadır, hayatı tanımadan
aşkı tanımıştır.
Aşkı tanımayan ne bilsin hayatı?
Eşi öğretmendir; Hakkâri sokaklarında gezerlerken kırmızılar giymiş bir
kız görürler, eşi çok beğenmiştir. Kıskanır, ertesi gün gider kırmızı elbiseler
alır. O gün bugün, kırmızıdan vazgeçmez.
Bir kitabımda yazmıştım: “Hayat aslında kırmızının tonlarından
ibarettir…”
Her güzel şey biter, her masal biter; peki, aşk biter mi? Ya biterse
aşk olur mu?
Sultan Hanım’ın evliliği biter, şiddet ve geçimsizlik ama asıl neden
çocuğunun olmamasıdır. Önce köyüne döner sonra… Hani Âşık Şem’i ne demişti: “Ordadır
âşıkların açık livası Konya’nın…” O da âşıkların bayrağı altına sığınır.
Kırmızıdan başka giyinmez. Tepeden tırnağa “aşkın boyasıyla” boyanır. Konya
sokakları onunla, aşka yeniden selama durur.
O, şehrin yeni Tavus Ana’sıdır… Aşkın rengiyle dolandığı sokaklarda ilk
aşkının yolunu gözler, onun da kendisini sevdiğine inanmıştır, bir gün
gelecektir… “Sultan Ana” derler ona, “kırmızılı kadın” derler… Şehir, onu
gördüğü anda zamanı durdurur; çünkü o, aşk olmuştur ve aşk, saygı gerektirir.
Bu bize Mevlâna’dan mirastır.
Âşıklara zaman, mekân ne ki? Yalan dünyada olmazsa, hakikate doğduğunda
olacaktır… İlla olacaktır; aşkın gücüdür bu… Yeter ki siz aşka bürünün… Âşık
olmayan ne bilsin?
Hz. Pir’e sormuşlar, “aşk nedir?”
Yanıt oldukça net, “ben gibi olursan anlarsın!” Aşk olmayan aşkı nasıl
anlar?
Aşka bürünen kadın 74 yaşında sır oldu. Onun rengine bürünen kırmızı
elbiseleri kalplerimize emanet. Bu şehrin ne ilk hikâyesidir bu ne de son…
Burası âşıkların Kabe’sidir. Buradadır âşıkların yüzyıllardır dalgalanan
bayrağı…
Konya toprağı bir âşığa daha bağrında yer verirken, gökyüzündeki nurdan
ayak izleri yolunu aydınlatıyor, Yunusça; “ölürse ten ölür / canlar ölesi
değil…” Konya’da yer yerinden oynadı toprağa emanet edilirken, sanki tüm Konya
sözleşmiş gibi bu âşık kadına son vazifesi için gelmişti. Halk oradaydı,
kırmızı giyen kadınlar da… Ateş kırmızısı karanfillerden toprak görünmez
olmuştu. Âşıklar ölebilir ama aşklar asla…
Ey aşkın rengine bürünen kadın, Konya seni unutmayacak!..
TAHİR SAKMAN
























