TAHİR SAKMAN
YAŞAM KÜLTÜR SANAT EDEBİYAT
26 Temmuz, 2026
GÜLMEK CİDDİ İŞTİR!
Gündelik yaşantımızın içerisinde öyle olaylar yaşanıyor ki bazılarına “gülmek bile az geliyor” desek yeridir. Hele başkasına yapılanı gördüğümüz zaman bizi kahkahadan yerlere yatıran bir olay, bizim başımıza geldiği zaman ağlamaktan beter oluyoruz.
25 Temmuz, 2026
GÜNEŞİN GÖLE TESLİM OLDUĞU ŞEHİR: BEYŞEHİR
GÜNEŞİN GÖLE TESLİM OLDUĞU ŞEHİR: BEYŞEHİR
Dün Beyşehir’deydim…
Festival için değildi ama… yüksek ses, ışık ve kalabalık ortamlara olan
hassasiyetim nedeniyle bir de konserin saat 22.00 gibi geç başlaması yüzünden
erkenden ayrıldım ki doğru yapmışım:
Beyşehir çıkışı bizi yakalayan yağmur, Kızılören’e kadar eşlik etti ama
öyle böyle değil sanki tufan oluyordu. Sileceklerin yetişmediği, zaman zaman
önümüzü görmekte zorlandığımız bir yağmur…
Göl suları yükselse de kamışların boyu, gölün can çekişen feryadı gibi
uzamıştı. Festival alanında kurulan panayırda satıcıların çokluğu göze
çarparken, yiyecek ve içecek stantlarındaki hijyeni anlatmaya gerek
duymuyorum!..
Asıl anlatmak istediğim Beyşehir’in merkezinde yer alan, göl ve gurup manzarasıyla
dünyanın en güzel parkı olmaya aday bir alanı nasıl kullandığımızla ilgilidir.
Bu park, bu göl “Konya’da merkez ilçe belediyelerinin elinde olsaydı” diye
iç geçirmeden edemiyor insan.
Parkın bakımıyla alakalı Konya Büyükşehir Belediyesi ile Beyşehir İlçe
Belediyesi arasında bir yetki tartışması varmış… Bu yüzden parkın bu halde olduğunu
söylediler, konuştuğum bazı Beyşehirliler.
Çimlerin üzerine "çitlek çitleme" kalkmış gibi görünüyor ama… o kadar
bakımsız ve sinek dolu ki… yok ben yazmayayım… Gidin kendiniz görün hem
gitmişken balık da yersiniz…
Dün, havanın bulutlu olmasından dolayı güneşi, göldeki sevgilisine teslim
edemesem de…
Güneşin, eski sevgiliye kavuşurcasına kendini göle teslim ettiği anlara
onlarca kez şahitlik etmiş birisi olarak; “göle ve parka kıymayın efendiler”
diyorum…
@Konya Büyükşehir Belediyesi
@Beyşehir Belediyesi
TAHİR SAKMAN
15 Temmuz, 2026
AŞKIN RENGİNE BÜRÜNEN KADIN
tanik.net'teki yeni yazım:
TAHİR SAKMAN- AŞKIN RENGİNE BÜRÜNEN KADIN
AŞKIN RENGİNE BÜRÜNEN KADIN
Bu şehir efsunlu bir şehirdir; burası âşıkların ana vatanıdır…
Âşık Şem’i boşuna dememiştir, “Ordadır âşıkların açık livası Konya’nın”
diye… Bu aslında Çatalhöyük’ten beri böyledir, insanlık serüveninin başladığı
topraklarda… Aşk; bu şehirden dünyaya dağılmıştır, ismini bile âşıklardan alan
şehirdir Konya…
Hani efsanelerdeki o ilk Konyalı; sevdiği kızı, şehirdeki genç kızlara
musallat olan ve her yıl birinin canına kıyan o canavara, aşkı adına karşı
koyan ve sevdiği kızın canını kurtaran ve canavarı aşk adına, sevda adına yok
eden Konyalı…
Şehir halkının, resimlerini ikonalara nakşedip şehrin duvarlarına
asarak vefa borcunu ödediği sonra adını bu tasvirlerden alıp “İkonium” denilen
şehir... Şimdilerde Konya, bir diğer
adıyla “Kâbetü’l -uşşak”; aşkın Kabe’si… Hz. Pir’e ev sahibi olmanın onuru…
Merhum Ahmet Kabaklı “Mevlâna” isimli kitabında söz eder; Çengi Tavus,
Ziyaeddin Hanı’nda oyuncu bir kadındır ve şehirde ün yapmıştır. Lakabı gibi
narindir ve dansı izleyenleri hemen etkisi altına almakta, tavus kuşu gibi
görenleri büyülemektedir. Hz. Pir’i davet ettiğini ve Hazretin icabet ederek
geldiğini de anlatır kaynaklar… Sonrası tam bu şehre yakışır bir hikâyedir.
Çengi Tavus, Mevlâna’yı görünce ah eder, feryadı figana başlar ve
hakikatin aşkına yanar. Bu yanma öyle bir yanıştır ki Zümrüdüanka kuşu gibi her
yanışında, küllerinden yeniden doğacaktır. Kendini inzivaya verir, dünyadan el,
etek çeker. Meram’da bir hücrede zaman zaman yükselen ney sesi ondan haber
veren tek sestir…
Bir gün ney susar… Koşarlar ama Tavus Ana sır olmuştur… Hücrenin içinde
buldukları birkaç tavus tüyü onun hakikate erdiğini, beka âlemine doğduğunu
anlatır…
Bugün Konya Meram’da, Tavus Baba ismiyle bir erkeğe izafe edilen türbenin
aslıdır bu efsane…
Tahir ile Zühre’nin türbesi de bu şehirdedir. Bu şehir; bağrı
yanmışların, âşıkların mekânıdır… Dün böyleydi de bugün farklı mı? “Irmağı
takip edersen” der Mevlâna “denize ulaşırsın…”
Leyla aşkını bilmeyen Mevlâ aşkını nasıl bilir? Aşkın izi hakikate
çıkar, aşkı takip edersen yolun hakikate çıkar… Bu şehirde âşıkların bayrağı
daima açıktır. Âşıklar, dün olduğu gibi bugün de bu şehirde aşkın sancağı
altında toplanırlar…
Aksaray, Ortaköy, Cumali köyündendir Sultan Özcan… Gönül bu ya, genç
yaşta âşık olduğu öğretmeniyle evlenir, henüz 15 yaşındadır, hayatı tanımadan
aşkı tanımıştır.
Aşkı tanımayan ne bilsin hayatı?
Eşi öğretmendir; Hakkâri sokaklarında gezerlerken kırmızılar giymiş bir
kız görürler, eşi çok beğenmiştir. Kıskanır, ertesi gün gider kırmızı elbiseler
alır. O gün bugün, kırmızıdan vazgeçmez.
Bir kitabımda yazmıştım: “Hayat aslında kırmızının tonlarından
ibarettir…”
Her güzel şey biter, her masal biter; peki, aşk biter mi? Ya biterse
aşk olur mu?
Sultan Hanım’ın evliliği biter, şiddet ve geçimsizlik ama asıl neden
çocuğunun olmamasıdır. Önce köyüne döner sonra… Hani Âşık Şem’i ne demişti: “Ordadır
âşıkların açık livası Konya’nın…” O da âşıkların bayrağı altına sığınır.
Kırmızıdan başka giyinmez. Tepeden tırnağa “aşkın boyasıyla” boyanır. Konya
sokakları onunla, aşka yeniden selama durur.
O, şehrin yeni Tavus Ana’sıdır… Aşkın rengiyle dolandığı sokaklarda ilk
aşkının yolunu gözler, onun da kendisini sevdiğine inanmıştır, bir gün
gelecektir… “Sultan Ana” derler ona, “kırmızılı kadın” derler… Şehir, onu
gördüğü anda zamanı durdurur; çünkü o, aşk olmuştur ve aşk, saygı gerektirir.
Bu bize Mevlâna’dan mirastır.
Âşıklara zaman, mekân ne ki? Yalan dünyada olmazsa, hakikate doğduğunda
olacaktır… İlla olacaktır; aşkın gücüdür bu… Yeter ki siz aşka bürünün… Âşık
olmayan ne bilsin?
Hz. Pir’e sormuşlar, “aşk nedir?”
Yanıt oldukça net, “ben gibi olursan anlarsın!” Aşk olmayan aşkı nasıl
anlar?
Aşka bürünen kadın 74 yaşında sır oldu. Onun rengine bürünen kırmızı
elbiseleri kalplerimize emanet. Bu şehrin ne ilk hikâyesidir bu ne de son…
Burası âşıkların Kabe’sidir. Buradadır âşıkların yüzyıllardır dalgalanan
bayrağı…
Konya toprağı bir âşığa daha bağrında yer verirken, gökyüzündeki nurdan
ayak izleri yolunu aydınlatıyor, Yunusça; “ölürse ten ölür / canlar ölesi
değil…” Konya’da yer yerinden oynadı toprağa emanet edilirken, sanki tüm Konya
sözleşmiş gibi bu âşık kadına son vazifesi için gelmişti. Halk oradaydı,
kırmızı giyen kadınlar da… Ateş kırmızısı karanfillerden toprak görünmez
olmuştu. Âşıklar ölebilir ama aşklar asla…
Ey aşkın rengine bürünen kadın, Konya seni unutmayacak!..
TAHİR SAKMAN
14 Temmuz, 2026
İŞTE MANZARA İŞTE ÇAY 10 LİRA
İŞTE MANZARA İŞTE ÇAY 10 LİRA
Bu şehirde güzel şeyler de oluyor.
Hep şikâyet edecek değiliz ya, alkışlanacak işler de yapılıyor. “Akyokuş
Palye Kafe” manzarası ve fiyatlarının uygunluğu nedeniyle özellikle yaz
akşamlarının vazgeçilmez mekânı olmaya aday bir sosyal alan olmuş.
Fiyatlar da oldukça makul, herkesin faydalanabileceği seviyelerde. Beni
de en çok sevindiren bu oldu. Belediyelerin sosyal alanlardaki fiyatlandırma
politikası buraya fazla uğramamış. Henüz mutfak kısmı açılmamış ama çay, kahve ve
benzeri içeceklerle hizmet veriyorlar.
Çayınızı kendiniz götürüp de içmeniz mümkün, gedavet rüzgârı altında
banklara oturup manzaranın keyfini çıkarabilirsiniz. Sadece otopark parası ödemeniz gerekiyor. Konya Büyükşehir Belediyesi
bu sefer çok doğru ve halkın yararına, herkesin faydalanabileceği bir projeye
imza atmış.
İsmine takıldım… "Palye" kelimesinin kökeni Fransızca, daha bizden bir
isim koysak olmaz mıydı demeden geçemiyor insan… "Akyokuş Kafe" bile yeterli olurdu. İlla yabancı bir kelime kullanmak zorunda değiliz!
Panoramik Konya manzarasının keyfini çıkarmak için bence gün batımından
sonrasını tercih edin; çünkü yükselen betonlar canınızı sıkabilir ama akşamdan
sonra giderseniz göreceğiniz yıldızlar gibi ışıl ışıl parlayan bir Konya olacaktır.
Işıltıların altına gizlenen hikâyeler ise… zaten kimseyi
ilgilendirmiyor nasılsa, bırakın şairler ağlasın… Siz için çayınızı keyfinize
bakın, bu manzarada çay on lira…
@Konya Büyükşehir Belediyesi
TAHİR SAKMAN
08 Temmuz, 2026
ŞEFİK CAN CADDESİ ÜZERİNE (KONYA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ’NİN DİKKATİNE)
ŞEFİK CAN CADDESİ ÜZERİNE (KONYA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ’NİN DİKKATİNE)
Şehrimizin son yıllarda en çok prim yapan bir bölgesi…
Peş peşe dikilen rezidanslar (!), siteler vs. … Şehrin varoşu
konumundan, imar değişikliği sonrası verilen yüksek katlarda yaşamaya çalışan
daha doğrusu can çekişen lümpen kültürün, şehirli, aristokrat bir yapıya
dönüşmeye çalışması ve bu süreçte yaşanan kültür çakışmalarının getirdiği
çatışmalar olsa da bölgede asayiş,
emniyet güçlerinin aldığı önleyici tedbirler sayesinde üst
seviyededir.
“Şefik Can Parkı”, şehrin göz bebeği… Özellikle sabah spor yapanlardan
tutunuz, sıcak akşamlarda ailecek piknik yapılan, nefes alınan bir sosyal alan…
Aktivitenin, aksiyonun bol olduğu bir park…
Akşamları, caddede çok ciddi bir trafik oluşmaktadır. Yeterli trafik
önleminin olduğunu söylemek zor… Ahmet Keleşoğlu Kültür Merkezi’nin köşesindeki
ışıklardan, Kibrit Camisi’ne kadar olan 1,5-2 km’lik bölümde bir tane bile
yaya geçidi olmaması, yayalar için çok ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.
Otobüsten indiniz, karşıya geçebileceğiniz yaya geçidi yok! Her iki yöndeki
hızlı akan trafikten geçmeniz kolay olmasa gerek. Buna bir de hız limitlerine
uymayan sürücülerimizi de eklerseniz, bölge insanının sıkıntılarını anlamak kolay
olacaktır.
Orta refüjdeki çalıların ağaç dikmek için gelişi güzel kesilmesi gerek görüntüyü
bozması ve gerekse oluşan boşluklardan rastgele geçilmeye çalışılması da olası
kazalara zemin hazırlamaktadır. Daha önceleri, çalıların arasında belli yerlere
bırakılan geçitler yerine herkes kendine en yakın yerden geçmeye çalışmakta ve
tehlikeyi büyütmektedir. Estetik açıdan
da çalıların düzgün kesilmemesi görüntü kirliliğine neden olmaktadır. Çalıların
düzeltilmesi ve boşluk bırakılmaması bu sorunu ortadan kaldıracaktır.
Karşıdan karşıya geçmek için trafik lambalarına kadar -ki bu 1,5-2 km civarındadır-
kimsenin yürümeyeceği bellidir, caddeye en azından otobüs duraklarını olduğu
veya daha uygun yerlere yaya geçidi yapılması önem kazanmaktadır.
Caddede az olmakla birlikte motorların veya otomobillerin hız
limitlerinin çok üzerinde seyretmeleri ciddi tehlike yaratmaktadır. Olası
kazaların önüne geçmek için belki de caddeye set yapımı da düşünülmelidir.
Dikkat ettiyseniz “Şefik Can” ismini yaygın kullanımın aksine ayrı yazdım.
Doğrusunun da bu olduğunu düşünüyorum. Bir bölgeden ismi alınmış olsaydı, birleşik
yazımı doğru olurdu ama merhum Şefik Can’ın ismini verdiyseniz ayrı yazmak zorundasınızdır.
Merhumu anlatırken soy ismini birleşik yazmıyorsanız burada da yazmayacaksınız.
Türkçemizin doğru kullanımı için kamu kurum ve kuruluşlarına olduğu kadar
basınımıza da önemli görevler düşmektedir.
Herhangi bir olumsuzluk yaşanmadan gerekli önlemlerin alınacağını
umuyorum…
@Konya Büyükşehir Belediyesi
@Selçuklu Belediyesi
TAHİR SAKMAN
05 Temmuz, 2026
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 82 HAFIZ MEKTEPTEN GELİR
MAZHAR SAKMAN - HAFIZ MEKTEPTEN GELİR
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 82 HAFIZ MEKTEPTEN GELİR
Konya oturak repertuvarının vazgeçilmez türküleri
arasında yer alan bu eseri merhum Mazhar Sakman, 12 telliyle çalıp söylerken
kendisine udi Cenap Kendi ile kanuni Kazım Büyükşalvarcı eşlik ediyor.
Türkü metnini, tarafımdan hazırlanan ve Konya
Büyükşehir Belediyesi tarafından dijital olarak yayımlanan “Türkü Hazinesi
Mazhar Sakman” isimli eserimde bulabilirsiniz. Kitabı aşağıdaki linkten
ücretsiz olarak indirebilirsiniz:
https://www.dijitalkitabim.com/kitaplar/konya/hatiratlar/mazharsakman/index.html
TAHİR SAKMAN
03 Temmuz, 2026
UTANMAYANLARIN YERİNE UTANMAK
tanik.net okurları için yazdım:
TAHİR SAKMAN - UTANMAYANLARIN YERİNE UTANMAK
UTANMAYANLARIN YERİNE UTANMAK
Bu gençler hep böyle yapıyor, büyüklerine kötü (!) örnek oluyorlar… Büyüklerinin
kirlettiği doğayı temizleyip bir de branda asıyorlar, üstelik isimlerini de
yazmıyorlar!.. Ama öyle kibarca bir mesaj vermişler ki ben utandım,
utanmayanların yerine!..
Hep olumsuz haberlerle gündeme gelecek değiller ya, kendi geleceklerine
sahip çıkıyorlar; tıpkı Kızılderili atasözünde olduğu gibi: "Yeryüzü bize
atalarımızdan miras kalmadı, çocuklarımızdan ödünç aldık." Ve gençlerimiz
çevreye sahip çıkarken biz büyüklere (!) de ders veriyorlar, astıkları
pankartla…
Konya’ya yaklaşık 20 km mesafede bulunan Altınapa Barajı’nın çevresi su
koruma havzası ilan edilmesine rağmen mangalcılarla, balık tutma sevdasındaki
vatandaşlarımız yüzünden, çevre felaketini anımsatan görüntüler ortaya çıkıyor…
Bir avuç kalan yeşilin bu kadar hunharca kullanılması, geleceğimize ihanet
değilse, nedir?
Altınapa Barajı, Konya’nın en önemli su kaynağı, şehrin içme suyunun
büyük bölümünü karşılıyor. Peki, biz bu su kaynağını nasıl koruyoruz?
Barajın etrafı tel örgülerle çevrili ve üzerlerinde uyarı levhaları
olmasına rağmen tel örgülerin kesilmiş tarafından gerek balık tutma ve gerekse piknikçilerin
mangal aşkı yüzünden şehrin su kaynağı, sağlık koşulları açısından sürekli
tehdit altındadır. Çadır kuranlar da cabası olmalı!..
Özellikle bir hafta sonu Değirmenköy’e doğru giderseniz, bu hazin
durumu yakından görebilirsiniz. Mangal ertesi kalan çöpler; poşetler, pet
şişeler, kola kutuları, şişeler… İçinizin acımaması mümkün mü?
Belediye ne yapsın? İçeceği suyu korumayan, çevresini temiz tutmayan
insanlara belediye ne yapabilir ki? Sorunun kaynağı bizde, arıza bizde…
Barajı, Beyşehir istikametinde birkaç yüz metre geçince gençlerin
pankartı sizi karşılıyor ve umutlarımızı yeşertiyor:
“Burası eskiden çöplüktü… Doğa çöplük değildir ve onu korumak ortak
görevimizdir. Lütfen çöpleri çöp kutularına atalım ve bu alanı birlikte temiz
tutalım. Bizce bunu başarabiliriz.”
Başarabilir miyiz bilmiyorum ama
başarmaktan başka çaremiz de yok!
Gençlerimiz mütevazı oldukları kadar zekiler de:
“Bu alanı kimin kirlettiği bilinmiyor. Temizleyenlerin de bilinmesine
gerek yok.”
Konya, bozkırın ortasında, yağışın az olduğu uçsuz bucaksız bir ova,
buğday ambarı… Bu nedenle yeşil doku bizim için çok daha farklı anlamlar taşır.
Ve bizler, çocuklarımızdan ödünç aldığımız çevreyi daha yeşil bir
dokuya bürümeden teslim etmemeliyiz.
Duyarlı gençlerimizi kutluyorum; onlar sayesinde ne yapmamız
gerektiğini hatırlıyoruz dahası öğreniyoruz.
Bu gençler bunu hep yapıyor, iyi ki yapıyorlar; bir umudumuz sizde
kaldı zaten gençler…
TAHİR SAKMAN
01 Temmuz, 2026
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 83 ATIM ARAPTIR BENİM
MAZHAR SAKMAN - ATIM ARAPTIR BENİM
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 83 ATIM ARAPTIR BENİM
Yurdun pek çok yerinde okunan bu türküyü merhum Mazhar Sakman
Konya tavrı ve 12 telliyle yorumluyor.
TAHİR SAKMAN
26 Haziran, 2026
Dün, Antalya'ya giderken Altınapa Barajı ile Beyşehir Gölü'ndeki su seviyelerinin yükseldiğini görmek içimize su serpti ama göl kenarındaki bitki örtüsünün kontrolsuz büyüdüğünü görmek üzücüydü.
Gölü tehdit ettiğini görmek için uzman olmak gerekmiyor sadece çevre duyarlılığınızın olması ve gelecek nesiller için kaygılanmanız yetiyor.
TAHİR SAKMAN
24 Haziran, 2026
FİYAKALI MEZAR TAŞLARI
tanik.net'teki yazım:
TAHİR SAKMAN - FİYAKALI MEZAR TAŞLARI
FİYAKALI
MEZAR TAŞLARI
İçinizde ne
var bilmiyorum…
Pazarlıklar,
hınçlar… ne biriktirdiniz?
Ermenekli Kel
Şair’i bildiniz mi? Hasan Rüştü…
1896 yılında
Ermenek’te doğmuş, aydın bir insanımız. Aydın olunca da sürgün kaçınılmaz olur
ve İzmir’e sürülür. İzmir’de meşhur hiciv ustası Şair Eşref’le tanışır ve Şair
Eşref, onun için şu dörtlüğü söyler:
/Yıkmaya
çalıştı pek çok rüzgâr
Etti Mevlâna
himaye yıkılmadı
İftihar etsin
vücudunla vatan
Ermenek’ten
senin gibi bir kel çıkmadı/
Sadece
Ermenek’te mi? Geçtim Ermenek’i, Konya’da bile hâlâ çıkmadı… Zaten bu gidişle
çıkacağı da yok, üzgünüm…
Şair Eşref
böyle der de bizim Kel Şair durur mu? Uzun yıllar önce Konya Bölge Yazma
Eserler Kütüphanesi Müdürü merhum Lütfi İkiz’den dinlemiştim, unutmadığıma hâlâ
şaşarım:
/Şair Eşref
‘seng-i kabri çalacaklar’ diyerek
‘Gelmesin
kabrime Allah için hiç kimse’ diyor
Ben ne taşta
ne toprakta değilim de yalınız
Kefenim
çalacaklar diye aklım gidiyor/
Kaderin
cilvesine bakın ki Şair Eşref’in mezar taşını çalarlar… Kel Şair'in kefeni
çalınmış mıdır, onu bilemem! Bendeniz ne kefen derdindeyim ne mezar taşı… Hani
Karaman’da meşhur hikâyedir:
Adamın karısı
ölmüş, kefen parası bulamamış, örtmedeki (Konya’da kerpiç evlerde bulunan gömme
dolap kapaksız olur ve bir perdeyle örtülürdü) basma perdeyi kefen yapmış ve
“Kefenin de pek allı güllü basmadan oldu Fadime’m ama idare et, bu yıllık da
böyle olsun” demiş… Sanki kadıncağız bir daha ölecek de gelecek yıl kefenin
iyisini alacak!
Hiç
takılmıyorum, bir beklentim de yok… Merhum Ferit Kam’ın, Süleyman Nazif için
söylediği şu dörtlüğü, tasavvuf erbabı çok söyler:
/Sağlığında
nice ehl-i hünerin
Bir tutam tuz
konmaz aşına
Önce
öldürürler onu açlıktan
Sonra türbe
dikerler başına/
Ne kefeniniz
ne mezar taşınız; üstümde mavi bir gökyüzü olsun sevgiden yeter, bir de
yıldızlar göz kırparsa… Hani, Nazım ne demişti:
/Yoldaşlar,
ölürsem o günden önce yani,
- öyle gibi
de görünüyor-
Anadolu'da
bir köy mezarlığına gömün beni
ve de uyarına
gelirse,
tepemde bir
de çınar olursa
taş maş da
istemez hani.../
Ne işim olur
ki? Nasıl ki bugüne kadar olmadı, bundan sonra hiç olmaz… Haydi size hayırlı
işler, bol güneşler… Bu şiir de bendenizden olsun:
ELEK UN
MESELESİ
sizinle ne
işim olur ki benim
hele bu
saatten sonra
eleği duvara
asmadım ama
unu çoktan
elemişim
felek bile
baş edemedi beni de
koyverdi
kendi halime
size kalsa
çoktan ölmüştüm
yaşarken
cehennemin dibinde
ne kefen
isterim sizden
ne fiyakalı
mezar taşı
hem cebi de
yok madem
şimdi yiyin
fırsat varken
yaşamın
içindedir benim yerim
yaşadım mı
yaşadım
dibi nerede
görünür bilemem
yine de
suyunu çıkarmayın derim
bilin gözüm
kalmaz arkada
doğa gibi
dostum varken
gam yok
ortada kalırsam da
tenim topraktır
ruhuma doğarken
TAHİR SAKMAN
19 Haziran, 2026
ATATÜRK KİM BİZ KİM?
tanik.net'teki yeni yazım:
Tahir Sakman / Atatürk kim biz kim?
ATATÜRK KİM BİZ KİM?
Gün geçmiyor ki ülkemizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aziz
hatırasına dil uzatılmaya cüret edilmesin…
Ne bilimsel ne sosyal ne siyasi… hiçbir vasfı olmayanların, bırakın topluma
bir katkı sağlamayı, kendi yaşamlarında bile çapsızlıkları ortadayken,
kendilerine Atatürk’ü ve silah arkadaşlarını, Cumhuriyet’imizin kurucu
kadrolarını hedef almaları, gafletin hatta cehaletin de ötesine geçmiştir.
Oysa kendimize bir baksak; Atatürk kim, biz kim?
57 yıllık ömrüne, dünyanın gıptayla baktığı bir büyük lider… Savaş
meydanlarında geçirdiği yaşantısını milletinin kurtuluşuna adamış, bu uğurda
yedi düvelle, taviz vermeden sadece ve sadece milletine güvenerek mücadele
etmiş ve bunda da başarılı olmuş bir deha…
Onlar; savaş meydanlarının, can pazarlarının orta yerinde varoluş
mücadelesi verdiler… Kafe köşelerinde, nargile dumanları altında klavye
kahramanlığı yapıp sallamıyorlardı. Dipçikle, süngüyle bu vatanı kurtarırken, bize
özgür bir ülke bırakmanın kıvancıyla doluyorlardı. Atatürk sayesinde padişaha
kulluktan kurtulup, özgür yurttaşlar olarak makam ve mevki sahibi olduğumuzu ve
onun kurduğu Cumhuriyet sayesinde “adam” yerine konulduğumuzu unutmamak
gerekmiyor mu?
Bu kadar vefasız olmayı nereden öğrendiniz? “Mektebi mi var”
demeyeceğim!
Dini duygularınızı referans gösterdiğinizi sanıyorsunuz oysa çok
yanılıyorsunuz; bugün ülkemizde ezanlar gürül gürül okunuyorsa, din görevlileri
yetişiyorsa bunu Atatürk’e borçlu değil miyiz?
Emperyallerin, yenilgiyi hazmedemeyenlerin, Lozan’ı sindiremeyenlerin
oyununa geliyorsunuz. Türklerin özgür bir devlet kurmasını ve bunu demokrasiyle
taçlandırmasını kabullenemeyenlerin tuzaklarına düşüyorsunuz.
Her türlü iftirayı atmaktan da sıkılmıyorsunuz. Burada yazmaktan ar
edeceğim iftiraları yüzünüz kızarmadan nasıl yapabiliyorsunuz? Oysa iftira
atmanın en büyük günahlardan biri olduğunu bilmiyor musunuz da bu kadar net bir
konuda kul hakkına girmekten çekinmiyorsunuz?
Dünyanın bir başka ülkesinde, bizdeki kadar, kendisine özgür bir yaşam
bırakan insanlara karşı olumsuz düşünce taşıyan insanlar var mı bilmiyorum.
Başları ne zaman sıkışsa Atatürk’e ve arkadaşlarına saldırmaya çalışıyorlar.
İngiliz’i anlarım; Yunan’ı anlarım, İtalyan’ı, Fransız’ı anlarım hatta
Amerikalıyı da anlarım; emperyal emellerini Atatürk sayesinde
gerçekleştirememiş olmanın acısını taşıyan dahası Türk süngüsünden kurtulmak
için kendilerini Ege’nin serin sularına atanların kuyruk acısını da anlıyorum
ama size ne oluyor kuzum?
Kimileri dini hassasiyetleri gerekçe göstermeye çalışıyor… Camilerde
ezan okunmuyor mu, Yunan kovulmasaydı okunacağını mı sanıyorsunuz?
Namaz kıldınız da karışan mı oldu, orucunuzu tutmayın diyen mi var? Zekât
verdiniz de engellendiniz mi? Hacca gidemiyor musunuz? Dini, diyaneti doğru
öğrenelim diye Diyanet teşkilatını kuran, ilk imam hatip okulunu açan kimdir,
biliyor musunuz? Camileri cebinden harcadığı parayla kim restore ettirmiştir,
Kur’an’ın Türkçe mealini kim yaptırmıştır?
Atatürk ilke ve inkılapları, bu ülkenin çimentosudur.
Atatürk; bu ülkenin beka sebebidir…
Varlığımız, varlığına armağan olsun…
TAHİR SAKMAN
15 Haziran, 2026
TÜRKÜDEN ÖTE
HİKÂYELERİYLE KONYA TÜRKÜLERİ - TAHİR SAKMAN
TÜRKÜDEN ÖTE
Bu aslında konserden çok öte bir şeydi…
Bir daha yapılır mı, ne zaman yapılır bilmiyorum ama asırlardan
süzülen bir harsın, türkülerde yeniden yaşam bulmasıydı… Kırk yılı aşkın bir süreçte
yaptığım araştırmaların, derlemelerin sonucu olarak ortaya çıkan bir kültür birikiminin
söze / saza dökülen haliydi…
Değerli müzisyen arkadaşlarım; Hamdi Özdinasti, Selman
Seğmenoğlu, Kürşat Ertürk, Süreyya Solak, Mevlüt Beyaz ve Veli Güçlü, bu
müstesna konserde ecdadımızın sesi soluğu oldular, onlara ne kadar teşekkür
etsek azdır.
Çok uzun yıllardır yapmayı planladığım bir projeydi;
her ne kadar daha önce benzer nitelikte Konya türküleri özelinde iki konser
yapmış olsak da türkü türkü hikâyesini anlatıp, dinlediğimiz bir formatta ilk
defa yapılıyordu. Hikâyelerinden sonra türküleri dinlemenin duygusal heyecanını
hep birlikte yaşadık, ayaklarımız yerden kesildi; Selçuklu asırlarında dolandık
şehr-i Konya’nın efsunlu sokaklarında adeta bir gezintiye çıktık…
Uzun yıllardır şehrin sanatına katkı yapmak için
çabaladığını bildiğimiz Sayın Ahmet Köseoğlu’nun şahsında salonlarını bize açan
Yazarlar Birliği Konya Şubesi’ne de teşekkür ederiz.
Bu konser aslında bir belgeseldi, Konya türkülerinin sanat
yönünü gelecek kuşaklara emanet ettiğimiz bir programdı. Geleceğin folklorcuları,
Konya’nın nasıl bir kültür zenginliği içinde olduğunu görebilecekleri dahası
yaşayabilecekleri bu türküleri zamanın insafına terk etmeden kayıtlardan
ulaşabilmeleri tek amacımızdı. Ne kadar başardığımıza artık tarih karar verecek
ama bizlerin içi oldukça rahat. Kırk küsur yıldır yazdığım yüzlerce makale
geleceğin araştırmacısına küçük bir pırıltı olursa vazifemizi yapmış sayacağım…
Programı izleyemeye gelemeyen türkü dostları, Selçuklu
Konya’sının sesini canında duymak isteyenler Youtube’da aşağıdaki linkte
izleyebilirler:
https://www.youtube.com/live/tcU27P8Bq54
TAHİR SAKMAN
13 Haziran, 2026
HİKÂYELERİYLE KONYA TÜRKÜLERİ KONSERİ
tanik.net'teki yeni yazım:
HİKÂYELERİYLE KONYA TÜRKÜLERİ KONSERİ Bu şehr-i Konya çok enteresan bir şehirdir… Üzerinde bin yılların izi vardır; sürebilirseniz, size öyle sırlar açar
ki şaşırırsınız… Kendinizi evrenin merkezinde bulmanız işten bile değildir… Muhafazakârız doğrudur; ama bu bağnazız anlamında değildir. Dini
hassasiyetlerimiz her ne kadar yüksekse de hoşgörü bize Hz. Pir’den emanettir.
Öncesi de vardır elbette… Eflatun-u İlahi (Platon) bu şehrin her köşesine bir
iz bırakmıştır. Konya Ovası’nın bir iç deniz olduğu ve bu denizi Eflatun’un bir
tedbirle kuruttuğu söylenir… Kadim bir şehirdir; birçok medeniyet geçmiştir,
ortak özellikleri; hiçbir medeniyet, kendinden önceki medeniyeti dışlamamış
aksine kendi medeniyetini, mirasçısı olduğunu varsayarak onun üzerine
kurmuştur. Türkülerimiz bile oldukça farklıdır; tezene vuruşundan tutunuz doğuş
hikâyelerine varana kadar… Konya şehir muhiti musiki meclisleri diğer adıyla
Konya oturakları, bir büyük harsın günümüze taşınmasının en önemli
kaynaklarından bir tanesidir. Seferberlik yıllarında önce damadını asker eder Alim(e) abla veya
halkın taktığı isimle Alim Hoca… Arkasından kocası ve oğlunu da yollar… Yokluk
yıllarıdır, Türk’ün ateşle imtihanı olduğu yıllardır. Kadınlara cuma günleri evinde vaaz eden, onlara kendi yazdığı şiirleri,
ilahileri okuyan Alim Hoca da tıpkı diğer Konya kadınları gibi, kadim bir
başkentin kadını olarak başı her zaman diktir… Balkan harbinde damadını şehit
vermiş gözyaşlarını içine akıtmıştır. Konya’nın neredeyse her evine her gün bir şehit, bir gazi haberi
gelmektedir ama o kadınlar, evlatlarının bu günler için olduğunun bilincindedirler.
Eşi ve oğlu Suriye (Filistin) cephesindedir Alim Hoca’nın… Oğlu
Alişan’ın şehit haberi gelir… Bir sabah namazı sonrası pencereyi açar ve
Menteşeli (Muğla, Aydın yöresinin genel ismi) olan komşu kadına hitaben
seslenir de seslenir. Konya semalarından taşan sesini hâlâ duyabilirsiniz: Menteşeli MenteşeliDel’oldum derde düşeliÜç yıl oldu yâr gideliKaldım evlerde yalınız Loras’tan bir bulut ağdıSulu sepken karlar yağdıYolcularım hanlarda kaldıKaldım evlerde yalınız Derviş olsam giysem hırkaKimsem yok ki versem arkaGönderdiler Şam’a Şark’aÇekilmez derdim yalınız Asker yolu ikidir ikiGiydikleri potin tekiBenim guzum gelmez mi kiKaldım evlerde yalınız Bu coğrafyanın hüznü, yüreklerimizi her zaman yakmıştır ama boynumuz
bükülmemiştir… Türkülerimiz, gümbür gümbür söylenmeye devam ettikçe de asla
bükülmeyecektir. 13 Haziran Cumartesi günü saat 14.00’de Konya Yazarlar Birliği
salonunda “Hikâyeleriyle Konya Türküleri” konserimiz var. Yüzyılların
imbiğinden geçen türkülerimizi, hikâyeleriyle dinlemek ve Anadolu’nun bu kadim
şehrinin büyülü dünyasına yüreklerinizi açmak isterseniz bekliyoruz. Şehir
dışında olan dostlar, Youtube’da tyb-Konya adresinden de canlı izleyebilirler… Türkülerimizi otantik haliyle çalıp, çağıran isimsiz kahramanlar: Divan
sazı ve solist Hamdi Özdinasti, divan sazı Kürşat Ertürk, kanun Selman
Seğmenoğlu, ud Süreyya Solak, ud Mevlüt Beyaz, ritim Veli Güçlü... Ve bendeniz Tahir Sakman; 40 yılı aşkın bir süredir türkülerimizin
peşinde koşan, türkülerimizin aydınlığını yarınlara aktarmaya çalışan bir
Konyalı olarak, Konya oturak repertuvarının günümüze yansımaları olan türkülerimizin
doğuş hikâyeleriyle, türkülerimiz hakkındaki genel bilgileri aktarmaya
çalışacağım... Bu müstesna konser; dünün ihtişamını günümüze taşımaya aday bir
programdır ve bu kültür hazinesinin bir parçası olmak isterseniz, kalbimiz size
her zaman açık olacaktır… Bir türkü bazen binlerce öyküdür… TAHİR SAKMAN
12 Haziran, 2026
HİKÂYELERİYLE KONYA TÜRKÜLERİ KONSERİ
HİKÂYELERİYLE KONYA TÜRKÜLERİ KONSERİ
Onlar türkülerimizin isimsiz kahramanlarıdırlar:
Divan sazı ve solist Hamdi Özdinasti, divan sazı Kürşat Ertürk, kanuni Selman Seğmenoğlu, ud Süreyya Solak, ud Mevlüt Beyaz ve ritim Veli Güçlü...
Ve bendeniz Tahir Sakman; 40 yılı aşkın bir süredir türkülerimizin peşinde koşan, türkülerimizin aydınlığını yarınlara aktarmaya çalışan bir Konyalı olarak, türkülerimizin doğuş hikâyeleriyle, türkülerimiz hakkındaki genel bilgileri aktarmaya çalışacağım...
Bu müstesna konser; dünün ihtişamını günümüze taşımaya aday bir program olacaktır.
Konya Yazarlar Birliği salonunda cumartesi günü saat 14.00'de biz orada olacağız. Şehir dışındaki dostlar Youtebe'da tyb-Konya adresinden canlı olarak izleyebilirler...
TAHİR SAKMAN
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


























