TAHİR SAKMAN
YAŞAM KÜLTÜR SANAT EDEBİYAT
13 Şubat, 2026
12 Şubat, 2026
TÜRKÜLERİMİZİ YAŞAM BİÇİMİ YAPAN İNSANLAR
![]() |
| Tahir Sakman, Ahmet Kabak (sağda) ile birlikte... |
TÜRKÜLERİMİZİ
YAŞAM BİÇİMİ YAPAN İNSANLAR
Türkülerimizi
çalıp söyleyen isimsiz kahramanlarımızın yanı sıra o türküleri kayıt altına
alıp geleceğe intikal etmesini sağlayan insanlara da en azından bir teşekkür
borcumuz olmalı…
Bu insanlar
ki tek tutkuları vardır; yöremizde adına “millî” dediğimiz türküler…
Bu insanlar,
her türlü maddi kaygıdan uzak bir şekilde, birçok kuruluşun yapamadığı hatta
üniversitelerin, konservatuvarların yapamadığı/yapmadığı diskografi çalışması yaparlar,
türkülerimizi arşivleyerek, onları koruyarak geleceğe intikal etmesi için
didinirler…
![]() |
| Yakup Berlin |
Evlerinin bir odasını bu işe adamışlar, stüdyo haline getirmişlerdir. Konya türkülerinden başka türkü de dinlemezler; tutkuları Konya türküleridir. Odaları adeta tapınakları olmuştur, makara bantlar, kasetler yoldaşlarıdır. Odalarının duvarları şehir kültürüne hizmet eden insanların fotoğraflarıyla doludur.
Daha önce
“Peynirci Yaşar”ı, “Poz Mehmet İlerigiden”i çeşitli vesilelerle yazmıştım. Bu
insanların arşivlerinin akıbetinden doğrusu endişelenmekteyim. Poz Mehmet abinin
yaptığı görüntülü kayıtların kopyalanarak arşiv oluşturulması için yıllar önce
bir çağrı yapmıştım ama sonuç malum… Poz Mehmet abinin vefatını müteakip
kayıtların üniversiteye verildiğini duydum ama teyide muhtaç bir haber olarak
kaldı hafızamda…
Bir dayı,
yeğenden söz etmek isterim, kendilerini sosyal medya aracılığıyla tanıdım. Canlı
yayınla Konya türküleri dinletiyorlardı. Geçmiş dönemde şehirde iz bırakmış
ustaların kayıtlarını arşivleyip onları meraklılarla paylaşıyorlar. Yakup
Berlin’den söz ediyorum… Sosyal medya hesabında canlı yayınlarla türkülerimizi
dinletiyor ve eski türkülerimizden unuttuğumuz ne varsa arşivinden bulup
çıkarıyor. Kendisi Antalya’da yaşamasına rağmen Konya kültürüyle yatıp kalkıyor,
eski saz ustalarımızı da bu vesileyle bizlere hatırlatıyor…
Yakup
Berlin kardeşimizin bir de yeğeni var; Ahmet Kabak, Konya’da… O da dayısının
izinden gidiyor… Odasında, 80’li yıllardan kalma bir fotoğrafımı görmek benim
için oldukça şaşırtıcı ve onur vericiydi…
Yüzlerce türkülük
kayıtları, özellikle makara bantlarda muhafaza altına alıyor ve onlara gözü
gibi bakıyor. “Konya türküsünün kıymetini bilmeyen adama dinletmem” diyerek
felsefesini özetliyor. Kendisinden istenen kayıtları bile vermekte oldukça
seçici davranıyor ve bunda da yerden göğe kadar haklı…
Kimseden bir
yardım almıyorlar… Kayıtları edinmek için hiçbir masraftan kaçınmıyorlar. Tek kriterleri
Konya türküsü olması, bütün dünyaları bunun üzerine kurulu… Odasının duvarları
Konya türkülerine emek vermiş ustaların resimleriyle dolu. Zaten içeriye girer
girmez çalan müzikten anlıyorsunuz, ne denli iflah olmaz bir Konya türküsü
aşığı olduğunu…
Konyalı
olarak kaçımız sahip çıkıyoruz ki? Siz sahip çıkmasanız da onlara sahip çıkan
dahası türkülerimizi yaşam biçimi haline getirmiş insanlarımızın bireysel
çabalarının şimdi olmasa da gelecekte önemli bir yere sahip olarak
taçlanacağına inanıyorum.
Teşekkürler
Yakup Berlin, teşekkürler Ahmet Kabak… Türkülerimizin sesi sayenizde gelecekte
daha çok duyulacaktır…
TAHİR
SAKMAN
09 Şubat, 2026
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 57 KAPILARI KALINDIR (CEMİLE)
MAZHAR
SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 57 KAPILARI KALINDIR (CEMİLE)
Konya
oturaklarının en çok okunan türküleri arasındaki yerini alan bu türkü Cumhuriyet’in
ilk yıllarında resmi bir dairede çalışan “daktilo” bir bayanın güzelliğine
yakılmış.
Türküden
önce kısa bir açıklama yapan Mazhar Sakman, türkünün makamı hakkında bilgiler
veriyor. Giriş taksiminin Kazım Büyükşalvarcı’nın kanunla icrasından sonra türküye,
Cenap Kendi de uduyla eşlik ediyor.
Türkünün
tam metnine Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından yayımlanan "Türkü Hazinesi
Mazhar Sakman" isimli kitabımda bulabilirsiniz. Kitabın linki şöyle:
https://www.dijitalkitabim.com/kitaplar/konya/hatiratlar/mazharsakman/index.html
TAHİR
SAKMAN
06 Şubat, 2026
RIZALIK ŞEHRİNİN RIZA GÖNÜLLERİ
RIZALIK
ŞEHRİNİN RIZA GÖNÜLLERİ
Siz
bilmezsiniz… “bildik” deseniz de inanmam…
Aklınız
hep akçe işlerinde… alıp satmakta… Yani deseler ki akçe olmadan iki adım at… atmazsınız;
öylesine sarılmışsınız ki vahşi kapitalizmin sömürü düzenine, kendi
geleceğinizin yani torunlarınızın yaşayacağı çevrenizi bile üç kuruş için yok
etmekte asla tereddüt etmezsiniz…
Kalp
kırar mısınız?
Bu
dünya boş dersiniz ama en yakınlarınızdan bile rızalık almayı düşünmezsiniz…
belki bir ütopya olarak kalacak ama… “yârin yanağı”ndan gayrı ne varsa paylaşmanın;
zenginsiz, fakirsiz bir dünyada yaşamanın derin sevgisini düşünebilir misiniz?
Yaşamlarını
insan sevgisi üzerine kuranlar, insanı Kâbe bilenler… 72 millete... (canlı cansız, görünen görünmeyen, bürünen bürünmeyen) aynı gözle
bakanlar…
Sayıları
o kadar çok ki… görmeseniz de bilmeseniz de… İzmir’den bir can, Sevinç Öztürk’ün
paylaşımını okuyunca… Televizyon programcısı, gazeteci, yazar ve aynı zamanda
usta bir tiyatro yönetmeni ve oyuncusu… Aşağıdaki şiir Sevinç Öztürk’e ait, çok
şey anlatıyor…
Kişinin
kendiyle olan rızası
Kişinin
eşiyle olan rızası
Kişinin
müsahipleriyle olan rızası
Kişinin
Cem erenleriyle olan rızası
Kişinin
toplumla olan rızasının üzerine kurulur
Rızalık
Şehri.
Canı
cana katar
Malı
mala katar
Sömürüsüz
bir yaşamın
Yârin
yanağından gayrı
Her
şeyi bölüşebilmenin adıdır Rıza Şehri.
Irksızların,
mülksüzlerin, zenginsiz ve fakirsizlerin
Eş
ve eşit, hak, hukuk ve adaletin tam işlediği bir ütopyanın adıdır Rıza Şehri.
Üç
canın bir Cem olduğu
Dertsizlerin,
tasasızların, endişesizlerin
Kralsız,
sultansız, şeyhsizlerin, müritsizlerin
Paranın
pul olduğu
Her
canın sarraf olduğu
Güneşi
bilgi
Kıblesi
aşk olanların
Eşitlerin
diyarıdır Rızalık Şehri.
Ey
Rızalık Şehrinin elma kokusu
Destursuz
düşme düşlerime
Düşerim
Üzülürsün...
(söz)
TAHİR
SAKMAN
05 Şubat, 2026
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 56 SÜTLÜCEYE GİDERSİN (FIKIR FIKIR FIKIRDAMA)
MAZHAR
SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 56 SÜTLÜCEYE GİDERSİN (FIKIR FIKIR FIKIRDAMA)
Mazhar
Sakman, bilindiği gibi çok yönlü bir sanatçıdır. Folklorun yanı sıra sanat
müziğimizin yanı sıra eski bir bando astsubayı olması nedeniyle Batı müziğine
de uzak değildir. Sahnelerde yaylı tambur çaldığı dönemlerden mülhem olmalı ki bazen
Konya oturaklarında şarkılar da çalıp, söylemiştir. Bunlardan bir tanesi de “Beyoğlu’nda
gezersin” ismiyle İstanbul türküsü olarak da bilinen ama aslında bestesi Neyzen
Rıza Bey’e ait olan bu şarkıyı da zaman zaman okumuştur.
TAHİR
SAKMAN
03 Şubat, 2026
HAYATIN GÖSTERDİKLERİ
HAYATIN
GÖSTERDİKLERİ
Linkte
Anthoni Hopkins
https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=pfbid029H9E4BbQD3f22TyKt4FSFekZKxPbZWCtEvaTjUuNV1z6RhVVNLqRcpbHCeX3pr5il&id=100064920660869
bahsedilen anıya benzer bendenizin de bir anısı olmuştu…
En
çok satan ve en çok beğenilen ve şaşırmayın aynı zamanda en çok eleştirilen;
kimilerince yere göğe sığdırılamayan kimine göre de yerin dibine sokulan
"Leylâ’dan Mevlâ’ya Cennete Yürüyüş" isimli romanımın yayımlandığı
yıldı...
Konya
Kültür Park’ta bir yaz akşamında ellerimi cebime sokmuş öylesine, belki de edebiyat
dünyasında yeterince tanınamamış olmanın verdiği bir hüzündü… Kültür Park’ın
anfisinde konser vardı ve insanlar sanatçıyı çılgınca alkışlıyorlardı.
Uzun
yıllar şehirde yaptığımız şiir dinletilerinden tanıyorum o alkışları… Sonra bir
dönem kendimi cam fanusların içinde kurduğum bir dünyaya kapatmıştım… Romanı o
dönemde yazmıştım…
Kültür
Park’ı adımlarken belki de yaşantımı sorguluyordum, yazdıklarımı…
Parkın
arka taraflarında yürürken, bir bankta kitap okuyan bir genç gördüm… Herkes
eğlenirken… Yanından geçerken şoka uğradım sanki… Benim kitabımı açmış onu
okuyordu… Direk daldım ‘Sen” dedim, ‘deli misin? Herkes konserdeyken, sen
burada…” “Yok abi, bir arkadaşım tavsiye etti de ondan okuyorum, çok güzel bir
kitapmış…” Kendimi tanıtınca şok olma sırası o gence gelmişti…
Üretmenin,
yazmanın böyle güzel tarafları da var elbette…
Tesadüf
mü dersiniz… ama zamanlama müthişti; hayat en ihtiyacımız olduğu zamanda
karşımıza çıkarıyordu. Anlık, ruh halimize göre çözümler gösteriyordu. Bir şiirimde:
/yanlışların
toplamıdır hayat
ve
çıkardığımız derslerin
çarpımıdır
mutluluk/
demiştim…
Hayat her zaman doğruyu söylüyordu. Bizler çıkardığımız dersler kadar hayatı
anlıyor ve yaşıyorduk…
TAHİR
SAKMAN
02 Şubat, 2026
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 55 BAHÇELERDE ENGİNAR (LEYLİM YÂR)
MAZHAR
SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 55 BAHÇELERDE ENGİNAR (LEYLİM YÂR)
Mazhar
Sakman’ın Konya oturaklarında 12 telliyle çalıp söylediği bu anonim türkünün
yaklaşık elli yıl önce yapılan kaydına udi Cenap Kendi ile kanuni Kazım Büyükşalvarcı
eşlik ediyor…
TAHİR
SAKMAN
01 Şubat, 2026
BİR HEDEFİ OLMALI TAKIMIN
BİR
HEDEFİ OLMALI TAKIMIN
Konyaspor
taraftarı heyecan ister…
Sıralamada
ortalarda olmak bizi bozar… Ya başa oynamalıyız ya da düşmemeye… Son yıllarda
yaptığımız en iyi şey de bu zaten; düşmemeye oynamak ve son maçta yırtmak…
Konya
gibi her türlü birikime sahip bir şehrin rakiplerini titretecek bir takım
çıkaramaması da enteresan… Sanırım biz Konyalılar olarak futbolu bilmiyoruz daha
doğrusu profesyonel anlamda öngörüsü yüksek yöneticilerimizin sayısı yeterli
değil…
Taraftar
tabii ki şakır şakır top oynayan goller atan bir takım ister…
Önceki
teknik direktörü yolladık ki başarısız da değildi hani, onun yanlışı zamanında
doğru transferler yaptırmamaktı… bunu da tam olarak bilemiyoruz belki de
yönetim yapmak istemedi…
Aklıma
başka şeyler de geliyor, mesela; geçmiş sezonlarda Rıza Çalımbay vardı sonra
İlhan Palut… adamları durup dururken yolladılar… Sonra Recep Uçar… lig
sekizincisiyken yolladılar, şimdi 13. sıradayız ve cidden korkuyoruz. Dokuz
maçtır galibiyet alamamışız…
Hoca,
Beşiktaş maçında 83. dakikadan sonra oyuncu değiştiriyor… İlahi Hoca, biraz
daha bekleseydin de maç bitince değiştireydin, acelen neydi? Sanki galip olan
biziz de öylesine değiştiriyoruz…
Ama
her hafta adrenalimiz yükseliyor, heyecan içinde hop oturup hop kalkıyoruz… Bu
hafta Göztepe maçı var şimdiden heyecan bastı beni… Bu arada Umut’u vermişiz
ama takas edeceğimiz futbolcu ayak diremeye başlamış…
Bir
Umut’umuz vardı elimizle verdik… Diğer umutlarımızı vermeyin bari, Göztepe maçına
kalbi zayıf olanlar gitmesin… Sanırım o maçta da galip gelemezsek Hoca istifa
eder, o maça kadar durursa tabii… Şimdi “tüm sorumluluk bende” diyor ama
gereğini yapmıyor… Bu da enteresan.
Hoca
ben olsam, takımı aldığım yere bakardım bir de getirdiğim yere ve gereğini
hemen yapardım…
Yine
içimizi titreten, şiir gibi top oynayan, şiirler söyleten bir takım görmek
istiyoruz…
TAHİR
SAKMAN
30 Ocak, 2026
OKULDAN AZİZ NESİN’E KAÇMAK
OKULDAN
AZİZ NESİN’E KAÇMAK
Konya
Garı'nın karşısındaydı, bina hâlâ duruyor…
Eskiden
otelmiş, önce Maarif Koleji sonra Hastaş Koleji olarak şehrin eğitim ve öğretimine uzun yıllar
katkı sağladı. Özel bir okul olmasına rağmen sınavla alınıyordu. Bendeniz
sınavlara girmiş 6. olarak kazanmıştım. Modern bir okuldu, eğitim tam gündü. O
dönemde müdürü, babamın Konya Erkek Muallim Mektebi’nden arkadaşı Fuat Beydi…
Bir
gün dersimize girmiş beni sözlüye tahtaya kaldırmıştı. Sözlüden değildi korkum;
babamın arkadaşı olması nedeniyle “sorulara doğru yanıt veremezsem, ayıp olur”
korkusuydu…
Ama
hocam ezber sorularının tam aksine genel kültür soruları sorunca işim oldukça
kolaylaşmıştı… İlk yıl adaptasyon sorunları yaşamıştım; sınıf arkadaşlarımın
pek çoğu şehrin varlıklı ailelerin çocuklarıydı. Ekonomik olarak babamın işlerinin
bozulmaya başladığı dönemlerdi.
Yani
müzik dersinden de ikmale kalınmaz ki? Babam ne çok kızmıştı ki yerden göğe
kadar haklıydı; müzisyen bir ailenin çocuğu olarak hiç kimsenin kalmadığı
müzikten sınıfta kalmak… Hâlâ utanıyorum ama müzik öğretmenime de teşekkür
ediyorum, bana bir ders verdiği için…
Galiba
dersi hafife almıştım, onun için bırakmıştı. Blok flüt çalıyordum, bütünlemede
iki parça çalmış ve geçmiştim… Ama müzik öğretmenimin verdiği dersi ömür boyu
unutmayacaktım…
Kolejdeki
ikinci yılın sonunda babamın işleri tamamen bozulmuş, aile düzenimiz de çökmek
üzeydi, zar zor gittiğim okuldan babam beni alarak, Atatürk Kız Lisesi’ne
yazdırmıştı. Dönemin müdürü Nadire Hanım’dı…
Tabii
ben özel okuldan resmi okula geçince, okuldaki disiplin beni oldukça sıkmıştı…
Ciddi anlamda rahatsızlıklar geçirdim ve okulu asmaya başladım…
Okuldan
kaçtım ama nereye kaçtım?
Tam
bir ay Konya İlk Halk Kitaplığı’na gidip, okulun çıkış saatine kadar kitap okuyordum…
Şimdi bana bu çok enteresan geliyor; okuldan, kaçıp kitaplığa gitmek…
Ve
orada okuduğum kitaplar da… görevli memur, her seferinde istediğim kitabı duyunca
başını kaldırıp uzun uzun, düşünceli düşünceli bakardı da, ben nedenini uzun
yılar sonra anlayacaktım…
Aziz
Nesin’in kitaplarını okurdum, tam bir ay sanırım ne kadar kitabı varsa
okumuştum…
Bir
akşamüzeri okulun çıkış saatine denk getirip babamın Tevkifiye Caddesi’ndeki
saatçi dükkânına gittiğimde nereden geldiğimi sordu… Ben her şeyden habersiz,
okuldan dememle beraber tezgâhın üstünde duran ağzı açılmış bir zarf uzattı…
Atatürk
Kız Lisesi antetli bir kâğıtta, on beş gündür okula gitmediğim ve beş gün daha
gitmezsem sınıfta kalacağım yazılıydı…
Kıpkırmızı
olmuştum… Babam bir şey demedi sonra yine babamın Konya Erkek Muallim Mektebi’nden
sınıf arkadaşı olan ismini anımsayamadığım bir doktorun, Bedesten’de özel
muayenesine giderek rapor alıp, sınıfta kalmaktan kurtulmuştum…
Aşağıdaki linkteki, Aziz Nesin’le ilgili paylaşımı okuyunca bunlar aklıma geldi. Müthiş zekâsını ve
kabiliyetini, ülkenin geleceği için çocuklara vakfeden bir insanın ve okudukça
güldüren; güldükçe düşündüren bir insanın çok anlamlı yaşam öyküsünden bir
kesit, hepimize örnek olmalı…
İyi
ki o dönemlerde okuldan kaçıp senin kitaplarını okumuşum Aziz ağabey, kalbimizin
en nadide yerinde öykülerini hatırlıyoruz…
TAHİR
SAKMAN
Aziz Nesin
https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=pfbid0efUSxq3njk3XMKk6XGm457SUmHYYYaQ7HysJdh5a3i8FUiFF9ctH167DV2mNLga4l&id=100053321740020
29 Ocak, 2026
MAZHAR SAKMAN 54 MERDİVENİN BAŞINDAYIM (TATAR)
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 54 MERDİVENİN BAŞINDAYIM (TATAR)
“Müstandık” veya “Tatar” ismiyle de bilinen, Konya oturaklarının bu naif türküsünü Mazhar Sakman 12 telliyle çalıp söylerken kendisine udi Cenap Kendi ile kanuni Kazım Büyükşalvarcı eşlik ediyor.
“Oğlun ifade de kızın müstandıkta [müstantik: sorgu hakimi]
Oturmuş bize çalım satar”
Gibi enteresan sözlere sahip. Türkü metninin tamamını, Tahir Sakman’ın, Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından dijital olarak yayımlanan “Türkü Hazinesi Mazhar Sakman” isimli kitapta bulabilirsiniz. Kitaba aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:
https://www.dijitalkitabim.com/kitaplar/konya/hatiratlar/mazharsakman/index.html
TAHİR SAKMAN
28 Ocak, 2026
ATATÜRK TEK ÖNDERİMİZDİR
ATATÜRK
TEK ÖNDERİMİZDİR
Aslı
astarı olmayan hikâyeler uyduruyorlar, yalan dolan gırla…
Bir
ülkenin bağımsızlığını kazanmasına en büyük vesile olan bir insanı… Çok
şaşırıyorum ve anlamakta zorlanıyorum: Bir ülkenin mimarını; bir büyük istiklal
savaşı vermiş, dünyanın ezilen halklarına örnek olmuş, bu uğurda canını siper
etmiş, gazi olmuş ama hiçbir zaman kendi başına bir karar almamış, mutlaka
milletin meclisinde tartışarak kabul ettirmiş bir dehayı…
Seçim
meydanlarında sallayarak değil; savaş meydanlarında hayatını ortaya koyarak, bu
uğurda şarapnel yemiş bir büyük adamı…
Yoksulluğun
diz boyu olduğu, devletin dağıldığı, ülkenin emperyalistler tarafından işgal
edildiği bir coğrafyayı hem de yokluklar içinde millete umut aşılayarak, Türk’ün
adını yücelterek, yeniden bir ulus yaratan bir insanı…
Hangi
millet acaba böyle bir insanın arkasından edep ve haya sınırlarını aşarak…
Ben
sizi anlamakta gerçekten zorlanıyorum; Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah
arkadaşlarının üstün azmi ve cesareti olmasaydı bugün bırakın yurtdışını; bir
ilden, bir ile gitmek için pasaport almak zorunda kalacağınızı nasıl
unutursunuz?
Aşağıdaki
haritayı iyi okumalısınız hatta okumaktan öte ezberinize alıp her aklınıza
geldikçe Yüce Önderimizin değerini bir kez daha anlayıp minnet ve şükran duymalısınız.
Cumhuriyetin
kurucu kadrolarına bir kez daha minnet ve şükranlarımı sunuyorum.
TAHİR
SAKMAN
27 Ocak, 2026
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 53 HAYDİN GİDELİM SAZLARA
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 53 HAYDİN GİDELİM SAZLARA
Mazhar Sakman tarafından yorumlanan türküye udi Cenap Kendi, kanuni Kazım Büyükşalvarcı eşlik ediyor. Konya oturak repertuvarının bu önemli türküsü hareketli bir ezgiye sahip.
Mazhar Sakman'ın Konya ağzıyla okuduğu türkünün metnine, Tahir Sakman'ın hazırladığı ve Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından yayımlanan "Türkü Hazinesi Mazhar Sakman" isimli eserde bulabilirsiniz. Kitaba ise aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:
https://www.dijitalkitabim.com/kitaplar/konya/hatiratlar/mazharsakman/index.html
TAHİR SAKMAN
26 Ocak, 2026
DAVOS’TA ZILMAK
DAVOS’TA
ZILMAK
Biz
eskiden zılardık…
Şimdi
zılmanın ne olduğunu da bilmezsiniz siz… Karda, buzda kaymanın şehirdeki adıdır
zılmak… Sadece karda, buzda mı, değil elbette; birine zarar vermenin de mecazi
adıdır, Konya’da; ayağını zıldırmak…
Alaattin’de
zılardık eskiden, bir de Larende yokuşunda… Larende yokuşu sizlere ömür; şehrin
tek yokuşuydu, ne istedilerse… Şehrin hafızasını yok etmekte üstlerine yok doğrusu…
Ne o eskiler kaldı ne o karlar, tabii zılmak da tarihe karışmak üzere… Bizlerin
de ayağı zılınca (!) kimse zılmayacak sanırım…
Böyle
bir zılma merakıyla, geçtiğimiz hafta içi, sisli ve soğuk bir Konya gününde en
azından kar görmek için Derbent’e yollandım… Doğrusu bu kadarını da
beklemiyordum…
Yine
çok enteresandır; Altınapa Barajı’na kadar yağmayan kar, barajdan sonra etrafı
az da olsa beyaza bürümüş. Tabii ki çocuklar gibi seviniyorum, hatta
torunlardan daha çok seviniyorum…
Barajdan
sonra Derbent yolunu çok severim hele kar varsa… Derbent, şehrin şirin bir
ilçesi… Eskiden buradan geçen özellikle tuz kervanlarını eşkıyadan korumak için
askerlerin beklediği bir geçitmiş. Görevleri tamamlanan askerlerin buraya
yerleşmesiyle oluşan bir ilçemiz. Dağlarında çam ormanları eksik olmaz, havası
da oldukça temizdir. İnsanı da haksızlığa karşı boyun eğmeyen bir yapıdadır ve
çalışkandır.
Derbent
göletinin suyu da kuraklıktan nasibini almış ve oldukça çekilmiş…
Derbent
kayak merkezinin açılışı yıllar önce yapılmıştı hatta merkez yapılmadan önce
dönemin belediye başkanının kayak merkezi yapılması için nasıl çabaladığına
yakından şahit olmuştum. Dönemin Derbent Belediye Başkanı Hamdi Acar’ın ifadesinden
Derbent’teki karın bir benzerinin Davos’ta bulunduğunu öğrenmiştik.
29
Ekim 2013 tarihinde Anadolu Manşet gazetesinde yazmıştım; Derbent’ten Davos’a….
Sadece kar da değildi Derbent’i çekici kılan; doğa yürüyüşçüleri, dağ bisikletçileri,
yamaç paraşütçüleri ve araba sevdalılarının off-road maceraları Derbent’te
kendine çekiyor… İster kendiniz zılın isterseniz arabanız, bisikletiniz… Burada
her yer müsait zılmak size kalmış…
Derbent’ten
yukarıya doğru tırmandıkça başı dumanlı dağların dumanları altında kalırken,
manzaranın eşsizliği nefesimizi kesiyordu. Bir başka dünyanın kapılarını
aralamıştık sanki… Asfalt yoldaki karlar temizlenmişti dolayısıyla araçlar için
bir sıkıntı söz konusu değildi. Aslında merkez hafta sonları açılıyormuş ama
sömestri tatili olduğu için hafta içi de açmışlar.
Aladağ
Kayak Merkezi’ne vardığımızda sadece Konya’dan değildi gelenler; Gaziantep,
Isparta. Antalya. İzmir, İstanbul, Ankara gibi illerimizden gelenlerin de
olduğunu görünce şaşırdım doğrusu… Tepenin tam üzerinde bir bina var ama
kapalıydı ve ne olduğunu kestiremedim. Bir altında ise çay ocağına benzer bir
yapı… manzarası çok güzel ama köy kahvesi desem değil, kafe desem hiç değil…
Neyse en azından çay içip, tost yiyebilirsiniz…
“Kayak
merkezi” dediysem öyle telesiyej tesisleri falan beklemeyin daha bireyse
çabalarla kaydıktan sonra düşe kalka tepeye geri tırmanmanız gerekiyor.
Belediye kızak kiralıyor saati 250 TL… Para vermek istemeyenler ise evlerinden
getirdikleri plastik leğenlere kurulup kar keyfi yapabiliyorlar. Büyük boy
poşetleri veya büyük naylonların üzerine oturup kayanların da keyfi ayrı
olmalı…
Benim
gördüğüm kadarıyla alan çok büyük değil ve daha çok bakıma ve tesise ihtiyaç
duyulduğu kesin. Ama ne olursa olsun Konyalının olduğu kadar çevre illerin de zılma
ihtiyacını giderdiği yer olarak dikkat çekiyor…
Tabii
Türk Milleti dağa çıkar da mangal yakmazsa ayıp olur… Sucuk ekmekçiler bir
köşeye çekilmişler…
Haydi
Konyalılar, plastik leğenlerinizi kuşanın, Aladağ Kayak Merkezi sizleri
bekliyor, başka yerde kar yok, burada zılmanın da keyfi bir başka oluyor, bakın,
dimedi dimeyin…
Davos’a
gidemiyorsunuz bari Derbent’e gidin asgari ücretliler (!)… Davos’ta zılmış gibi
olursunuz…
TAHİR
SAKMAN
24 Ocak, 2026
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 52 ELİF KIZIN MENDİLİNE MESTİNE (KABAK)
MAZHAR
SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 52 ELİF KIZIN MENDİLİNE MESTİNE (KABAK)
Daha
önceleri pek çok vesileyle hakkında yazılar yazdığım, ünlü folklorcu
hemşehrimiz, uzun yıllar “Türk Folklor Araştırmaları” dergisini yayımlayarak kültür
hayatımıza önemli katkılar sağlayan merhum İhsan Hınçer, 1953 yılında “Resimli Radyo
Dünyası” dergisinin 136. sayısında “Konyalı Biricik Saz San’atkârı Mazhar
Sakman” isimli haber röportajında radyolarda ısrarla istenen bir türküden söz
ediyor. Yazının tamamı blog sayfamdadır, linkten ulaşabilirsiniz:
https://tahirsakman.blogspot.com/2022/06/konyal-biricik-saz-sanatkar-mazhar.html
Makalede
söz edilen ve Merhum Sakman’ın, Sadi Yaver Ataman üstadın radyo programında
canlı olarak okuduğu bu türkü “Elif kızın mendiline mestine” diye başlayan ve yaygın
olarak bilinen ismiyle kabak türküsüdür. Mazhar Sakman yıllar sonra seslendiriyor.
Konya
oturaklarının önemli türküleri arasında yer alırken, serbest ritimli
kısımlarıyla da özel bir türkü olduğunu hatırlatıyor. Konya oturakların havasını
da yansıtan bu türkü günümüzde de hâlâ keyifle dinleniyor. Yoğun hüznün ve yaşama
sevincinin bir türkünün ezgileri arasına nasıl saklandığını bizlere gösterirken,
hayatın da aslında böyle olduğunu yeniden hatırlatıyor.
Konya
türkülerinin sanat yönünü de ortaya koyan türkü, kendisini defalarca dinlemeniz
için adeta kalplerimize davetiye çıkarıyor.
Serbest
ritimli kısımlardan sonra gelen usullü kısımları oldukça hareketli olan
türkünün metninde sanki geleceğin Konyalısına mesaj verir gibi şöyle
sesleniyor:
Kabağı
da boynuma takarım
Hovardayı
gözden çakarım
Senin
gibi Konyalıyı
Alır
gider pazarlarda satarım
Türkünün
Mazhar Sakman tarafından okunan tam metnine Konya Büyükşehir Belediyesi
tarafından dijital olarak yayımlanan “Türkü Hazinesi Mazhar Sakman” isimli
eseri Belediyenin internet sitesinden, aşağıdaki linkten indirerek ulaşmanız
mümkün…
https://www.dijitalkitabim.com/kitaplar/konya/hatiratlar/mazharsakman/index.html
TAHİR
SAKMAN
23 Ocak, 2026
KÜLTÜR VE TAŞ BİNA ÇELİŞKİSİ
KÜLTÜR VE TAŞ BİNA ÇELİŞKİSİ
Aslında bugün Konya Büyükşehir Belediyesi’nin, önceki
gün kültürel faaliyetlerle ilgili düzenlediği basın toplantısı üzerine
yazacaktım…
Ama toplantının düzenlendiği binanın, eski bir öğretmen
okulunun adını “Taş Bina” olarak değiştiren bir belediyenin kültürel
faaliyetlerini irdelemenin çok da anlamlı olmayabileceğini düşündüğümden…
Başka bir şey yazmama gerek kalmadı… Konyalının çok da
umurunda değil zaten…
TAHİR SAKMAN
22 Ocak, 2026
GAZETECİ
GAZETECİ
80’li yıllardan itibaren Konya basınının içindeyim…
Şiirle başlayan bir dostluktu bizimki… Merhum İbrahim
Sur ağabeyimizin sınırsız destekleriyle araştırma inceleme yazılarım daha sonra
günlük köşe yazılarına dönüştü… Uzun yıllar haftanın beş günü köşe yazdım.
Hafta sonları ise gezip dolaştığımız dağların yazılarını kaleme aldım. Şehrimizdeki
gazetecilerin en önemli isimlerinden Rıdvan Bülbül ağabeyimizle köşe komşusu
olarak onurlandım. Bu arada da belediyelerin basın toplantılarını takip etmeyi
hiç ihmal etmedim…
Özellikle, Yeni Meram gazetesi benim için üslubumu
geliştirdiğim yer olması nedeniyle benim için bir yazın okulu olmuştur. İbrahim
Sur’un yanı sıra merhum Yalçın Bahçıvan’a da teşekkür etmeliyim; çünkü o dönemde
gazeteler, gazete gibi çıkıyordu oldukça etkinlikleri vardı…
Şiir köşeleri en çok okunan yerleriydi gazetelerin…
Yeni Meram gazetesinin şiir köşesini Recep Hüner yönetiyordu sonra radyocu
oldu… Şiirimizin yayımlandığı günler, 5-10 gazete almak boynumuza bir borç
gibiydi… O dönemlerde Kemal Soylu, genç yaşına rağmen gerçekten gazetecilik
yapan önemli bir isimdi ki şimdi hâlâ öyledir. Sevgili Murat Dönmez de o
dönemlerde tanıdığım gazetecilerdendi…
Muhtar Bedir abimiz vardı bir de… Doğuştan kulağı
duymazdı, dolayısıyla konuşamazdı ama (çok enteresan) konserleri takip eder,
yazılar yazardı, rahmet olsun…
Yeni Meram, Yeni Gazete, Konya Postası, Yeni Konya,
Anadolu Manşet gibi etkin gazetelerde yıllarca yazdım. Anadolu Manşet
gazetesinde genel yayın koordinatörlüğü yaptım ki inanılmaz keyif aldığım bir
dönemdi. Merhum Sabri Altun gazeteyi bana emanet etmişti. Tam yetkiliydim.
Genel yayın yönetmenliği, yazı işleri müdürlüğü teklif etti ama ben mütevazı
olmasını istedim ve genel yayın koordinatörü olarak devam ettim. Unvanın benim
için bir önemi yoktu; önemli olan yaptığım işti…
Elimden fotoğraf makinesi hiç düşmedi. Hazır bültenlere
hiç itibar etmedim, yeri geldi bir günde, 5-6 basın toplantısını
haberleştirdim. Günün 24 saati çalıştım.
Gazetecilik; dünyanın en zor mesleklerinden bir
tanesidir. Dostunuz asla olmaz; yaptığınız haberler bugün dünyanın en iyi
haberi bile olsa yarın yeni bir haber yapmak zorundasınızdır. Bugün dünyanın en
iyi gazetecisi olsanız yarın yine sıfırdan başlarsınız. Eğer bu heyecan ve gözü
peklik içinizde yoksa asla yapamazsınız…Bu aynı zamanda bir bakış meselesidir; herkes
bakar ama gazeteci haberi görür, eleştirel bir gözünüz yoksa yapamazsınız.
Gazetecilik bir anlamda da muhalif olmak demektir. Gazetecilik
tarafsızlık değildir; halkın yanında, iyinin, doğrunun, dürüstlüğün yanında
taraf olmak, onların haklarını savunmaktır.
50 yıla yakın zaman diliminde çok şey yazdım… Yaptığım
haberleri tabii ki beğenmeyenler oldu ki bunlar benim meslekteki
nişanelerimdir…
“Başka haber bulamadın mı?” Haberin dokunduğu
insanların ilk cümlesiydi… İsimlerini de asla vermezler ama telefonda veryansın
etmeyi bilirler sadece… Yalan haber hiç yapmadım ama “her doğruyu söylemek
doğru değildir” sözünü çok yaşadım….
Yalakalık da yapmadım… Bilakis yeri geldi çok sert
yazılar yazdım… O dönemler başkaydı…
2000 yılıydı… “Basın özendirme” yarışmasında,
haber-röportaj dalında yılın en iyisi seçilmiştim…
O yıllarda Türbe Caddesi’ndeki saatçi dükkânım, şehirdeki
kültür adamlarının, gazetecilerin buluşma noktası gibiydi. Şairler, yazarlar,
araştırmacılar, akademisyenler hafta sonları mutlaka uğrarlardı… Merhum Yalçın
Dikilitaş da bendenize destek veren önemli gazetecilerden bir tanesiydi, rahmet
olsun… Yine merhum Seyit Küçükbezirci ağabeyimin bendeki yeri çok başkaydı… Onunla
ortak noktalarımız oldukça fazlaydı. Bana, köşe yazılarımdaki dobralığım
nedeniyle “Deli Tahir” derdi… Bir de "komünist Tahir" diyenler varmış
o dönemlerde ama ben bunu uzun yıllar sonra öğrenecektim... Meğerse
komünistmişim ama benim haberim yoktu!
Uğur Özteke’nin, Konya Gazeteciler Cemiyeti başkanı
olduğu dönemlerde cemiyete üyeydim… Sonra çıkarılmışım, nedenini bir türlü
öğrenemedim… Basın Konseyi kuruldu, ona üye olmuştum o da kendini feshetti…
Bunca emeğe ve kendimi kanıtlamama rağmen asla “ben
gazeteciyim” demedim. Çekirdekten yetişen gerçek gazeteci insanlara saygısızlık
olarak gördüm belki ama matbaa kokusunu tatmamış, haber yetiştirmenin ne
olduğunu bilmeyen de gazeteciyim diye gezmesin… Hazır basın bültenlerini alıp
veyahut ajansların haberlerine takla attırıp yazmak gazetecilik değildir.
Gazeteci; hiç kimsenin karşısında eğilmez, düğme iliklemez…
Benim için önemli olan ürettiklerimdi… İnsanlar
ürettikleriyle konuşmalılar…
Şimdi bakıyorum herkes gazeteci…
Konya Büyükşehir Belediyesi zaman zaman özellikle
kültürel konulardaki basın toplantılarına telefonla arayarak davet ediyor.
Hatırlanmak tabii ki güzel… Dünkü toplantıya katılmayı çok istememe rağmen
yoğun diş ağrısı nedeniyle katılamadım ama basın bültenini okuyup değerlendirme
yapmayı düşünüyorum.
Gazeteci kimsenin dostu değildir… O, kamuoyu adına
hesap soran insandır, kamuoyu oluşturan insandır… Basın, 4. kuvvettir…
Tetikçilik yapmak da gazetecilik değildir… Herkesle
aranız iyiyse… bir daha düşünün derim…
TAHİR SAKMAN
21 Ocak, 2026
TÜRK MUCİZESİ VEYA HAL-İ PÜR MELÂLİMİZ
TÜRK MUCİZESİ VEYA HAL-İ PÜR MELÂLİMİZ
“Sizi bilmiyorum” diyemem; çünkü görünen köy kılavuz
istemiyor…
Çarşı, pazar, market üçgeninde boğuluyoruz… Nefes almak
hangi bahara kaldı dersiniz veya şöyle sormak daha mantıklı; nefes alacağımız
bir Türkiye’yi, eski günlerdeki Türkiye’yi bir daha görebilecek miyiz?
Çok uzak değil; 10 yıl önce pazarda 100 lira harcamanız
mümkün değildi; şimdi ise… facia boyutlarına vardı iş; o altın gibi kıymetli
olan 1 liraların esamesi bile okunmuyor… Pazarda alacağınız pek çok sebze
meyvenin kilosu uçmuş… neredeyse yüz liranın altında bir şey yok! Her gün, her
şeye zam yapılıyor; nasılsa arayan soran yok… Devir fırsatçının devri sanki…
Marketle, pazarla da bitmiyor iş, bunun kirası var,
çocukların eğitimi, okulu, kılık kıyafeti… Haydi elektriği kıstınız, suyu
mahalle çeşmesinden hallettiniz ya doğal gazı ne yapacaksınız?
Sinema, tiyatro, konser, gazete, kitap… Sormaya
cesaretim yok, üzgünüm… Tatil desem hepten ayıp olacak…
Sabah kalkıyor mesela… Bak takdir ediyorum; 65 yaş
üzeri için otobüs bedava… Bedava otobüse biniyor, Kapı Camisi’nin etrafında
veya Kültür Park’ın banklarında vakit öldürüyor, cebinde belki de bir çay
parası yok… İkindi üzeri ekmek büfesinden ucuz ekmek alıyor (ekmeğin fiyatını
da takdir ediyorum) sonra yine bedava otobüse binip evin yolunu tutuyor…
Hayatından memnun değil (belki) ama buraya kadar ötesi yok; çünkü soru soracak
bir kültür edinmemiş.
Şikâyet etmiyor, soru sormuyor, bir talebi yok…
Avrupalı akranları dünyayı gezerken… galiba arıza bizde… veyahut bunun adı “Türk
mucizesi” olmalı…
Ahlaki çöküntü ise dibin de dibinde… Saygı, sevgi,
hoşgörü gitmiş yerine, intikam, taciz, kan gelmiş…
15 yaşındaki çocuğun cebinde bıçağın işi ne?
Evdeki pompalı tüfeği alıp…
Çocuklar bunlara nasıl kolayca erişebiliyor? Kullanmayı
nereden biliyorlar? Bana, bu yaşta, elime silah verseniz kullanmayı beceremem,
bu çocuklara kim öğretiyorsa, sorumlu da elbette onlar olmalıdır. Eğer cezai
ehliyetleri yoksa velisi de mi yok? Ebeveynlerinden hesap sorulamaz mı?
Çocuklarına sahip çıkmayan ailelerin vebalini, toplum değerlerine saygılı
insanlar mı çekecek?
Toplum kurallarına uymayan çocukların ebeveynleri
sorumlu tutulmalıdır… “Saldım çayıra, Mevlâ kayıra” anlayışı kesinlikle
yıkılmalıdır.
Sevgi dolu, çelebi meşrepli insanlarımıza ne oldu? “Efendilik”
yeniden başımızın tacı olabilecek mi? Korkmadan yürüyebileceğim sokağımı bana kim
geri verecek?
Ne yaptınız şehrime?
TAHİR SAKMAN
19 Ocak, 2026
HER YERDE KAR YOK!
HER YERDE KAR YOK!
Çocukluktan çıkmaya başladığımız yıllarda ünlü şarkıcı
Adamo Türkçe okumuştu: “Her yerde kar var…”
Keşke hep öyle olsaydı:
Bütün ülkeye yağan kar, bu yıl nedense Konya’ya
yağmıyor…
Şurada burnumuzun dibini, Akyokuş’u geçince beyaz örtü
içinizi ısıtırken, şehir çıplak, kuru, ayaz… Çok değil 5 yıl önce, 19 Aralık
2021 tarihinde inanılmaz bir kar yağmıştı; 24 saati geçen yağış şehirdeki
ağaçların kırılmasına yol açmıştı. Bendeniz de çıkıp Kültür Park’ta kar keyfi
yapmış ve bir video çekmiştim…
Yine böyle bir kar yağmasını bekliyoruz, içimizin
ısınması için başka bir seçeneğimiz yok. Bahara sevinçli, yaza mutlu ve bereket
dolu girmenin yolu kardan geçiyor…
Dileklerimiz kar ve yağmurun bol olması üzerine…
TAHİR SAKMAN
Kaydol:
Yorumlar (Atom)






















