YAŞAM SEVGİYLE BAŞLAR

17 Şubat, 2026

BU PAZARA NUR YAĞIYOR


 

BU PAZARA NUR YAĞIYOR
 
Kim dediyse “rağbet olsa bit pazarına nur yağardı” diye… gelsin de görsün nasıl rağbet var nasıl nur yağıyor…
 
Her hafta pazar günleri kuruluyor… ki ne kurulma ama… Bulunmaz Bursa kumaşı olsa bu kadar değerlenmez, inanın… ne ararsanız var burada ”derde devadan gayrı” diyemem haksızlık olur; sağlıkla ilgili olmasa da evinizin ve şahsi ihtiyaçlarınız için ne ararsanız burada bulabilirsiniz. Bazen onda bir bazen de iki misli fiyata da alabilirsiniz. Ama genelde oldukça ucuz bir pazar…




 
Öyle bir curcuna var ki sanki bir panayır... Hilafsız, yalansız; şişme monttan tutun, ayakkabıya, eşofmana, tişörte, saate, pantolona, cekete varana kadar ne isterseniz hem de inanılmaz fiyatlara… 200 liraya şişme montlar, ayakkabılar, sweatshirtler… 150 liraya kumaş pantolon, 300 liraya ceket yani 450 liraya takım elbise almanız mümkün hatta 50 liraya eşofman altı bulabilirsiniz… ikinci el değil bunların hepsi yeni fiyatları… ikinci el isterseniz onlar da var tabii…




 
Satıcılar da ayrı bir âlem; özellikle eskiciler öyle bir anlatırlar ki size sanırsınız daha fabrikasının piyasaya sürmediği hatta henüz üretmediği bir eşyadır!.. Yenisini alsanız bile bunun yerini tutmaz! Müstamel maldır, ayıbı çıkmış maldır! Kurulduğu eski koltuğun üzerinde mağaza sahibi edasında size tepeden bakanlara da rastlayabilirsiniz… Bulunduğunuz ortamlardan sıkıldıysanız mutlaka görmelisiniz. İnsanların nasıl yaşadığı hakkında da fikir sahibi olmanız mümkün. Ekonomistlerin hatta sosyologların kesinlikle  insan psikolojisini görmesi açısından mutlaka görmesi gereken bir yer. Öykücülerin buradan birkaç yaşam öyküsü çıkarması da mümkün… Bir tarafta hüznün bir tarafta yoksulluğun acı fotoğrafı önünüzde dans ederken içinizin acımaması mümkün değil…




 
Yaşam gibi; yeni ve eski; genç ve yaşlı bir arada, seçmek size kalıyor…
 
Hiçbir işe yaramaz hurdadan hatta çöpten tutunuz yeni bir şeylerin yanı sıra ciddi antikaların hepsinin de açık havada bazen yağmur sularının, çamurların bazen de sokak aralarına taşan bir ortamda sergilendiği mallar -giyim eşyaları hariç- son sahibini bekliyor.




 
Yeni ve eskinin bir arada yerlere serildiği, plaklar, kasetler, teypler, pikaplar, radyolar, oyuncaklar burada… İkinci el ev eşyaları; koltuklar, avizeler, ressamı unutulmuş resimler… Bisikletler… bir tek otomobil yok ama bu gidişle o da olur sanırım… Elektrik ve hırdavat malzemeleri, doğal taşlar… Aklınıza ne gelirse envaiçeşit…. Hem de bazen inanılmaz çok ucuz fiyatlara…




 
Şehrin eskicileri de burada tezgâh açıp hafta içi topladıklarını satıyorlar… Uzun yıllardır bu alana kurulan bu pazar artık çok revaçta… Ekonomik koşullardan olsa gerek bu günlerde mahşeri bir kalabalık tarafından geziliyor. Kimisi de benim gibi eğlence niyetine geziyor ki bir şey almadan çıkmanız biraz zor… binlerce objenin içinde mutlaka gözünüze bir şey takılıyor…


Bir anlamda da geri dönüşüm pazarı… Ekonomiye bir şekilde can veriyorlar, birçok eşyayı çöpe gitmekten kurtarıyorlar; bir vida, bir ayna, priz… bazen bir semaver, nargile, bir zamanlar muhteşem olduğunu hatırlatan bir müzik seti… Tabletler…


Kitaplar… Tahmin edebileceğiniz gibi alıcısının yok denecek kadar az olduğu, üzülerek söylüyorum ki hiç kimsenin bakmak için önünde bile durmadığı tezgâhlarda ağır melankoli türküsü söylüyorlar… 




 
Burası kelimenin tam anlamıyla bit pazarı…  Adı “Bit Pazarı” ama bit var mı yok mu bilemedim şimdi…Yeni Tellal Pazarı’nın dışına kuruluyor. Bir pazar günü gelirseniz, kelimenin tam anlamıyla nur yağdığına kendiniz de şahit olabilirsiniz…
 
TAHİR SAKMAN






 
 
 

 

 

 

 

 

16 Şubat, 2026

AŞKIN ÖTESİNDE


 

AŞKIN ÖTESİNDE
 
Aslında 14 Şubat’ta evlenecektik…
 
Çok önceden dolmuş, yani bu sevgililer günü mevzuu ülkemizde yeni bir şey değil… Biz de 15 Şubat’ta evlendik…
 
Tam 47 yıl oldu…
 
47 yıldır benim gibi egosu yüksek, narsist, hedonist, melankolik saçma sapan bir adama tam 47 yıldır dayanıyor, eşim Arife Hanım… Bu süre zarfında bana 4 evlat verdi, torun torba derken, iki kişiyken 16 kişi olduk, on yedinci de geliyor… Ve hepimiz devletimize, milletimize, Atatürk ilke ve inkılaplarına yürekten bağlı insanlarız... 


Teşekkür beklemez biliyorum ama bunun bir karşılığı da yok… Minnettarım… Dünyaya değil bir, bin kere yeniden gelsem yine seninle evlenmek isterim… Umarım sen de istersin…

 
Hayatımın 47 yıldır kahramanı o, çok kahrımı çekti, her şeyime katlandı; “yuvayı dişi kuş yapar”ın canlı örneği…
 
Bu aşk değil; aşkın çok ötesinde…
 
Nice 47 yıllara o zaman…


TAHİR SAKMAN






14 Şubat, 2026

MAZHAR SAKMAN - OSMAN ERDEN

 


https://youtu.be/AMUcI62Itzw


MAZHAR SAKMAN - OSMAN ERDEN
 
1980'li yıllarda yapılan bu kısa kayıtta Mazhar Sakman ile Osman Erden birlikte çalıyorlar. ne yazık ki kaydın tamamı yok. Mazhar Sakman Meyhanenin şişeleri parlıyor-Cerrah-Doktor ismiyle de bilinen türküyü okuyor. Türküyü bazı yerel sanatçılarımız Eczanenin şişeleri parlıyor şeklinde de okumaktadır.
 
Kayıtta iki sazın ahenk içinde sanki bir orkestra gibi zengin seslerle oldukça canlı icraları dikkat çekiyor.  
 
Merhum Mazhar Sakman'a rahmet dilerken, Yumurtacı Osman lakabıyla tanınan Osman Erden ağabeyimize de uzun ömürler diliyoruz.


TAHİR SAKMAN
 


RAMAZAM İŞLERİ


 

RAMAZAM İŞLERİ
 
Aklım almıyor bir türlü; kuzum nasıl geçiniyorsunuz?
 
Asgari ücretliler, bordrolular… emeklileri saymıyorum; “buna da çok şükür” diyenleri…
 
Unlu mamullerin birinde tandır ekmeğinin fiyatını sormak gafletine düştüm, bağışlayın efendim… Bilemedim; fiyatının 40 lira, yazıyla da kırk lira olduğunu… Denetim eksikliği mi var yoksa gerçekten bu fiyat normal mi?
 
Yoksa alıştık artık da her şey normal mi geliyor?
 
Ramazan pardon ramazam geliyor ya, fiyatlar artık size emanet, “100 gr. bamya 3250 lira mı olur” diyordum keşke dilim tutulsaydı da “demez gomaz” olaydım; 3750 olmuş… Peynir, zeytin yazamam… Pastırma, sucuk, yazarsam ayıp olur şimdi!
 
Maydanoz… ot yani bir tutam ot, 29.95… otuz yazmaya utanmış olmalılar. Hani ramazan da geliyor ya, bamyasız iftar sofrası mı olur? Hele Konya’da, bamya yoksa beni zahmet edip çağırmayın, gelmem… (Laf aramızda kimse de çağırmıyor zaten…)
 
Su böreğini kaldırdık sayenizde… Yaprak sarması? Kıymanın kilosundan haberin var mı senin? (Bu ne cüret bre mel’un, cürmüne bakmadan sarma sorarsın?)
 
Şimdi sahura kalktın diyelim… Hadi gözünü kararttın erişteyi de aldın da… şimdi kayısı hoşafı olmazsa vallahi de olmaz, billahi de… Kayısı kurusunun fiyatını, klavye bile isyan etti yazmıyor. (Hani kayısı yetişmedi diyorlar ya, sanki yetişenlerin fiyatı çok makul!)





 
Mahalle muhtarları, fakirleri belediyeye bildirip yardım edilmesini sağlayacaklarmış…
 
Bize kimse balık vermedi; olta verip balık tutmasını öğrettiler bize…
 
Önce fakir bırak sonra ölmesin diye bir çeyrek ekmek ver…  Haydi ramazanda verdin ya sonra? Bir kere bedava iftar ettin, ya diğer günler? Bir iftarla, bir öğünle bitiyor mu? İnsanın başka ihtiyacı yok mu? Sinema, tiyatro, konser… ya kitap, gazete? Düzgün bir kıyafet, ayakkabı giyemeyecek miyiz? Yazın bir Alman emeklisi gibi aylarca olmasa da birkaç günlüğüne gidip Konyaaltı’nda bir çay içemeyecek miyiz?
 
Benim sizlerin işlerine aklım ermiyor artık… Haydi, hayırlı ramazamlarınız olsun…
 
TAHİR SAKMAN
 

 

 

 

 

 

 


 

13 Şubat, 2026

KAYIP TÜRKÜLERİN İZİNDE


 

KAYIP TÜRKÜLERİN İZİNDE
 
Konya gibi köklü bir müzik geleneğine sahip bir şehirde özelikle türkülerimizle ilgili bir diskografi oluşturulamamış olmasını neyle izah edersiniz bilmiyorum… Hatta bunun izahının da olamayacağı düşüncesindeyim…
 
Yeri geldiği zaman övündüğümüz kültürümüz… Kadim şehir Konya… sloganvari söylemlerin ardına baktığımız zaman somut şeyler görmek istiyoruz. Bu konuda yapılan çalışmaları da görmezden gelmek haksızlık olacak ama yeterli mi?
 
Kültürümüz için ne kadar çalışma yapsak da yetmeyecektir… çünkü bu toprakların kültürü öyle geniş bir yelpazededir ki insanı her an şaşırtacak ve kendisine hayran bıraktıracak bir konumdadır.
 
Türkülerimiz özeline bakarsak; kaynak niteliği taşıyan kitaplar yayımlansa da bu kitapları destekleyecek ses kayıtlarının da bir merkezde, müzede toplanılması, tasnif edilmesi ve geleceğe intikalinin sağlanması gerekmektedir.
 
Şehrimizdeki ilgili kuruluşlara bu konuda önemli görevler düşmektedir.
 
Birçok mahalli sanatçımızın ses kayıtları makara bantlarda, kasetlerde halkımızın elinde, araştırmacıların elindedir ve sahiplenecek bir kuruluş beklemektedir. Bunlara az sayıda da olsa video kayıtlarını da eklemeliyiz.
 
Bunlar şehrin kültür hafızasıdır. Türkülerimizi yitirirsek benliğimizi yitireceğimiz gerçeği göz ardı edilmemelidir.
 
Geçtiğimiz yıldan itibaren bu endişelerle merhum babam Mazhar Sakman’ın ses kayıtlarını YouTube’ta ve sosyal medyada, blog sayfamda yayımlamamın da nedeni budur aslında; türkülerimiz yitip gitmesin…
 
Bu heyecanla çalışmalarımı sürdürürken, kıyıda köşede kalmış ses kayıtları elime geçti ayrıca dostlardan bana ulaştırılanlar da oldu… Bu türküleri tasnif ederken, bazı kayıtlar bozulmuş olsa da meraklısı için hazine değeri taşıyan bu kayıtlarda gördüm ki gün ışığına çıkmamış ve günümüzde çalınmayan/okunmayan türkülerimiz de mevcut… Arşivimde sadece Mazhar Sakman’ın 12 telliyle çalıp “çağırdığı” 200’ü aşkın türkünün otantik kayıtları mevcuttur. Önümüzdeki süreçte bu türkülerin büyük bölümünü yayımlayıp araştırmacıların hizmetine sunacağım.
 
Mazhar Sakman tarafından okunan “Konya Methiyesi”nin haricinde yine sözleri Âşık Şem’î’ye ait olan “Okutur alimleri mantık meâni Konya’nın (Dâsitan-ı Konya)” diye başlayan methiyesinin Mazhar Sakman tarafından okunan kayıtlarına da ulaşmak benim için büyük sürpriz oldu.  
 
Uzun yıllardır söz ettiğim Konya peşrevleri arasında yer alan ancak isminden başka bir kaydına ulaşamadığım “İçilli Peşrevi”ne, İTÜ akademisyenlerinden sevgili dostum Süleyman Şenel’in hazırladığı ve Celal Volkan Kaya ile birlikte sunduğu TRT İstanbul Radyosu’nda, 2020 yılında yayımlanan “Türkü Yazıları” isimli programda dinlemek benim için büyük sürpriz olmuştu. Programda Konya’ya geniş yer verdikleri için bir teşekkür yazısı da yayımlamıştım.
 
Yine merhum Sakman’ın okuduğu “Meslek Destanı”nın kısa da olsa bir kaydına ulaştım. Eminim daha nice adını bile duymadığımız türküler, bantlarda, kasetlerde bulmamız için bizi bekliyor.
 
Eğer kültüre değer veriyorsak hassaten türkülerimize, bunu mutlaka yapmalıyız. Şehir kültürü, Konyalılık olgusu şehrin büyüdükçe kozmopolitleşen yapısından, en azından türkülerimiz de nasibini almadan bunu yapmalı, türkülerimizin ses kayıtlarını bir merkezde toplamalı, dijitale aktarıp muhafaza altına almalıyız.
 
Kayıp türkülerimizin izinde yürümeye, ecdadımızın sesini duymaya devam etmekten son derece mutluyum.…
 
Eğer bir gün aksi olursa, kaybolan türkülerimiz olmayacaktır sadece; sesimiz, soluğumuz, ruhumuz olacaktır, yitip giden… Farkında mısın Konya?
 
TAHİR SAKMAN
 
 

 

12 Şubat, 2026

TÜRKÜLERİMİZİ YAŞAM BİÇİMİ YAPAN İNSANLAR

Tahir Sakman, Ahmet Kabak (sağda) ile birlikte...

TÜRKÜLERİMİZİ YAŞAM BİÇİMİ YAPAN İNSANLAR
 
Türkülerimizi çalıp söyleyen isimsiz kahramanlarımızın yanı sıra o türküleri kayıt altına alıp geleceğe intikal etmesini sağlayan insanlara da en azından bir teşekkür borcumuz olmalı…
 
Bu insanlar ki tek tutkuları vardır; yöremizde adına “millî” dediğimiz türküler…
 
Bu insanlar, her türlü maddi kaygıdan uzak bir şekilde, birçok kuruluşun yapamadığı hatta üniversitelerin, konservatuvarların yapamadığı/yapmadığı diskografi çalışması yaparlar, türkülerimizi arşivleyerek, onları koruyarak geleceğe intikal etmesi için didinirler…


Yakup Berlin


 
Evlerinin bir odasını bu işe adamışlar, stüdyo haline getirmişlerdir. Konya türkülerinden başka türkü de dinlemezler; tutkuları Konya türküleridir. Odaları adeta tapınakları olmuştur, makara bantlar, kasetler yoldaşlarıdır. Odalarının duvarları şehir kültürüne hizmet eden insanların fotoğraflarıyla doludur.




 
Daha önce “Peynirci Yaşar”ı, “Poz Mehmet İlerigiden”i çeşitli vesilelerle yazmıştım. Bu insanların arşivlerinin akıbetinden doğrusu endişelenmekteyim. Poz Mehmet abinin yaptığı görüntülü kayıtların kopyalanarak arşiv oluşturulması için yıllar önce bir çağrı yapmıştım ama sonuç malum… Poz Mehmet abinin vefatını müteakip kayıtların üniversiteye verildiğini duydum ama teyide muhtaç bir haber olarak kaldı hafızamda…





 
Bir dayı, yeğenden söz etmek isterim, kendilerini sosyal medya aracılığıyla tanıdım. Canlı yayınla Konya türküleri dinletiyorlardı. Geçmiş dönemde şehirde iz bırakmış ustaların kayıtlarını arşivleyip onları meraklılarla paylaşıyorlar. Yakup Berlin’den söz ediyorum… Sosyal medya hesabında canlı yayınlarla türkülerimizi dinletiyor ve eski türkülerimizden unuttuğumuz ne varsa arşivinden bulup çıkarıyor. Kendisi Antalya’da yaşamasına rağmen Konya kültürüyle yatıp kalkıyor, eski saz ustalarımızı da bu vesileyle bizlere hatırlatıyor…




 
Yakup Berlin kardeşimizin bir de yeğeni var; Ahmet Kabak, Konya’da… O da dayısının izinden gidiyor… Odasında, 80’li yıllardan kalma bir fotoğrafımı görmek benim için oldukça şaşırtıcı ve onur vericiydi…




 
Yüzlerce türkülük kayıtları, özellikle makara bantlarda muhafaza altına alıyor ve onlara gözü gibi bakıyor. “Konya türküsünün kıymetini bilmeyen adama dinletmem” diyerek felsefesini özetliyor. Kendisinden istenen kayıtları bile vermekte oldukça seçici davranıyor ve bunda da yerden göğe kadar haklı…
 
Kimseden bir yardım almıyorlar… Kayıtları edinmek için hiçbir masraftan kaçınmıyorlar. Tek kriterleri Konya türküsü olması, bütün dünyaları bunun üzerine kurulu… Odasının duvarları Konya türkülerine emek vermiş ustaların resimleriyle dolu. Zaten içeriye girer girmez çalan müzikten anlıyorsunuz, ne denli iflah olmaz bir Konya türküsü aşığı olduğunu…




 
Konyalı olarak kaçımız sahip çıkıyoruz ki? Siz sahip çıkmasanız da onlara sahip çıkan dahası türkülerimizi yaşam biçimi haline getirmiş insanlarımızın bireysel çabalarının şimdi olmasa da gelecekte önemli bir yere sahip olarak taçlanacağına inanıyorum.
 
Teşekkürler Yakup Berlin, teşekkürler Ahmet Kabak… Türkülerimizin sesi sayenizde gelecekte daha çok duyulacaktır…
 
TAHİR SAKMAN
 

09 Şubat, 2026

MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 57 KAPILARI KALINDIR (CEMİLE)

 



MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 57 KAPILARI KALINDIR (CEMİLE)
 
Konya oturaklarının en çok okunan türküleri arasındaki yerini alan bu türkü Cumhuriyet’in ilk yıllarında resmi bir dairede çalışan “daktilo” bir bayanın güzelliğine yakılmış.
 
Türküden önce kısa bir açıklama yapan Mazhar Sakman, türkünün makamı hakkında bilgiler veriyor. Giriş taksiminin Kazım Büyükşalvarcı’nın kanunla icrasından sonra türküye, Cenap Kendi de uduyla eşlik ediyor.
 
Türkünün tam metnine Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından yayımlanan "Türkü Hazinesi Mazhar Sakman" isimli kitabımda bulabilirsiniz. Kitabın linki şöyle:
 
https://www.dijitalkitabim.com/kitaplar/konya/hatiratlar/mazharsakman/index.html
 
TAHİR SAKMAN
 
 

06 Şubat, 2026

RIZALIK ŞEHRİNİN RIZA GÖNÜLLERİ

 

RIZALIK ŞEHRİNİN RIZA GÖNÜLLERİ
 
Siz bilmezsiniz… “bildik” deseniz de inanmam…
 
Aklınız hep akçe işlerinde… alıp satmakta… Yani deseler ki akçe olmadan iki adım at… atmazsınız; öylesine sarılmışsınız ki vahşi kapitalizmin sömürü düzenine, kendi geleceğinizin yani torunlarınızın yaşayacağı çevrenizi bile üç kuruş için yok etmekte asla tereddüt etmezsiniz…
 
Kalp kırar mısınız?
 
Bu dünya boş dersiniz ama en yakınlarınızdan bile rızalık almayı düşünmezsiniz… belki bir ütopya olarak kalacak ama… “yârin yanağı”ndan gayrı ne varsa paylaşmanın; zenginsiz, fakirsiz bir dünyada yaşamanın derin sevgisini düşünebilir misiniz?
 
Yaşamlarını insan sevgisi üzerine kuranlar, insanı Kâbe bilenler… 72 millete... (canlı cansız, görünen görünmeyen, bürünen bürünmeyen) aynı gözle bakanlar…
 
Sayıları o kadar çok ki… görmeseniz de bilmeseniz de… İzmir’den bir can, Sevinç Öztürk’ün paylaşımını okuyunca… Televizyon programcısı, gazeteci, yazar ve aynı zamanda usta bir tiyatro yönetmeni ve oyuncusu… Aşağıdaki şiir Sevinç Öztürk’e ait, çok şey anlatıyor…
 
 
Kişinin kendiyle olan rızası
Kişinin eşiyle olan rızası
Kişinin müsahipleriyle olan rızası
Kişinin Cem erenleriyle olan rızası
Kişinin toplumla olan rızasının üzerine kurulur
Rızalık Şehri.
 
Canı cana katar
Malı mala katar
Sömürüsüz bir yaşamın
Yârin yanağından gayrı
Her şeyi bölüşebilmenin adıdır Rıza Şehri.
 
Irksızların, mülksüzlerin, zenginsiz ve fakirsizlerin
Eş ve eşit, hak, hukuk ve adaletin tam işlediği bir ütopyanın adıdır Rıza Şehri.
 
Üç canın bir Cem olduğu
Dertsizlerin, tasasızların, endişesizlerin
Kralsız, sultansız, şeyhsizlerin, müritsizlerin
Paranın pul olduğu
Her canın sarraf olduğu
Güneşi bilgi
Kıblesi aşk olanların
Eşitlerin diyarıdır Rızalık Şehri.
 
Ey Rızalık Şehrinin elma kokusu
Destursuz düşme düşlerime
Düşerim
Üzülürsün... (söz)
 
TAHİR SAKMAN
 
 
 
 

05 Şubat, 2026

MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 56 SÜTLÜCEYE GİDERSİN (FIKIR FIKIR FIKIRDAMA)


MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 56 SÜTLÜCEYE GİDERSİN (FIKIR FIKIR FIKIRDAMA)
 
Mazhar Sakman, bilindiği gibi çok yönlü bir sanatçıdır. Folklorun yanı sıra sanat müziğimizin yanı sıra eski bir bando astsubayı olması nedeniyle Batı müziğine de uzak değildir. Sahnelerde yaylı tambur çaldığı dönemlerden mülhem olmalı ki bazen Konya oturaklarında şarkılar da çalıp, söylemiştir. Bunlardan bir tanesi de “Beyoğlu’nda gezersin” ismiyle İstanbul türküsü olarak da bilinen ama aslında bestesi Neyzen Rıza Bey’e ait olan bu şarkıyı da zaman zaman okumuştur.
 
TAHİR SAKMAN



03 Şubat, 2026

HAYATIN GÖSTERDİKLERİ

HAYATIN GÖSTERDİKLERİ
 
Linkte

 Anthoni Hopkins


https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=pfbid029H9E4BbQD3f22TyKt4FSFekZKxPbZWCtEvaTjUuNV1z6RhVVNLqRcpbHCeX3pr5il&id=100064920660869 

bahsedilen anıya benzer bendenizin de bir anısı olmuştu…
 
En çok satan ve en çok beğenilen ve şaşırmayın aynı zamanda en çok eleştirilen; kimilerince yere göğe sığdırılamayan kimine göre de yerin dibine sokulan "Leylâ’dan Mevlâ’ya Cennete Yürüyüş" isimli romanımın yayımlandığı yıldı...
 
Konya Kültür Park’ta bir yaz akşamında ellerimi cebime sokmuş öylesine, belki de edebiyat dünyasında yeterince tanınamamış olmanın verdiği bir hüzündü… Kültür Park’ın anfisinde konser vardı ve insanlar sanatçıyı çılgınca alkışlıyorlardı.
 
Uzun yıllar şehirde yaptığımız şiir dinletilerinden tanıyorum o alkışları… Sonra bir dönem kendimi cam fanusların içinde kurduğum bir dünyaya kapatmıştım… Romanı o dönemde yazmıştım…
 
Kültür Park’ı adımlarken belki de yaşantımı sorguluyordum, yazdıklarımı…
 
Parkın arka taraflarında yürürken, bir bankta kitap okuyan bir genç gördüm… Herkes eğlenirken… Yanından geçerken şoka uğradım sanki… Benim kitabımı açmış onu okuyordu… Direk daldım ‘Sen” dedim, ‘deli misin? Herkes konserdeyken, sen burada…” “Yok abi, bir arkadaşım tavsiye etti de ondan okuyorum, çok güzel bir kitapmış…” Kendimi tanıtınca şok olma sırası o gence gelmişti…
 
Üretmenin, yazmanın böyle güzel tarafları da var elbette…
 
Tesadüf mü dersiniz… ama zamanlama müthişti; hayat en ihtiyacımız olduğu zamanda karşımıza çıkarıyordu. Anlık, ruh halimize göre çözümler gösteriyordu. Bir şiirimde:
 
/yanlışların toplamıdır hayat
ve çıkardığımız derslerin
çarpımıdır mutluluk/
 
demiştim… Hayat her zaman doğruyu söylüyordu. Bizler çıkardığımız dersler kadar hayatı anlıyor ve yaşıyorduk…
 
TAHİR SAKMAN
 
 
 


 

02 Şubat, 2026

MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 55 BAHÇELERDE ENGİNAR (LEYLİM YÂR)


MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 55 BAHÇELERDE ENGİNAR (LEYLİM YÂR)
 
Mazhar Sakman’ın Konya oturaklarında 12 telliyle çalıp söylediği bu anonim türkünün yaklaşık elli yıl önce yapılan kaydına udi Cenap Kendi ile kanuni Kazım Büyükşalvarcı eşlik ediyor…
 
TAHİR SAKMAN


01 Şubat, 2026

BİR HEDEFİ OLMALI TAKIMIN


BİR HEDEFİ OLMALI TAKIMIN
 
Konyaspor taraftarı heyecan ister…
 
Sıralamada ortalarda olmak bizi bozar… Ya başa oynamalıyız ya da düşmemeye… Son yıllarda yaptığımız en iyi şey de bu zaten; düşmemeye oynamak ve son maçta yırtmak…
 
Konya gibi her türlü birikime sahip bir şehrin rakiplerini titretecek bir takım çıkaramaması da enteresan… Sanırım biz Konyalılar olarak futbolu bilmiyoruz daha doğrusu profesyonel anlamda öngörüsü yüksek yöneticilerimizin sayısı yeterli değil…
 
Taraftar tabii ki şakır şakır top oynayan goller atan bir takım ister…


Önceki teknik direktörü yolladık ki başarısız da değildi hani, onun yanlışı zamanında doğru transferler yaptırmamaktı… bunu da tam olarak bilemiyoruz belki de yönetim yapmak istemedi…
 
Aklıma başka şeyler de geliyor, mesela; geçmiş sezonlarda Rıza Çalımbay vardı sonra İlhan Palut… adamları durup dururken yolladılar… Sonra Recep Uçar… lig sekizincisiyken yolladılar, şimdi 13. sıradayız ve cidden korkuyoruz. Dokuz maçtır galibiyet alamamışız…
 
Hoca, Beşiktaş maçında 83. dakikadan sonra oyuncu değiştiriyor… İlahi Hoca, biraz daha bekleseydin de maç bitince değiştireydin, acelen neydi? Sanki galip olan biziz de öylesine değiştiriyoruz…
 
Ama her hafta adrenalimiz yükseliyor, heyecan içinde hop oturup hop kalkıyoruz… Bu hafta Göztepe maçı var şimdiden heyecan bastı beni… Bu arada Umut’u vermişiz ama takas edeceğimiz futbolcu ayak diremeye başlamış…
 
Bir Umut’umuz vardı elimizle verdik… Diğer umutlarımızı vermeyin bari, Göztepe maçına kalbi zayıf olanlar gitmesin… Sanırım o maçta da galip gelemezsek Hoca istifa eder, o maça kadar durursa tabii… Şimdi “tüm sorumluluk bende” diyor ama gereğini yapmıyor… Bu da enteresan.


Hoca ben olsam, takımı aldığım yere bakardım bir de getirdiğim yere ve gereğini hemen yapardım…  
 
Yine içimizi titreten, şiir gibi top oynayan, şiirler söyleten bir takım görmek istiyoruz…
 
TAHİR SAKMAN
 


 

30 Ocak, 2026

OKULDAN AZİZ NESİN’E KAÇMAK


OKULDAN AZİZ NESİN’E KAÇMAK
 
Konya Garı'nın karşısındaydı, bina hâlâ duruyor…
 
Eskiden otelmiş, önce Maarif Koleji sonra Hastaş Koleji olarak şehrin eğitim ve öğretimine uzun yıllar katkı sağladı. Özel bir okul olmasına rağmen sınavla alınıyordu. Bendeniz sınavlara girmiş 6. olarak kazanmıştım. Modern bir okuldu, eğitim tam gündü. O dönemde müdürü, babamın Konya Erkek Muallim Mektebi’nden arkadaşı Fuat Beydi…
 
Bir gün dersimize girmiş beni sözlüye tahtaya kaldırmıştı. Sözlüden değildi korkum; babamın arkadaşı olması nedeniyle “sorulara doğru yanıt veremezsem, ayıp olur” korkusuydu…
 
Ama hocam ezber sorularının tam aksine genel kültür soruları sorunca işim oldukça kolaylaşmıştı… İlk yıl adaptasyon sorunları yaşamıştım; sınıf arkadaşlarımın pek çoğu şehrin varlıklı ailelerin çocuklarıydı. Ekonomik olarak babamın işlerinin bozulmaya başladığı dönemlerdi.
 
Yani müzik dersinden de ikmale kalınmaz ki? Babam ne çok kızmıştı ki yerden göğe kadar haklıydı; müzisyen bir ailenin çocuğu olarak hiç kimsenin kalmadığı müzikten sınıfta kalmak… Hâlâ utanıyorum ama müzik öğretmenime de teşekkür ediyorum, bana bir ders verdiği için…
 
Galiba dersi hafife almıştım, onun için bırakmıştı. Blok flüt çalıyordum, bütünlemede iki parça çalmış ve geçmiştim… Ama müzik öğretmenimin verdiği dersi ömür boyu unutmayacaktım…
 
Kolejdeki ikinci yılın sonunda babamın işleri tamamen bozulmuş, aile düzenimiz de çökmek üzeydi, zar zor gittiğim okuldan babam beni alarak, Atatürk Kız Lisesi’ne yazdırmıştı. Dönemin müdürü Nadire Hanım’dı…
 
Tabii ben özel okuldan resmi okula geçince, okuldaki disiplin beni oldukça sıkmıştı… Ciddi anlamda rahatsızlıklar geçirdim ve okulu asmaya başladım…
 
Okuldan kaçtım ama nereye kaçtım?
 
Tam bir ay Konya İlk Halk Kitaplığı’na gidip, okulun çıkış saatine kadar kitap okuyordum… Şimdi bana bu çok enteresan geliyor; okuldan, kaçıp kitaplığa gitmek…
 
Ve orada okuduğum kitaplar da… görevli memur, her seferinde istediğim kitabı duyunca başını kaldırıp uzun uzun, düşünceli düşünceli bakardı da, ben nedenini uzun yılar sonra anlayacaktım…
 
Aziz Nesin’in kitaplarını okurdum, tam bir ay sanırım ne kadar kitabı varsa okumuştum…
 
Bir akşamüzeri okulun çıkış saatine denk getirip babamın Tevkifiye Caddesi’ndeki saatçi dükkânına gittiğimde nereden geldiğimi sordu… Ben her şeyden habersiz, okuldan dememle beraber tezgâhın üstünde duran ağzı açılmış bir zarf uzattı…
 
Atatürk Kız Lisesi antetli bir kâğıtta, on beş gündür okula gitmediğim ve beş gün daha gitmezsem sınıfta kalacağım yazılıydı…
 
Kıpkırmızı olmuştum… Babam bir şey demedi sonra yine babamın Konya Erkek Muallim Mektebi’nden sınıf arkadaşı olan ismini anımsayamadığım bir doktorun, Bedesten’de özel muayenesine giderek rapor alıp, sınıfta kalmaktan kurtulmuştum…
 
Aşağıdaki  linkteki, Aziz Nesin’le ilgili paylaşımı okuyunca bunlar aklıma geldi. Müthiş zekâsını ve kabiliyetini, ülkenin geleceği için çocuklara vakfeden bir insanın ve okudukça güldüren; güldükçe düşündüren bir insanın çok anlamlı yaşam öyküsünden bir kesit, hepimize örnek olmalı…
 
İyi ki o dönemlerde okuldan kaçıp senin kitaplarını okumuşum Aziz ağabey, kalbimizin en nadide yerinde öykülerini hatırlıyoruz…
 
TAHİR SAKMAN


Aziz Nesin

https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=pfbid0efUSxq3njk3XMKk6XGm457SUmHYYYaQ7HysJdh5a3i8FUiFF9ctH167DV2mNLga4l&id=100053321740020

29 Ocak, 2026

MAZHAR SAKMAN 54 MERDİVENİN BAŞINDAYIM (TATAR)


MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 54 MERDİVENİN BAŞINDAYIM (TATAR)

“Müstandık” veya “Tatar” ismiyle de bilinen, Konya oturaklarının bu naif türküsünü Mazhar Sakman 12 telliyle çalıp söylerken kendisine udi Cenap Kendi ile kanuni Kazım Büyükşalvarcı eşlik ediyor.

“Oğlun ifade de kızın müstandıkta [müstantik: sorgu hakimi]
Oturmuş bize çalım satar”

Gibi enteresan sözlere sahip. Türkü metninin tamamını, Tahir Sakman’ın, Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından dijital olarak yayımlanan “Türkü Hazinesi Mazhar Sakman” isimli kitapta bulabilirsiniz. Kitaba aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:

https://www.dijitalkitabim.com/kitaplar/konya/hatiratlar/mazharsakman/index.html

TAHİR SAKMAN



28 Ocak, 2026

ATATÜRK TEK ÖNDERİMİZDİR

 



ATATÜRK TEK ÖNDERİMİZDİR
 
Aslı astarı olmayan hikâyeler uyduruyorlar, yalan dolan gırla…
 
Bir ülkenin bağımsızlığını kazanmasına en büyük vesile olan bir insanı… Çok şaşırıyorum ve anlamakta zorlanıyorum: Bir ülkenin mimarını; bir büyük istiklal savaşı vermiş, dünyanın ezilen halklarına örnek olmuş, bu uğurda canını siper etmiş, gazi olmuş ama hiçbir zaman kendi başına bir karar almamış, mutlaka milletin meclisinde tartışarak kabul ettirmiş bir dehayı…




 
Seçim meydanlarında sallayarak değil; savaş meydanlarında hayatını ortaya koyarak, bu uğurda şarapnel yemiş bir büyük adamı…
 
Yoksulluğun diz boyu olduğu, devletin dağıldığı, ülkenin emperyalistler tarafından işgal edildiği bir coğrafyayı hem de yokluklar içinde millete umut aşılayarak, Türk’ün adını yücelterek, yeniden bir ulus yaratan bir insanı…
 
Hangi millet acaba böyle bir insanın arkasından edep ve haya sınırlarını aşarak…
 
Ben sizi anlamakta gerçekten zorlanıyorum; Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının üstün azmi ve cesareti olmasaydı bugün bırakın yurtdışını; bir ilden, bir ile gitmek için pasaport almak zorunda kalacağınızı nasıl unutursunuz?
 
Aşağıdaki haritayı iyi okumalısınız hatta okumaktan öte ezberinize alıp her aklınıza geldikçe Yüce Önderimizin değerini bir kez daha anlayıp minnet ve şükran duymalısınız.
 
Cumhuriyetin kurucu kadrolarına bir kez daha minnet ve şükranlarımı sunuyorum.
 
TAHİR SAKMAN
 
 


27 Ocak, 2026

MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 53 HAYDİN GİDELİM SAZLARA


MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 53 HAYDİN GİDELİM SAZLARA

Mazhar Sakman tarafından yorumlanan türküye udi Cenap Kendi, kanuni Kazım Büyükşalvarcı eşlik ediyor. Konya oturak repertuvarının bu önemli türküsü hareketli bir ezgiye sahip.

Mazhar Sakman'ın Konya ağzıyla okuduğu türkünün metnine, Tahir Sakman'ın hazırladığı ve Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından yayımlanan "Türkü Hazinesi Mazhar Sakman" isimli eserde bulabilirsiniz. Kitaba ise aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:

https://www.dijitalkitabim.com/kitaplar/konya/hatiratlar/mazharsakman/index.html

TAHİR SAKMAN

26 Ocak, 2026

DAVOS’TA ZILMAK


 

DAVOS’TA ZILMAK
 
Biz eskiden zılardık…
 
Şimdi zılmanın ne olduğunu da bilmezsiniz siz… Karda, buzda kaymanın şehirdeki adıdır zılmak… Sadece karda, buzda mı, değil elbette; birine zarar vermenin de mecazi adıdır, Konya’da; ayağını zıldırmak…
 
Alaattin’de zılardık eskiden, bir de Larende yokuşunda… Larende yokuşu sizlere ömür; şehrin tek yokuşuydu, ne istedilerse… Şehrin hafızasını yok etmekte üstlerine yok doğrusu… Ne o eskiler kaldı ne o karlar, tabii zılmak da tarihe karışmak üzere… Bizlerin de ayağı zılınca (!) kimse zılmayacak sanırım…
 
Böyle bir zılma merakıyla, geçtiğimiz hafta içi, sisli ve soğuk bir Konya gününde en azından kar görmek için Derbent’e yollandım… Doğrusu bu kadarını da beklemiyordum…




 
Yine çok enteresandır; Altınapa Barajı’na kadar yağmayan kar, barajdan sonra etrafı az da olsa beyaza bürümüş. Tabii ki çocuklar gibi seviniyorum, hatta torunlardan daha çok seviniyorum…
 
Barajdan sonra Derbent yolunu çok severim hele kar varsa… Derbent, şehrin şirin bir ilçesi… Eskiden buradan geçen özellikle tuz kervanlarını eşkıyadan korumak için askerlerin beklediği bir geçitmiş. Görevleri tamamlanan askerlerin buraya yerleşmesiyle oluşan bir ilçemiz. Dağlarında çam ormanları eksik olmaz, havası da oldukça temizdir. İnsanı da haksızlığa karşı boyun eğmeyen bir yapıdadır ve çalışkandır.
 
Derbent göletinin suyu da kuraklıktan nasibini almış ve oldukça çekilmiş…




 
Derbent kayak merkezinin açılışı yıllar önce yapılmıştı hatta merkez yapılmadan önce dönemin belediye başkanının kayak merkezi yapılması için nasıl çabaladığına yakından şahit olmuştum. Dönemin Derbent Belediye Başkanı Hamdi Acar’ın ifadesinden Derbent’teki karın bir benzerinin Davos’ta bulunduğunu öğrenmiştik.
 
29 Ekim 2013 tarihinde Anadolu Manşet gazetesinde yazmıştım; Derbent’ten Davos’a…. Sadece kar da değildi Derbent’i çekici kılan; doğa yürüyüşçüleri, dağ bisikletçileri, yamaç paraşütçüleri ve araba sevdalılarının off-road maceraları Derbent’te kendine çekiyor… İster kendiniz zılın isterseniz arabanız, bisikletiniz… Burada her yer müsait zılmak size kalmış…




 
Derbent’ten yukarıya doğru tırmandıkça başı dumanlı dağların dumanları altında kalırken, manzaranın eşsizliği nefesimizi kesiyordu. Bir başka dünyanın kapılarını aralamıştık sanki… Asfalt yoldaki karlar temizlenmişti dolayısıyla araçlar için bir sıkıntı söz konusu değildi. Aslında merkez hafta sonları açılıyormuş ama sömestri tatili olduğu için hafta içi de açmışlar.
 
Aladağ Kayak Merkezi’ne vardığımızda sadece Konya’dan değildi gelenler; Gaziantep, Isparta. Antalya. İzmir, İstanbul, Ankara gibi illerimizden gelenlerin de olduğunu görünce şaşırdım doğrusu… Tepenin tam üzerinde bir bina var ama kapalıydı ve ne olduğunu kestiremedim. Bir altında ise çay ocağına benzer bir yapı… manzarası çok güzel ama köy kahvesi desem değil, kafe desem hiç değil… Neyse en azından çay içip, tost yiyebilirsiniz…
 
“Kayak merkezi” dediysem öyle telesiyej tesisleri falan beklemeyin daha bireyse çabalarla kaydıktan sonra düşe kalka tepeye geri tırmanmanız gerekiyor. Belediye kızak kiralıyor saati 250 TL… Para vermek istemeyenler ise evlerinden getirdikleri plastik leğenlere kurulup kar keyfi yapabiliyorlar. Büyük boy poşetleri veya büyük naylonların üzerine oturup kayanların da keyfi ayrı olmalı…




 
Benim gördüğüm kadarıyla alan çok büyük değil ve daha çok bakıma ve tesise ihtiyaç duyulduğu kesin. Ama ne olursa olsun Konyalının olduğu kadar çevre illerin de zılma ihtiyacını giderdiği yer olarak dikkat çekiyor…
 
Tabii Türk Milleti dağa çıkar da mangal yakmazsa ayıp olur… Sucuk ekmekçiler bir köşeye çekilmişler…
 
Haydi Konyalılar, plastik leğenlerinizi kuşanın, Aladağ Kayak Merkezi sizleri bekliyor, başka yerde kar yok, burada zılmanın da keyfi bir başka oluyor, bakın, dimedi dimeyin…
 
Davos’a gidemiyorsunuz bari Derbent’e gidin asgari ücretliler (!)… Davos’ta zılmış gibi olursunuz…
 
TAHİR SAKMAN