YAŞAM SEVGİYLE BAŞLAR

13 Mart, 2026

MEKTUP YAZAMADIM ZARFI BOŞ GÖTÜR


 

MEKTUP YAZAMADIM ZARFI BOŞ GÖTÜR
 
Sıkı bir TRT Müzik izleyicisiyimdir.
 
Müziğin branşını, rengini ayırt etmeden dinleyen birisi olarak rahatlıkla şunu söyleyebilirim; TRT Müzik, kendi standartlarını aşan programlar sunuyor. Benim gibi müzik dinlemeyi yaşam biçimi haline getiren insanlar için bu büyük bir nimettir.
 
Salı akşamları, Erzurum’dan canlı yayımlanan bir program var. TRT İzmir Radyosu sanatçılarından Tuncay Kemertaş’ın başarılı sunumu ve güçlü sesiyle türkülerimize yeni bir soluk kattığı programın ismi “Doğudan Sesler…”




 
Konuklarıyla türkü dağarcığımıza yeni duygular sunuyor. Geçtiğimiz salı günü çok sevdiğim Galatasaray’ın Avrupa kupalarında maçı olmasına rağmen programın içeriği beni kendisine bağladı ve maçın ilk yarısını, program bitene kadar izlemedim.
 
İki tane önemli konuk vardı programda; konuktan öteydiler, âşıklık geleneğimizden gelen Erzurumlu iki âşık vardı; Sıtkı Eminoğlu ve çırağı Serdar Alyakut…




Türküleri ve sohbetleriyle bir gönül sofrası kurdular ve atışmayı anlatırken aslının “ben ona taş atayım, o bana deynek vursun” olmadığını, işin aslının hikmet sohbeti kurmak olduğunun altını çizdiler. Âşık Sıtkı Eminoğlu’nun vatan sevgisiyle örülü şiirlerinin yanı sıra duygu dolu şiirlerinden hele bir tanesi var ki beni yüreğimden yaktı desem, az gelir, birkaç dörtlüğü şöyle, (şiirin tamamını internette bulabilirsiniz) :
 
Sevdiğimi söyle durma koş götür
Mektup yazamadım zarfı boş götür
Gözlerimden birkaç damla yaş götür
Götür sevdiğime ver gizli kalsın.
 
Sevdasını çektim çile demedim
Bülbüle demedim güle demedim
Kalbimde sakladım ele demedim
Bırak gönlümdeki yâr gizli kalsın
 
“Biz âşığız; deftere değil, gönüllere yazarız” derken şiirin önemine de vurgu yapıyordu. İlerleyen yaşına rağmen gür ve hüzünlü sesiyle duygu dolu anlar yaşanmasına vesile oldu.  
 
Çırağı Serdar Alyakut da ustasından geri kalmıyordu ama gelenekten gelen edebi muhafaza ederek ustası izin verdikçe çaldı söyledi…
 
Bir anısı anlattı Âşık Sıtkı Eminoğlu… Erzurum’a gelen yerli yabancı misafirlere kahvelerde saz çalıp türküler söylediğini, âşıklık geleneğini yaşattığını söyledi. Yurt dışından gelen turistlerin âşıklığı anlamakta zorlandıklarından bahsederken çok takdir ettikleri ama kendi insanımızdan çoğu zaman aynı karşılığı alamadıklarından sitayişle söz ederek bir anısını anlattı: “Bir gün karşılaştığı bir ahbabı kendisine ‘dın dın ediy misen?..” dediğini aktarırken gözleri dolu doluydu…




 
Şunu anlıyorum; sanat her zaman her yerde öksüzdür… Ha Erzurum ha Konya çok bir şey değişmiyor…
 
80’li yıllardı… Derviş Ozan mahlasıyla koşma söylediğim yıllardı… Feyzi Halıcı idolümüzdü (hâlâ da öyledir) sonra tabii olarak Âşık Şem’i, Âşık Dertli… Âşık Ömer’in o kalın divanını kütüphaneden ödünç alıp hatmetmiştim adeta… Karamanlı Gufrani, Karamanlı Kenzi, Göçülü Mehmet Ağa, Silleli Figani, Kadim Figani ve daha niceleri… Önceliğim Konya toprağından geçen âşıklardı… İrticali şiir söylemek, atışma yapmak, muamma çözmek için kendimi geliştirmeye çalışıyordum. Kendi kendime bir ayak bulup irticali söylemeye gayret ediyordum; yüreğimi, gönlüme açmaya çalışıyordum.
 
Konya Âşıklar Bayramı’na katıldığım yıldı… Popülaritem biraz daha artmış tanınmaya başlanmıştım. Önceleri Derviş Ozan bir sırdı ama artık açığa çıkmıştı…
 
Türbe Caddesi’ndeki iş yerime birisi geldi, çok da tanıdığım biri değildi. Çalıştığım tezgâhın üzerine eğilerek “âşık, hadi bişşiy di de gülelim!” demesin mi… Çok kızdım ama bir şey demedim, içim çok acıdı… Derviş Ozan’ı bırakma sürecinde bu olayın büyük etkisi olmuştu…
 
Bakış açımız buydu aslında… Erzurumlu Sıtkı Eminoğlu’nun tespit ettiği gibi “ben ona taş atayım, o bana deynek vursun” izleyenler de gülsün öyle mi? Veya “dın dın ediy misen?” Hakikat bunun neresinde?
 
Dadaş diyarının bu büyük âşığına uzun ömürler dilerken, bu vesileyle teröre kurban verdiğimiz Erzurumlu Âşık Ali Zikriyar’a da rahmet diliyorum…
 
Öldükten sonra… Âşığın sitemi sürüyordu:
 
Eminoğlu sevda yaşattım serde
Can dayanmaz aşk denilen bu derde
Senden sorar ise mezarı nerde
Onu da söyleme yer gizli kalsın
 
Ah, Âşığım ah! Böylesine yalın bir söyleyişi ancak Anadolu’da bulabilirsiniz ve bulunca da yüreğiniz yanar…
 
TAHİR SAKMAN
 
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumlarınız kişisel haklara ve yasalara uygun olmalıdır, yorumlarınızdan dolayı sorumlu olacağınızı lütfen unutmayınız.