TARİKİMİZ SEVGİDİR

TARİKİMİZ
SEVGİDİR
Eski
Konyalılar… hep deriz ya, peki kimdir bu eski Konyalılar?
Evde
pişirdiği yemeğin “kokusu yayıldı” diyerek yedi komşuya tattıran mı?
Komşularının her şeyinden haberli olup, her zaman yanında olan mı? Gündüzleri hanımların,
geceleri beylerin sohbet ettiği ev gezmelerinde kardeşliği pekiştirenler mi?
Yani
aklınıza ne gelirse; iyilikten, yardımlaşmadan, dostluktan… hepsinin bir sevgi
yumağı içerisinde sunulduğu bir şehir düşünün…
İnsanı
Hz. Pir’den feyizli… Tarikat taassubunun olmadığı sadece evrensel bir sevginin
vahdet potasına çağırdığı Mevlevilerin izini süren bir şehir…
Mevlevilik
bir tarikat değildir ya da öyle bildiğiniz bir tarikat değildir… bir sanat
okuludur, konservatuvardan öte hakikatin gönüllere sevgiyle nakşedildiği bir
mektep… Hat öğrenirsiniz, müziğe yeteneğiniz varsa müzisyen olarak
yetiştirilirsiniz. Orada olmayan tek şey bağnazlıktır, önyargıdır…
Hz.
Pir’den nakledilir: Bir gün sema esnasında sarhoşun biri gelip semaya karışmak
isteyince meclistekilerden bazıları sert tepki göstermiş. Mevlâna “O adam içmiş
ama sarhoş olan siz misiniz?” demiş…
Bu
aslında şehrin hoşgörüsünü de yansıtır. Herkes kendi iç dünyasında yaşar… bir
anlamda gönüllerde gizli bir “Melamilik” gibidir; ibadet de gizlidir, kabahat
de… Kimsenin ayıbı yüzüne çarpılmaz… "Ayıp arayana ayıplar olsun..."
Merhum
Mazhar Sakman’ın anlattığı çok önemli bir hatıra vardır… Bir şafak vakti
Sedirler’den oturaktan, “yayan yapıldak” gelmektedir. Sarhoştur, zor
yürümektedir. Eski matbaacılar şimdiki Aziziye Caddesi’nin civarlarındaki dar
sokaklardan geçerken merhum Hacı Veyiszade Hoca karşısına çıkar, sabah namazı
için Dolav’daki camiye gitmektedir.… Mazhar Sakman, utanır… Geri dönmek istese
de dönemez, çok geçtir. Sazı, paltosunun altına gizlemeye çalışır. Hoca selam
verir, alır. Birkaç adım attıktan sonra gayriihtiyari geriye döner. Hoca da
döner ve Sakman’ın hiç beklemediği… Aslında beklediği; Hacı Veyiszade’nin sıkça
kullandığı “ülen sahtekâr”la birlikte en azından “ne bu halin” şeklinde bir
tepkisidir.
“Di
len, o da lazım!” der Hoca ve yürür… O yürüyüş ki asırların öncesinden başlamış zamanın ötesine uzanmaktadır. Yargılamaz; yargılayacak olanın kim olduğunu iyi bilmektedir. Aydınlıktır; fotoğraflarına baktığınız zaman Hoca’yı başında
fötr şapkayla dua ederken görürsünüz… İşte bu Konya insanıdır, Konyalı budur…
Hoca
o kelimeyi söylerken Mazhar Sakman’ın elbette ki o halini tasvip ettiğinden
değildi; maksadı onu kazanmaktı, kalbindeki hakikatin aşkıyla, Yunusça “Yaratılanı
hoş görmektir, Yaratandan ötürü…” Çünkü “narı da hoştur nuru da…”
Şehrin
taşı toprağı derviştir… Bizde ham softalık yoktur… Şehrin ramazandaki iklimi kardeşlik
üzerine kuruludur. Kimse kimseye “oruç musun” diye sormazdı… Tutmayan da tutarmış
gibi davranırdı… Hatta oruç olmamasına rağmen yemeyip içmeyip iftarı
bekleyenler bile çıkmıştır bu şehirden…
Siyaset
aramıza girmeden önce…
Bu
şehrin tariki sevgidir, hoşgörüdür…
TAHİR
SAKMAN
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorumlarınız kişisel haklara ve yasalara uygun olmalıdır, yorumlarınızdan dolayı sorumlu olacağınızı lütfen unutmayınız.