BU ŞEHİR O ŞEHİRDİR
BU
ŞEHİR O ŞEHİRDİR
Bu
şehre hangi yönden girerseniz giriniz; sizi, adını koyamadığınız bir enerji
karşılar, bir tuhaf olursunuz…
Burası
Horasan Erlerinin yatağıdır, Anadolu Selçuklu Devleti’nin başkentidir… bu
şehirde efsanelerle hakikatler iç içe sunulur ki herkes nasibince alsın diye…
Kuzunun önüne et, aslanın önüne ot konulmaz!
Bu
şehrin aurasında gizli bir maya vardır; o, Hazreti Pir’den gelen bir emanettir
ki sevgiyle taşınır gönüllere… Bu şehir aslında Mevlâna’nın aurasının içinde
oturur dokuz asırdır; öncesi “Eflatun-u ilahi”dir ki Konyalı içinde olduğu için
farkına varamaz çoğu kez:
“Ol
mahiler ki derya içredir deryayı bilmezler…”
Balık
ne bilsin suyun ne olduğunu; suyun dışına bir çıksa anlayacak, soracak ama…
Bu
şehir; “belde-i muhayyere”dir; Hazreti Peygambere hicret edeceği zaman önerilen
üç şehirden birisidir. Emindir; her insana gönlünde yer vardır bu şehrin;
kapılarını ikonalar süslemiştir ve şehre adını vermiştir…
İster
manastırda ister dergâhta; burası hakikatin sebil edildiği topraklardır; Sille’de,
Kilistra’da, Çatalhöyük’te karşınıza
çıkıverir, kendinizi görüverirsiniz; çırılçıplak…
Bu
şehrin aurası sizi bir kez kuşatmaya görsün; dışına çıkamazsınız, sizi öyle bir
kuşatmıştır ki sevgiden öte bir şey göremezsiniz…
Bu
şehrin kutsallığını, adını aldığı ikonalara da sorabilirsiniz, şahittirler…
Şehrin her yerini dolduran bir Eflatun gerçeği vardır. Mezarının Alaattin
Tepesi’ndeki geçmiş dönemde yıktırılan Eflatun Kilisesi/Mescidinde olduğu
söylenir. Ama asıl yerini gönüllerde çoktan almıştır Eflatun…
Selçuklu
asırlarından çok önceleri başlayan bu hakikat aşkının nakşedilmesi, Eflatun’dan
sonra da sürmüştür… Mevlâna, Yunus Emre, Nasreddin Hoca… Dünyanın merkezi
buradadır; inanmayan ölçebilir… İbn Arabi, bu şehre boşuna çekilmemiştir; üvey
oğlu tasavvuf ulularından Sadreddin Konevi, Şeyh Evhadettin Kirmani ve daha nice gönül sultanları...
Asisili
Aziz Francis, asitanede diz çökmüş, sırlara vakıf olmuştur. Vücudunun aynasında
âlemi temaşa etmiştir…
Ya
Şems?
Kutupların
kutbudur… Mürşit olmaya gelmişken mürit olmuştur… Kendini arayan, gönlünü
bulmaya gelmiştir. Bulan da yitip gitmiştir, “ol”manın hakikatinde…
Bu
şehrin her nefes alışında, himmetler ortalığa sebil edilir; şehir her an
gülşendedir…
Bu
şehrin ruhudur barış… Kavganız varsa bu şehirde biter; sükûna erersiniz…
Bu
şehir, o şehirdir; kalbinizdeki şehirdir, görülmez; duyulur, hissedilir…
/Kuytuca
zamanların nur fışkıran yerinden
Dokuz
boğumlu naylar nefeslenir derinden
Seherde
tennureler uyandırıp güneşi
Bülbül
susar gül kokar yunur Konya’m nurundan/
TAHİR
SAKMAN
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorumlarınız kişisel haklara ve yasalara uygun olmalıdır, yorumlarınızdan dolayı sorumlu olacağınızı lütfen unutmayınız.