YAŞAM SEVGİYLE BAŞLAR

30 Ocak, 2026

OKULDAN AZİZ NESİN’E KAÇMAK


OKULDAN AZİZ NESİN’E KAÇMAK
 
Konya Garı'nın karşısındaydı, bina hâlâ duruyor…
 
Eskiden otelmiş, önce Maarif Koleji sonra Hastaş Koleji olarak şehrin eğitim ve öğretimine uzun yıllar katkı sağladı. Özel bir okul olmasına rağmen sınavla alınıyordu. Bendeniz sınavlara girmiş 6. olarak kazanmıştım. Modern bir okuldu, eğitim tam gündü. O dönemde müdürü, babamın Konya Erkek Muallim Mektebi’nden arkadaşı Fuat Beydi…
 
Bir gün dersimize girmiş beni sözlüye tahtaya kaldırmıştı. Sözlüden değildi korkum; babamın arkadaşı olması nedeniyle “sorulara doğru yanıt veremezsem, ayıp olur” korkusuydu…
 
Ama hocam ezber sorularının tam aksine genel kültür soruları sorunca işim oldukça kolaylaşmıştı… İlk yıl adaptasyon sorunları yaşamıştım; sınıf arkadaşlarımın pek çoğu şehrin varlıklı ailelerin çocuklarıydı. Ekonomik olarak babamın işlerinin bozulmaya başladığı dönemlerdi.
 
Yani müzik dersinden de ikmale kalınmaz ki? Babam ne çok kızmıştı ki yerden göğe kadar haklıydı; müzisyen bir ailenin çocuğu olarak hiç kimsenin kalmadığı müzikten sınıfta kalmak… Hâlâ utanıyorum ama müzik öğretmenime de teşekkür ediyorum, bana bir ders verdiği için…
 
Galiba dersi hafife almıştım, onun için bırakmıştı. Blok flüt çalıyordum, bütünlemede iki parça çalmış ve geçmiştim… Ama müzik öğretmenimin verdiği dersi ömür boyu unutmayacaktım…
 
Kolejdeki ikinci yılın sonunda babamın işleri tamamen bozulmuş, aile düzenimiz de çökmek üzeydi, zar zor gittiğim okuldan babam beni alarak, Atatürk Kız Lisesi’ne yazdırmıştı. Dönemin müdürü Nadire Hanım’dı…
 
Tabii ben özel okuldan resmi okula geçince, okuldaki disiplin beni oldukça sıkmıştı… Ciddi anlamda rahatsızlıklar geçirdim ve okulu asmaya başladım…
 
Okuldan kaçtım ama nereye kaçtım?
 
Tam bir ay Konya İlk Halk Kitaplığı’na gidip, okulun çıkış saatine kadar kitap okuyordum… Şimdi bana bu çok enteresan geliyor; okuldan, kaçıp kitaplığa gitmek…
 
Ve orada okuduğum kitaplar da… görevli memur, her seferinde istediğim kitabı duyunca başını kaldırıp uzun uzun, düşünceli düşünceli bakardı da, ben nedenini uzun yılar sonra anlayacaktım…
 
Aziz Nesin’in kitaplarını okurdum, tam bir ay sanırım ne kadar kitabı varsa okumuştum…
 
Bir akşamüzeri okulun çıkış saatine denk getirip babamın Tevkifiye Caddesi’ndeki saatçi dükkânına gittiğimde nereden geldiğimi sordu… Ben her şeyden habersiz, okuldan dememle beraber tezgâhın üstünde duran ağzı açılmış bir zarf uzattı…
 
Atatürk Kız Lisesi antetli bir kâğıtta, on beş gündür okula gitmediğim ve beş gün daha gitmezsem sınıfta kalacağım yazılıydı…
 
Kıpkırmızı olmuştum… Babam bir şey demedi sonra yine babamın Konya Erkek Muallim Mektebi’nden sınıf arkadaşı olan ismini anımsayamadığım bir doktorun, Bedesten’de özel muayenesine giderek rapor alıp, sınıfta kalmaktan kurtulmuştum…
 
Aşağıdaki  linkteki, Aziz Nesin’le ilgili paylaşımı okuyunca bunlar aklıma geldi. Müthiş zekâsını ve kabiliyetini, ülkenin geleceği için çocuklara vakfeden bir insanın ve okudukça güldüren; güldükçe düşündüren bir insanın çok anlamlı yaşam öyküsünden bir kesit, hepimize örnek olmalı…
 
İyi ki o dönemlerde okuldan kaçıp senin kitaplarını okumuşum Aziz ağabey, kalbimizin en nadide yerinde öykülerini hatırlıyoruz…
 
TAHİR SAKMAN


Aziz Nesin

https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=pfbid0efUSxq3njk3XMKk6XGm457SUmHYYYaQ7HysJdh5a3i8FUiFF9ctH167DV2mNLga4l&id=100053321740020

29 Ocak, 2026

MAZHAR SAKMAN 54 MERDİVENİN BAŞINDAYIM (TATAR)


MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 54 MERDİVENİN BAŞINDAYIM (TATAR)

“Müstandık” veya “Tatar” ismiyle de bilinen, Konya oturaklarının bu naif türküsünü Mazhar Sakman 12 telliyle çalıp söylerken kendisine udi Cenap Kendi ile kanuni Kazım Büyükşalvarcı eşlik ediyor.

“Oğlun ifade de kızın müstandıkta [müstantik: sorgu hakimi]
Oturmuş bize çalım satar”

Gibi enteresan sözlere sahip. Türkü metninin tamamını, Tahir Sakman’ın, Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından dijital olarak yayımlanan “Türkü Hazinesi Mazhar Sakman” isimli kitapta bulabilirsiniz. Kitaba aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:

https://www.dijitalkitabim.com/kitaplar/konya/hatiratlar/mazharsakman/index.html

TAHİR SAKMAN



28 Ocak, 2026

ATATÜRK TEK ÖNDERİMİZDİR

 



ATATÜRK TEK ÖNDERİMİZDİR
 
Aslı astarı olmayan hikâyeler uyduruyorlar, yalan dolan gırla…
 
Bir ülkenin bağımsızlığını kazanmasına en büyük vesile olan bir insanı… Çok şaşırıyorum ve anlamakta zorlanıyorum: Bir ülkenin mimarını; bir büyük istiklal savaşı vermiş, dünyanın ezilen halklarına örnek olmuş, bu uğurda canını siper etmiş, gazi olmuş ama hiçbir zaman kendi başına bir karar almamış, mutlaka milletin meclisinde tartışarak kabul ettirmiş bir dehayı…




 
Seçim meydanlarında sallayarak değil; savaş meydanlarında hayatını ortaya koyarak, bu uğurda şarapnel yemiş bir büyük adamı…
 
Yoksulluğun diz boyu olduğu, devletin dağıldığı, ülkenin emperyalistler tarafından işgal edildiği bir coğrafyayı hem de yokluklar içinde millete umut aşılayarak, Türk’ün adını yücelterek, yeniden bir ulus yaratan bir insanı…
 
Hangi millet acaba böyle bir insanın arkasından edep ve haya sınırlarını aşarak…
 
Ben sizi anlamakta gerçekten zorlanıyorum; Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının üstün azmi ve cesareti olmasaydı bugün bırakın yurtdışını; bir ilden, bir ile gitmek için pasaport almak zorunda kalacağınızı nasıl unutursunuz?
 
Aşağıdaki haritayı iyi okumalısınız hatta okumaktan öte ezberinize alıp her aklınıza geldikçe Yüce Önderimizin değerini bir kez daha anlayıp minnet ve şükran duymalısınız.
 
Cumhuriyetin kurucu kadrolarına bir kez daha minnet ve şükranlarımı sunuyorum.
 
TAHİR SAKMAN
 
 


27 Ocak, 2026

MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 53 HAYDİN GİDELİM SAZLARA


MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 53 HAYDİN GİDELİM SAZLARA

Mazhar Sakman tarafından yorumlanan türküye udi Cenap Kendi, kanuni Kazım Büyükşalvarcı eşlik ediyor. Konya oturak repertuvarının bu önemli türküsü hareketli bir ezgiye sahip.

Mazhar Sakman'ın Konya ağzıyla okuduğu türkünün metnine, Tahir Sakman'ın hazırladığı ve Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından yayımlanan "Türkü Hazinesi Mazhar Sakman" isimli eserde bulabilirsiniz. Kitaba ise aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:

https://www.dijitalkitabim.com/kitaplar/konya/hatiratlar/mazharsakman/index.html

TAHİR SAKMAN

26 Ocak, 2026

DAVOS’TA ZILMAK


 

DAVOS’TA ZILMAK
 
Biz eskiden zılardık…
 
Şimdi zılmanın ne olduğunu da bilmezsiniz siz… Karda, buzda kaymanın şehirdeki adıdır zılmak… Sadece karda, buzda mı, değil elbette; birine zarar vermenin de mecazi adıdır, Konya’da; ayağını zıldırmak…
 
Alaattin’de zılardık eskiden, bir de Larende yokuşunda… Larende yokuşu sizlere ömür; şehrin tek yokuşuydu, ne istedilerse… Şehrin hafızasını yok etmekte üstlerine yok doğrusu… Ne o eskiler kaldı ne o karlar, tabii zılmak da tarihe karışmak üzere… Bizlerin de ayağı zılınca (!) kimse zılmayacak sanırım…
 
Böyle bir zılma merakıyla, geçtiğimiz hafta içi, sisli ve soğuk bir Konya gününde en azından kar görmek için Derbent’e yollandım… Doğrusu bu kadarını da beklemiyordum…




 
Yine çok enteresandır; Altınapa Barajı’na kadar yağmayan kar, barajdan sonra etrafı az da olsa beyaza bürümüş. Tabii ki çocuklar gibi seviniyorum, hatta torunlardan daha çok seviniyorum…
 
Barajdan sonra Derbent yolunu çok severim hele kar varsa… Derbent, şehrin şirin bir ilçesi… Eskiden buradan geçen özellikle tuz kervanlarını eşkıyadan korumak için askerlerin beklediği bir geçitmiş. Görevleri tamamlanan askerlerin buraya yerleşmesiyle oluşan bir ilçemiz. Dağlarında çam ormanları eksik olmaz, havası da oldukça temizdir. İnsanı da haksızlığa karşı boyun eğmeyen bir yapıdadır ve çalışkandır.
 
Derbent göletinin suyu da kuraklıktan nasibini almış ve oldukça çekilmiş…




 
Derbent kayak merkezinin açılışı yıllar önce yapılmıştı hatta merkez yapılmadan önce dönemin belediye başkanının kayak merkezi yapılması için nasıl çabaladığına yakından şahit olmuştum. Dönemin Derbent Belediye Başkanı Hamdi Acar’ın ifadesinden Derbent’teki karın bir benzerinin Davos’ta bulunduğunu öğrenmiştik.
 
29 Ekim 2013 tarihinde Anadolu Manşet gazetesinde yazmıştım; Derbent’ten Davos’a…. Sadece kar da değildi Derbent’i çekici kılan; doğa yürüyüşçüleri, dağ bisikletçileri, yamaç paraşütçüleri ve araba sevdalılarının off-road maceraları Derbent’te kendine çekiyor… İster kendiniz zılın isterseniz arabanız, bisikletiniz… Burada her yer müsait zılmak size kalmış…




 
Derbent’ten yukarıya doğru tırmandıkça başı dumanlı dağların dumanları altında kalırken, manzaranın eşsizliği nefesimizi kesiyordu. Bir başka dünyanın kapılarını aralamıştık sanki… Asfalt yoldaki karlar temizlenmişti dolayısıyla araçlar için bir sıkıntı söz konusu değildi. Aslında merkez hafta sonları açılıyormuş ama sömestri tatili olduğu için hafta içi de açmışlar.
 
Aladağ Kayak Merkezi’ne vardığımızda sadece Konya’dan değildi gelenler; Gaziantep, Isparta. Antalya. İzmir, İstanbul, Ankara gibi illerimizden gelenlerin de olduğunu görünce şaşırdım doğrusu… Tepenin tam üzerinde bir bina var ama kapalıydı ve ne olduğunu kestiremedim. Bir altında ise çay ocağına benzer bir yapı… manzarası çok güzel ama köy kahvesi desem değil, kafe desem hiç değil… Neyse en azından çay içip, tost yiyebilirsiniz…
 
“Kayak merkezi” dediysem öyle telesiyej tesisleri falan beklemeyin daha bireyse çabalarla kaydıktan sonra düşe kalka tepeye geri tırmanmanız gerekiyor. Belediye kızak kiralıyor saati 250 TL… Para vermek istemeyenler ise evlerinden getirdikleri plastik leğenlere kurulup kar keyfi yapabiliyorlar. Büyük boy poşetleri veya büyük naylonların üzerine oturup kayanların da keyfi ayrı olmalı…




 
Benim gördüğüm kadarıyla alan çok büyük değil ve daha çok bakıma ve tesise ihtiyaç duyulduğu kesin. Ama ne olursa olsun Konyalının olduğu kadar çevre illerin de zılma ihtiyacını giderdiği yer olarak dikkat çekiyor…
 
Tabii Türk Milleti dağa çıkar da mangal yakmazsa ayıp olur… Sucuk ekmekçiler bir köşeye çekilmişler…
 
Haydi Konyalılar, plastik leğenlerinizi kuşanın, Aladağ Kayak Merkezi sizleri bekliyor, başka yerde kar yok, burada zılmanın da keyfi bir başka oluyor, bakın, dimedi dimeyin…
 
Davos’a gidemiyorsunuz bari Derbent’e gidin asgari ücretliler (!)… Davos’ta zılmış gibi olursunuz…
 
TAHİR SAKMAN
 
 
 

 

 

 

 

24 Ocak, 2026

MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 52 ELİF KIZIN MENDİLİNE MESTİNE (KABAK)


MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 52 ELİF KIZIN MENDİLİNE MESTİNE (KABAK)
 
Daha önceleri pek çok vesileyle hakkında yazılar yazdığım, ünlü folklorcu hemşehrimiz, uzun yıllar “Türk Folklor Araştırmaları” dergisini yayımlayarak kültür hayatımıza önemli katkılar sağlayan merhum İhsan Hınçer, 1953 yılında “Resimli Radyo Dünyası” dergisinin 136. sayısında “Konyalı Biricik Saz San’atkârı Mazhar Sakman” isimli haber röportajında radyolarda ısrarla istenen bir türküden söz ediyor. Yazının tamamı blog sayfamdadır, linkten ulaşabilirsiniz:
 
 https://tahirsakman.blogspot.com/2022/06/konyal-biricik-saz-sanatkar-mazhar.html
 
 
Makalede söz edilen ve Merhum Sakman’ın, Sadi Yaver Ataman üstadın radyo programında canlı olarak okuduğu bu türkü “Elif kızın mendiline mestine” diye başlayan ve yaygın olarak bilinen ismiyle kabak türküsüdür. Mazhar Sakman yıllar sonra seslendiriyor.
 
Konya oturaklarının önemli türküleri arasında yer alırken, serbest ritimli kısımlarıyla da özel bir türkü olduğunu hatırlatıyor. Konya oturakların havasını da yansıtan bu türkü günümüzde de hâlâ keyifle dinleniyor. Yoğun hüznün ve yaşama sevincinin bir türkünün ezgileri arasına nasıl saklandığını bizlere gösterirken, hayatın da aslında böyle olduğunu yeniden hatırlatıyor.
 
Konya türkülerinin sanat yönünü de ortaya koyan türkü, kendisini defalarca dinlemeniz için adeta kalplerimize davetiye çıkarıyor.
 
Serbest ritimli kısımlardan sonra gelen usullü kısımları oldukça hareketli olan türkünün metninde sanki geleceğin Konyalısına mesaj verir gibi şöyle sesleniyor:
 
Kabağı da boynuma takarım
Hovardayı gözden çakarım
Senin gibi Konyalıyı
Alır gider pazarlarda satarım  
 
Türkünün Mazhar Sakman tarafından okunan tam metnine Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından dijital olarak yayımlanan “Türkü Hazinesi Mazhar Sakman” isimli eseri Belediyenin internet sitesinden, aşağıdaki linkten indirerek ulaşmanız mümkün…
 
https://www.dijitalkitabim.com/kitaplar/konya/hatiratlar/mazharsakman/index.html
 
TAHİR SAKMAN
 
 
 
 
 


23 Ocak, 2026

KÜLTÜR VE TAŞ BİNA ÇELİŞKİSİ

 


KÜLTÜR VE TAŞ BİNA ÇELİŞKİSİ
 
Aslında bugün Konya Büyükşehir Belediyesi’nin, önceki gün kültürel faaliyetlerle ilgili düzenlediği basın toplantısı üzerine yazacaktım…
 
Ama toplantının düzenlendiği binanın, eski bir öğretmen okulunun adını “Taş Bina” olarak değiştiren bir belediyenin kültürel faaliyetlerini irdelemenin çok da anlamlı olmayabileceğini düşündüğümden…
 
Başka bir şey yazmama gerek kalmadı… Konyalının çok da umurunda değil zaten…
 
TAHİR SAKMAN


22 Ocak, 2026

GAZETECİ


 

GAZETECİ

 
80’li yıllardan itibaren Konya basınının içindeyim…
 
Şiirle başlayan bir dostluktu bizimki… Merhum İbrahim Sur ağabeyimizin sınırsız destekleriyle araştırma inceleme yazılarım daha sonra günlük köşe yazılarına dönüştü… Uzun yıllar haftanın beş günü köşe yazdım. Hafta sonları ise gezip dolaştığımız dağların yazılarını kaleme aldım. Şehrimizdeki gazetecilerin en önemli isimlerinden Rıdvan Bülbül ağabeyimizle köşe komşusu olarak onurlandım. Bu arada da belediyelerin basın toplantılarını takip etmeyi hiç ihmal etmedim…
 
Özellikle, Yeni Meram gazetesi benim için üslubumu geliştirdiğim yer olması nedeniyle benim için bir yazın okulu olmuştur. İbrahim Sur’un yanı sıra merhum Yalçın Bahçıvan’a da teşekkür etmeliyim; çünkü o dönemde gazeteler, gazete gibi çıkıyordu oldukça etkinlikleri vardı…
 
Şiir köşeleri en çok okunan yerleriydi gazetelerin… Yeni Meram gazetesinin şiir köşesini Recep Hüner yönetiyordu sonra radyocu oldu… Şiirimizin yayımlandığı günler, 5-10 gazete almak boynumuza bir borç gibiydi… O dönemlerde Kemal Soylu, genç yaşına rağmen gerçekten gazetecilik yapan önemli bir isimdi ki şimdi hâlâ öyledir. Sevgili Murat Dönmez de o dönemlerde tanıdığım gazetecilerdendi…
 
Muhtar Bedir abimiz vardı bir de… Doğuştan kulağı duymazdı, dolayısıyla konuşamazdı ama (çok enteresan) konserleri takip eder, yazılar yazardı, rahmet olsun…





 
Yeni Meram, Yeni Gazete, Konya Postası, Yeni Konya, Anadolu Manşet gibi etkin gazetelerde yıllarca yazdım. Anadolu Manşet gazetesinde genel yayın koordinatörlüğü yaptım ki inanılmaz keyif aldığım bir dönemdi. Merhum Sabri Altun gazeteyi bana emanet etmişti. Tam yetkiliydim. Genel yayın yönetmenliği, yazı işleri müdürlüğü teklif etti ama ben mütevazı olmasını istedim ve genel yayın koordinatörü olarak devam ettim. Unvanın benim için bir önemi yoktu; önemli olan yaptığım işti…
 
Elimden fotoğraf makinesi hiç düşmedi. Hazır bültenlere hiç itibar etmedim, yeri geldi bir günde, 5-6 basın toplantısını haberleştirdim. Günün 24 saati çalıştım.
 
Gazetecilik; dünyanın en zor mesleklerinden bir tanesidir. Dostunuz asla olmaz; yaptığınız haberler bugün dünyanın en iyi haberi bile olsa yarın yeni bir haber yapmak zorundasınızdır. Bugün dünyanın en iyi gazetecisi olsanız yarın yine sıfırdan başlarsınız. Eğer bu heyecan ve gözü peklik içinizde yoksa asla yapamazsınız…Bu aynı zamanda bir bakış meselesidir; herkes bakar ama gazeteci haberi görür, eleştirel bir gözünüz yoksa yapamazsınız.
 
Gazetecilik bir anlamda da muhalif olmak demektir. Gazetecilik tarafsızlık değildir; halkın yanında, iyinin, doğrunun, dürüstlüğün yanında taraf olmak, onların haklarını savunmaktır.
 
50 yıla yakın zaman diliminde çok şey yazdım… Yaptığım haberleri tabii ki beğenmeyenler oldu ki bunlar benim meslekteki nişanelerimdir…
 
“Başka haber bulamadın mı?” Haberin dokunduğu insanların ilk cümlesiydi… İsimlerini de asla vermezler ama telefonda veryansın etmeyi bilirler sadece… Yalan haber hiç yapmadım ama “her doğruyu söylemek doğru değildir” sözünü çok yaşadım….
 
Yalakalık da yapmadım… Bilakis yeri geldi çok sert yazılar yazdım… O dönemler başkaydı…
 
2000 yılıydı… “Basın özendirme” yarışmasında, haber-röportaj dalında yılın en iyisi seçilmiştim…
 
O yıllarda Türbe Caddesi’ndeki saatçi dükkânım, şehirdeki kültür adamlarının, gazetecilerin buluşma noktası gibiydi. Şairler, yazarlar, araştırmacılar, akademisyenler hafta sonları mutlaka uğrarlardı… Merhum Yalçın Dikilitaş da bendenize destek veren önemli gazetecilerden bir tanesiydi, rahmet olsun… Yine merhum Seyit Küçükbezirci ağabeyimin bendeki yeri çok başkaydı… Onunla ortak noktalarımız oldukça fazlaydı. Bana, köşe yazılarımdaki dobralığım nedeniyle “Deli Tahir” derdi… Bir de "komünist Tahir" diyenler varmış o dönemlerde ama ben bunu uzun yıllar sonra öğrenecektim... Meğerse komünistmişim ama benim haberim yoktu!
 
Uğur Özteke’nin, Konya Gazeteciler Cemiyeti başkanı olduğu dönemlerde cemiyete üyeydim… Sonra çıkarılmışım, nedenini bir türlü öğrenemedim… Basın Konseyi kuruldu, ona üye olmuştum o da kendini feshetti…
 
Bunca emeğe ve kendimi kanıtlamama rağmen asla “ben gazeteciyim” demedim. Çekirdekten yetişen gerçek gazeteci insanlara saygısızlık olarak gördüm belki ama matbaa kokusunu tatmamış, haber yetiştirmenin ne olduğunu bilmeyen de gazeteciyim diye gezmesin… Hazır basın bültenlerini alıp veyahut ajansların haberlerine takla attırıp yazmak gazetecilik değildir. Gazeteci; hiç kimsenin karşısında eğilmez, düğme iliklemez…
 
Benim için önemli olan ürettiklerimdi… İnsanlar ürettikleriyle konuşmalılar…
 
Şimdi bakıyorum herkes gazeteci…
 
Konya Büyükşehir Belediyesi zaman zaman özellikle kültürel konulardaki basın toplantılarına telefonla arayarak davet ediyor. Hatırlanmak tabii ki güzel… Dünkü toplantıya katılmayı çok istememe rağmen yoğun diş ağrısı nedeniyle katılamadım ama basın bültenini okuyup değerlendirme yapmayı düşünüyorum.
 
Gazeteci kimsenin dostu değildir… O, kamuoyu adına hesap soran insandır, kamuoyu oluşturan insandır… Basın, 4. kuvvettir…
 
Tetikçilik yapmak da gazetecilik değildir… Herkesle aranız iyiyse… bir daha düşünün derim…
 
TAHİR SAKMAN
 
 


21 Ocak, 2026

TÜRK MUCİZESİ VEYA HAL-İ PÜR MELÂLİMİZ

 

 
 TÜRK MUCİZESİ VEYA HAL-İ PÜR MELÂLİMİZ


“Sizi bilmiyorum” diyemem; çünkü görünen köy kılavuz istemiyor…
 
Çarşı, pazar, market üçgeninde boğuluyoruz… Nefes almak hangi bahara kaldı dersiniz veya şöyle sormak daha mantıklı; nefes alacağımız bir Türkiye’yi, eski günlerdeki Türkiye’yi bir daha görebilecek miyiz?
 
Çok uzak değil; 10 yıl önce pazarda 100 lira harcamanız mümkün değildi; şimdi ise… facia boyutlarına vardı iş; o altın gibi kıymetli olan 1 liraların esamesi bile okunmuyor… Pazarda alacağınız pek çok sebze meyvenin kilosu uçmuş… neredeyse yüz liranın altında bir şey yok! Her gün, her şeye zam yapılıyor; nasılsa arayan soran yok… Devir fırsatçının devri sanki…
 
Marketle, pazarla da bitmiyor iş, bunun kirası var, çocukların eğitimi, okulu, kılık kıyafeti… Haydi elektriği kıstınız, suyu mahalle çeşmesinden hallettiniz ya doğal gazı ne yapacaksınız?
 
Sinema, tiyatro, konser, gazete, kitap… Sormaya cesaretim yok, üzgünüm… Tatil desem hepten ayıp olacak…
 
Sabah kalkıyor mesela… Bak takdir ediyorum; 65 yaş üzeri için otobüs bedava… Bedava otobüse biniyor, Kapı Camisi’nin etrafında veya Kültür Park’ın banklarında vakit öldürüyor, cebinde belki de bir çay parası yok… İkindi üzeri ekmek büfesinden ucuz ekmek alıyor (ekmeğin fiyatını da takdir ediyorum) sonra yine bedava otobüse binip evin yolunu tutuyor… Hayatından memnun değil (belki) ama buraya kadar ötesi yok; çünkü soru soracak bir kültür edinmemiş.   
 
Şikâyet etmiyor, soru sormuyor, bir talebi yok… Avrupalı akranları dünyayı gezerken… galiba arıza bizde… veyahut bunun adı “Türk mucizesi” olmalı…
 
Ahlaki çöküntü ise dibin de dibinde… Saygı, sevgi, hoşgörü gitmiş yerine, intikam, taciz, kan gelmiş…
 
15 yaşındaki çocuğun cebinde bıçağın işi ne?
 
Evdeki pompalı tüfeği alıp…
 
Çocuklar bunlara nasıl kolayca erişebiliyor? Kullanmayı nereden biliyorlar? Bana, bu yaşta, elime silah verseniz kullanmayı beceremem, bu çocuklara kim öğretiyorsa, sorumlu da elbette onlar olmalıdır. Eğer cezai ehliyetleri yoksa velisi de mi yok? Ebeveynlerinden hesap sorulamaz mı? Çocuklarına sahip çıkmayan ailelerin vebalini, toplum değerlerine saygılı insanlar mı çekecek?
 
Toplum kurallarına uymayan çocukların ebeveynleri sorumlu tutulmalıdır… “Saldım çayıra, Mevlâ kayıra” anlayışı kesinlikle yıkılmalıdır. 


Sevgi dolu, çelebi meşrepli insanlarımıza ne oldu? “Efendilik” yeniden başımızın tacı olabilecek mi? Korkmadan yürüyebileceğim sokağımı bana kim geri verecek?
 
Ne yaptınız şehrime?

 
TAHİR SAKMAN
 
 
 
 
 
 


19 Ocak, 2026

HER YERDE KAR YOK!





 

HER YERDE KAR YOK!

 
Çocukluktan çıkmaya başladığımız yıllarda ünlü şarkıcı Adamo Türkçe okumuştu: “Her yerde kar var…”
 
Keşke hep öyle olsaydı:
 
Bütün ülkeye yağan kar, bu yıl nedense Konya’ya yağmıyor…
 
Şurada burnumuzun dibini, Akyokuş’u geçince beyaz örtü içinizi ısıtırken, şehir çıplak, kuru, ayaz… Çok değil 5 yıl önce, 19 Aralık 2021 tarihinde inanılmaz bir kar yağmıştı; 24 saati geçen yağış şehirdeki ağaçların kırılmasına yol açmıştı. Bendeniz de çıkıp Kültür Park’ta kar keyfi yapmış ve bir video çekmiştim…
 
Yine böyle bir kar yağmasını bekliyoruz, içimizin ısınması için başka bir seçeneğimiz yok. Bahara sevinçli, yaza mutlu ve bereket dolu girmenin yolu kardan geçiyor…
 
Dileklerimiz kar ve yağmurun bol olması üzerine…
 
TAHİR SAKMAN
 
 
 
 
 

18 Ocak, 2026

MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 51 EŞMEKAYA’NIN KAVAKLARI GÖLGELİ


MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 51 EŞMEKAYA’NIN KAVAKLARI GÖLGELİ
 
Konya oturaklarının vazgeçilmez türküleri arasında yer alan bu eser serbest usullü kısımlarıyla dikkat çekiyor. Mazhar Sakman’ın otantik tavrıyla kayıtlarımızın arasında yer alan türkünün metni de yine Mazhar Sakman’ın okuyuşu şekliyle şöyle:
 
EŞMEGAYA’NIN GAVAKLARI GÖLGELİ
 
(Yâr yâr ey) Eşmegaya’nın (da) gavakları gölgeli (yâr yâr ey)
                   Yel vurdukça denizleri (deryaları) dalgalı (aman aman) (2)
(Aman)        Bugün (de) efelerin başı gavgalı (yâr yâr ey)
                                    Beyleri beyleri (vay anam) Eşmegaya beyleri (aman aman)
                                   Benleri aklıma düştükçe yitiriyom evleri (aman aman)
 
(Yâr yâr ey) Karşıdan geliyor bir buhur deve (yâr yâr ey)
                   Ağzında yandağı (belâlım) yer geve geve (aman aman) (2)
 (Aman)       Gız Mevlâ’yı seversen gel bizim eve (yâr yâr ey)
                                   Benleri benleri (vay anam) Zarife’nin benleri (aman aman)
                                   Benleri aklıma düştükçe şaşırıyom evleri (aman aman)
 
(Yâr yâr ey)  Karşıdan geliyor üş beş kır atlı (yâr yâr ey)
                   İçinizde var mı Hacı Osman Bey adlı (aman aman)
     (Aman)    Nazlı yârimin cilvesi pek tatlı (yâr yâr ey)
                                    Beyleri beyleri (vay anam) Eşmegaya beyleri (aman aman)
                                   Benleri aklıma düştükçe ağlarım geceleri (aman aman)
 
Bugün Aksaray ilinin Eskil ilçesine bağlı bir belde olan Eşmekaya, eskiden Konya’ya bağlıymış ve kavakları kadar zengin hovarda beyleriyle de meşhurmuş... Konya’nın Meram’dan sonra ikinci bir mesiresi gibi, Konya’dan kalkıp gelen hovardalar, Eşmekaya beylerinin himayesinde günlerce süren oturaklar düzenlerlermiş.
 
Bin dokuz yüzlü yıllarda “Hacı Osman Bey” adlı bir Eşmekaya beyinin maiyetinde “Benli Zarife” adıyla tanınan çok güzel bir oyuncu kadın varmış... Türkü ona yakılmış (Kaynak: Mazhar Sakman). Mazhar Sakman’ın türkü defterinde yukarıdaki nakarat ek olarak şu nakarat yazılıdır;
 
       Evlerim evlerim hanay yüksek evlerim
       Hanay yüksek evlerimde deli gönlüm eğlerim


https://www.youtube.com/@tahirsakman-Konya


https://youtu.be/xvu3tj1EtrU?si=WejBYse9nC3NVT_x

 
TAHİR SAKMAN
 
 
 


17 Ocak, 2026

ATATÜRK’E SÖZ VERDİK!


 

ATATÜRK’E SÖZ VERDİK!
 
Biz Atatürk’e söz vermişiz…
 
“Onu görmesek de" diyemem çünkü biliyoruz ki o ve kahraman silah arkadaşları olmasaydı bugün asla özgür olamayacaktık…
 
Eserlerini görmekten öte yaşıyoruz: Cumhuriyetin tüm kurumlarıyla, vatanın her karışında, bayrağımızın dalgalandığı her yerde onun ismi, onun resmi yüreğimizdedir…
 
Ben, yolumu Atatürk ilke ve inkılaplarına göre çizdim ve bu rotadan asla şaşmayacağım.


Aslında bu yolu; Yüce Önderim Atatürk çizmiştir  ve kıyamete dek baki kalacaktır…
 
Tabii bu demek değildir ki 1930’ların dünyasına hapsolacağız; bilakis, tam aksine, uygarlığın gerektirdiği çağın donanımlarıyla daima ileriye; Türk Ulusunun bekası için kimseden icazet almadan, tam bağımsız, özgür Türkiye için çalışacağız.
 
Bu ülkede ezan dinmemişse, bayrak inmemişse, bunu Kuvayı Milliye’ye ve Cumhuriyetin kurucu kadrolarına borçlu olduğumuzu asla unutmayız.
 
Ulu Önderimiz Atatürk, yüce bir fikir olarak aramızda yaşamaktadır.
 
Biz, her baktığımız yerde onu ve silah arkadaşlarının eserlerini görmekle, her an onurlanıyoruz…  
 
O, Türk’ün atasıdır… Türklüğü yeniden ayağa kaldırmış, kurduğu devlete, Türk ismini vermiştir. Türk’ün olması gereken yeri göstermiştir.
 
Bizler Atatürk’e söz verdik; kurduğu Cumhuriyeti ilelebet yaşatmak boynumuzun borcudur…
 
TAHİR SAKMAN






 
 
 

16 Ocak, 2026

ÖLÜM GİBİ BİR ŞEY


 

ÖLÜM GİBİ BİR ŞEY


Konya kültüründe yaprak dökümü sürüyor…


Hayat; gerçeğini çok çarpıcı bir şekilde suratlarımıza çarpmaya devam ediyor. “Ne zaman unutsam adını/Ölüm gelir vurur tokadını” demiştim…


Ölüm; sürekli tokadını vururken… bir başka şiirimde de “ne çok ölüyoruz” demiştim… Ölümden miydi korkularımız yoksa yalnız ve bilinmez bir yolculuğa çıkmanın korkusu muydu bu?


Sonuçta, yalnızlaşıyoruz…


Onu ilk tanığımda, çocuk yaşlarımdan yeni yeni çıktığım yıllardı… 70’li yıllarda babamın Tevkifiye Caddesi’ndeki mütevazı saatçi dükkânına gelirdi. Gepegenç bir avukattı ve iş yerimizin karşısında bulunan Dedeler Hanı’nda büro açmıştı. Konya Kültür ve Turizm Derneği’nde Feyzi Halıcı’nın sohbetlerine de katılırdı.


İyi bir hukukçuydu ama bizler onun hukuk yönünden ziyade kitaplarıyla tanımaya başladık… Şiirleriyle ve düşünce kitaplarıyla ismini kalplerimize kazıdı… O şair kimliğini hiçbir zaman ön plana çıkarmayı istemedi, kendini hep gizledi… İşin hep mutfağında kalmayı tercih etti. Gençlere yol gösterdi, evindeki eşsiz kütüphanesinin kapılarını onlara açtı, yazar adaylarına rehberlik etti…


Uzun bir ömürdü… ama hangi ömür uzun olabilirdi ki? Şehir kültürüne kazandırdığı kitaplarla ölümsüzlüğün kapılarını aralamayı başarmış, sessiz ama vakur duruşlu bir can olarak gönüllerde yer etti… 82 yıllık ömründe okumaktan, çok okumaktan gözleri yorulmuştu; önce gözlerini bıraktı sonra bedenini…


Bugün Ali Uğur Gündem ağabeyimizi ebediyete uğurladık…


Şiirlerini kalbimize gömmedik; onları gökyüzünün saf bulutlarına emanet ederken, şehir yine aynı umursamaz tavırlarıyla savruluyordu…


Ali Uğur Gündem abimiz “Yorgun Ümitler” isimli kitabında seslenirken:


BİR ŞEY
 
Bu da bitti hatıralar
Dumanında seni saklar
Tutar nabzını gecenin
Gelir kanar gider kanar
 
Artık bitti her şey
Bir soru ki hayat
Ölüm gibi bir şey
 
Sanki şiirle son sözünü söylüyordu…


Ölüm gibi bir şey… Hayat; ölüm gibi bir şey işte…


TAHİR SAKMAN




 

“GİR AĞLA ÇIK AĞLA” KONYA

 


“GİR AĞLA ÇIK AĞLA” KONYA


Şimdi ağlama zamanı…

Yaşadığım ve sevdiğim şehrin mütedeyyin, muhafazakâr halkının önemli bir özelliği vardır… Cebine dokunmayacaksın…

Kim bu şehrin halkının cebine dokunursa kaybeder…

Sessiz sedasız gelen elektrik, su, doğal gaz faturaları can yakarken… Üstüne bir de emlak vergilerinin yüzde 500‘e varan artışı, tuz biberin de ötesine geçerek halkın canını acıtmıştır…

Doğal gaza ve elektriğe yapılan zamdan haberimiz yoktu ve nedenlerinin ne olduğu hakkında da hiçbir açıklama yok… Allah için sudan haberliyiz; zamlar ortalama üç ayda bir otomatiğe bağlandı…

Ve bir açıklama geldi ki evlere şenlik…

Barajlar kurumuş, şehre su vermek için yüzün üzerinde kuyu kazılmış ve bu kuyuların 84 adedi şehir içindeymiş… Sözü Ankara Belediyesi’ne getirip bak biz yaptık diyorlar… ama şehrin 84 yerinden oyulduğu gerçeğini de göz ardı ediyorlar.

Geçen haberlerde okumuştum; şehre 30 km mesafede obruk oluşmuş… Peki sizin açtığınız bu kuyular yarın bir obruk oluşumuna sebep olursa? Ovadaki çöküntülerden de ders alınmadığı görülüyor…

Yeraltı sularını çekmenin bir başka tehlikesi de sürekli görmezden geliniyor. Rezerv sularının yerine gelmesi 150 yıl sürüyormuş…
 
Bunu yapacağınıza tasarruf çağrıları yapsanız, kesintiler dahil tedbirler alsanız olmaz mı?


Bunu yapmıyorlar ama şehrin altına kuyular kazıyorlar, ne derece doğru… İlgili kuruluşlardan bir tavır almasını ve halka açıklama yapmasını bekliyoruz…

Emlak vergilerine gelince… Emekli maaşlarına, memur maaşlarına, asgari ücrete yüzde 500’e varan zam yapıldı da siz de ona dayanarak, enflasyon budur diye mi yaptınız? Vatandaşlar mevcut vergileri ödemekte zorlanırken, bunu nasıl ödeyecek hiç düşündünüz mü?

Konyalının cebine dokunursanız kaybedersiniz…

Mesele siyaset üstü… Böyle bir zam nerede görülmüş ki? Umarım halkın sesine kulak kapatılmaz ve zamlar geri alınır…

Değilse; “gir ağla, çık ağla” Konya…

TAHİR SAKMAN
 


15 Ocak, 2026

MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 50 ELMALARIN YONGASI



MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 50 ELMALARIN YONGASI

Bu eski kayıtta; Mazhar Sakman çalıp söylerken kendisine udi Cenap kendi ile kanuni Kazım Büyükşalvarcı eşlik ediyor.


https://www.youtube.com/@tahirsakman-Konya


https://youtu.be/8TusGIJwdDc?si=nImmnjd_kXcjY-Aa


TAHİR SAKMAN





GELDİ İSMET (PAŞA) GİTTİ CEHALET


GELDİ İSMET (PAŞA) GİTTİ CEHALET


Yani böyle bir lafa ne denir? Gaflet mi cehalet mi?


Sayesinde meclisinde oturduğunuz… eğer o insanlar; o meclisin kurulması ve yurdun selamete çıkması için kelle koltukta… hani seçim meydanlarında değil; savaş meydanlarında, yeri geldiği zaman göğüs göğse süngüyle mücadele ederek…


İki meydan muharebesi kazanarak “Türk’ün makus talihini yenmiş”, kulağının duyarlılığını yitirmiş, yetmemiş; Lozan’da bu ülkenin tapusunu yedi düvele rağmen kazandırmış bir kahramana kalkmışınız “geldi İsmet, gitti kısmet” diyebiliyorsunuz… Pes yani!


O İsmet gelmeseydi… Bugün siz o koltukta oturamazdınız dahası ne bayrağımız dalgalanırdı ne ezanımız okunurdu… İsterseniz kendinizi, “İsmet” diyerek her türlü nezaketten uzak hitap ettiğinizi sandığınız kişiyle bir kıyaslayın…


Bakın, İsmet değil; o, milletin “İsmet Paşa”sıdır, soyadını kazandığı iki büyük meydan muharebesinden almıştır, o İsmet İnönü’dür… Lozan’da dehası, sabrı ve kararlı duruşuyla Lozan’ın yani ülkemizin de mimarıdır.


Bir taraftan da tersine okumaya çalıştım…


İsmet Paşa geldiği zaman doğrudur; kimilerinin kısmeti kıyamete dek kesilmiştir.


Mesela kapitülasyonların, imtiyazların, din baronlarının, din tüccarlarının; halkın yüce duygularını istismar ederek onların sırtından geçinen asalakların elbette ki kısmeti kesilmiştir.





Bu konuda yerden göğe kadar hakkınız var beyim; vallahi de haklısınız billahi de…


İsmet Paşa’yla istiklalimiz gelmiştir, Türk aydınlanmasının önü açılmış, ülkemiz yedi düvele rağmen kazandığı özgürlüğünü, sanayi ve tarımda yapılan atılımlarla, çiftçilikten başka iş bilmeyen Anadolu insanının ticaret ve sanayi alanlarında önü açılarak kurulan fabrikalarda, Türk yükselmesine öncülük etmiştir…


Bu yüzden size kızamıyorum; kimlerin kısmetinin gittiğini bu vesileyle hatırlattığınız için belki de size teşekkür etmeliyim…


Geldi İsmet (Paşa) gitti cehalet… Minnettarız…


TAHİR SAKMAN
 
 

 

 

13 Ocak, 2026

TAKKELİ'DE KAR SESİ


 

TAKKELİ'DE KAR SESİ
 
Bugün öğleden sonra “Takkeli’de karın sesini duyunca” Altınapa Barajına doğru yollandım…
 
İyi ki de gitmişim… Hani ne zamandır özlediğimiz karı gördüm; Akyokuş’u geçip baraja yaklaşırken kar atıştırmaya başladı, zaten önceden yağmış ve her tarafı temiz, tertemiz beyaz bir örtüyle kaplamıştı… Konya kent merkezine yağmayan kar, buraları az da olsa örtmüştü…

 
Çocuklar gibi sevindim… Sadece ben de değildim sevinen; arabalarıyla gelen birkaç aile, çocuklarıyla kardan adam yapıp çoktan kar topu oynamaya bile başlamışlardı…
 
Umarım bu yağışlar az da olsa baraja bir can suyu olur; çünkü buna çok ihtiyacımız var…




 
Konya’ya kuş uçuşu 10 dakikalık bir mesafeye yağan kar nedense bu sene şehir merkezini sürekli teğet geçiyor. Bir kar yağsa; belki doğal gaza ödediğimiz… sahi sizin de şikâyetiniz vardı değil mi?
 
Bütün bir şehir şimdi feryat figan; kimisi doğal gazdan kimisi elektrikten, sudan… ama vatandaşların gerekçeleri asla sudan değil… Dikkate alınır mı?...
 
Bir de emlak vergileri var… Aşırı artışların olduğu söyleniyor… şahsen ben bakmaya korktuğum için bakamadım…
 
Asgari ücret, emekli maaşları, hayat pahalılığı, enflasyon vs. vs. … Liste uzadıkça uzuyor.
 
Bir kar yağsa hepsini unutup, sokağa çıkacağım, kar topu atacağım; halkın sesine kulak kapatan kim varsa…




 
Eskiden kış günlerinde kar küreyicileri olurdu; ellerinde fırın küreğine benzeyen küreklerle, toprak damlara çıkar karları kürerlerdi… Küremezseniz ne olur? Toprak, çorak toprakla kaplı damlar, karlar erimeye başlayınca “esnaf dükkânı, akmazsa damlar” sözü gereği damlamaya başlardı. Tabii bir de bu kerpiç evlerin karın ağırlığını çekemeyip çökmesi gibi bir tehlike de söz konusu olurdu. Çözümü basitti, karları küremek…
 
Kürenen karlar… Eski Konya fotoğraflarında görmüşünüzdür; evlerin boyuna kadar yükselen karların ortasında bir patika gibi yol açıp ilerlemeye çalışan Konyalıları… Aslında o kadar kar yağmıyordu ama damlardan kürenen karlar nedeniyle yığınlar oluşuyordu.




 
Bolluk ve bereket zamanlarıymış… Yemek destanı… Konyalı Şerife Hanım, Konyalıların taktığı isimle “Bülbül Hoca” geldi aklıma, rahmet olsun… Yemek Destanı’nda şöyle sesleniyor:
 
/Bihamdülillâh yedik nimet ve nanı
Bizim zamanımız bolluk zamanı/
 
Destanın mısraları arasında mı kalacak bu “bolluk zamanı?”
 
Öğleden sonra Altınapa Barajı ve etrafını beyaza bürüyen kar, akşamüzeri Konya’ya ulaştı… Ben bu yazıyı yazarken zaman zaman savrulan kar taneleri aslında buğday başaklarının müjdecisi…
 
Bizim gördüğümüz bu bolluk zamanlarını, gelecek kuşakların da görmesi ve tek dileğimizin kar tanelerinin arasında yitip gitmemesi, tek umudumuz…
 
Şehir beyaza bürünürken, umutlarımızı gelecek için hep diri tutuyorum…
TAHİR SAKMAN