OKULDAN
AZİZ NESİN’E KAÇMAK
Konya
Garı'nın karşısındaydı, bina hâlâ duruyor…
Eskiden
otelmiş, önce Maarif Koleji sonra Hastaş Koleji olarak şehrin eğitim ve öğretimine uzun yıllar
katkı sağladı. Özel bir okul olmasına rağmen sınavla alınıyordu. Bendeniz
sınavlara girmiş 6. olarak kazanmıştım. Modern bir okuldu, eğitim tam gündü. O
dönemde müdürü, babamın Konya Erkek Muallim Mektebi’nden arkadaşı Fuat Beydi…
Bir
gün dersimize girmiş beni sözlüye tahtaya kaldırmıştı. Sözlüden değildi korkum;
babamın arkadaşı olması nedeniyle “sorulara doğru yanıt veremezsem, ayıp olur”
korkusuydu…
Ama
hocam ezber sorularının tam aksine genel kültür soruları sorunca işim oldukça
kolaylaşmıştı… İlk yıl adaptasyon sorunları yaşamıştım; sınıf arkadaşlarımın
pek çoğu şehrin varlıklı ailelerin çocuklarıydı. Ekonomik olarak babamın işlerinin
bozulmaya başladığı dönemlerdi.
Yani
müzik dersinden de ikmale kalınmaz ki? Babam ne çok kızmıştı ki yerden göğe
kadar haklıydı; müzisyen bir ailenin çocuğu olarak hiç kimsenin kalmadığı
müzikten sınıfta kalmak… Hâlâ utanıyorum ama müzik öğretmenime de teşekkür
ediyorum, bana bir ders verdiği için…
Galiba
dersi hafife almıştım, onun için bırakmıştı. Blok flüt çalıyordum, bütünlemede
iki parça çalmış ve geçmiştim… Ama müzik öğretmenimin verdiği dersi ömür boyu
unutmayacaktım…
Kolejdeki
ikinci yılın sonunda babamın işleri tamamen bozulmuş, aile düzenimiz de çökmek
üzeydi, zar zor gittiğim okuldan babam beni alarak, Atatürk Kız Lisesi’ne
yazdırmıştı. Dönemin müdürü Nadire Hanım’dı…
Tabii
ben özel okuldan resmi okula geçince, okuldaki disiplin beni oldukça sıkmıştı…
Ciddi anlamda rahatsızlıklar geçirdim ve okulu asmaya başladım…
Okuldan
kaçtım ama nereye kaçtım?
Tam
bir ay Konya İlk Halk Kitaplığı’na gidip, okulun çıkış saatine kadar kitap okuyordum…
Şimdi bana bu çok enteresan geliyor; okuldan, kaçıp kitaplığa gitmek…
Ve
orada okuduğum kitaplar da… görevli memur, her seferinde istediğim kitabı duyunca
başını kaldırıp uzun uzun, düşünceli düşünceli bakardı da, ben nedenini uzun
yılar sonra anlayacaktım…
Aziz
Nesin’in kitaplarını okurdum, tam bir ay sanırım ne kadar kitabı varsa
okumuştum…
Bir
akşamüzeri okulun çıkış saatine denk getirip babamın Tevkifiye Caddesi’ndeki
saatçi dükkânına gittiğimde nereden geldiğimi sordu… Ben her şeyden habersiz,
okuldan dememle beraber tezgâhın üstünde duran ağzı açılmış bir zarf uzattı…
Atatürk
Kız Lisesi antetli bir kâğıtta, on beş gündür okula gitmediğim ve beş gün daha
gitmezsem sınıfta kalacağım yazılıydı…
Kıpkırmızı
olmuştum… Babam bir şey demedi sonra yine babamın Konya Erkek Muallim Mektebi’nden
sınıf arkadaşı olan ismini anımsayamadığım bir doktorun, Bedesten’de özel
muayenesine giderek rapor alıp, sınıfta kalmaktan kurtulmuştum…
Aşağıdaki linkteki, Aziz Nesin’le ilgili paylaşımı okuyunca bunlar aklıma geldi. Müthiş zekâsını ve
kabiliyetini, ülkenin geleceği için çocuklara vakfeden bir insanın ve okudukça
güldüren; güldükçe düşündüren bir insanın çok anlamlı yaşam öyküsünden bir
kesit, hepimize örnek olmalı…
İyi
ki o dönemlerde okuldan kaçıp senin kitaplarını okumuşum Aziz ağabey, kalbimizin
en nadide yerinde öykülerini hatırlıyoruz…
TAHİR
SAKMAN
Aziz Nesin
https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=pfbid0efUSxq3njk3XMKk6XGm457SUmHYYYaQ7HysJdh5a3i8FUiFF9ctH167DV2mNLga4l&id=100053321740020





















