YAŞAM SEVGİYLE BAŞLAR

01 Nisan, 2026

"İZMİR ELLİ"

 

"İZMİR ELLİ"



"İZMİR ELLİ"
İzmir merkezli bir haber sitesi olan tanik.net'te yayımlanan yazım... Konya ile İzmir arasında kurulan gönül bağlarımızı anlattım...


“İZMİR ELLİ”
 
“Yazıyla geçen bir ömür” de diyebilirsiniz aslında…
 
Özellikle bu alanı ben seçtim; yazılarımdaki yerel özelliği, evrensele açılan bir kapı olarak gördüm. Yereli olmayanın… toprağa kök salmayan ağaç; gökyüzüne, ışığa doğru başını nasıl yükseltebilir ki?
 
Küreselleşen dünyada yerelden daha özel ne olabilir? Milletlerin birbirine benzediği, kültürün aynılaştığı bir dünyada, korunması gereken en önemli değer “yerel kültür” değil midir? Yerel kültürü korursanız, “özgün insan”ı da korumuş olursunuz…
 
Yazılarımdaki yerellik… yani bendeniz, Konya âşığı bir insanım; yüreğimdeki fırtınaları bu şehrin kadim mirasına borçluyum. Bu coğrafya, yerleşik düzene ilk adımların atıldığı coğrafyadır. Çatalhöyük’te başlar bu yangın… Şiirlerim, öykülerim, denemelerim… her ne yazdıysam Konya’dır…
 
Dünya çok küçüldü; internet her şeyi anında paylaşmanıza olanak sağlıyor, böyle olunca da ha Konya ha İzmir… İnsan her yerde ‘özde’ aynı değil mi?
 
İzmir’in bende özel bir yeri vardır: Babam İzmir Muallim Mektebi’nde okumuştur. Abilerimden birisi müzik hayatına İzmir’de atılmış diğer abim İzmir’de uzun yıllar öğretmenlik yaptıktan sonra Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ni bitirerek Gültepe’de eczane açmıştır. Daha öncesi de var tabii, babamın ilk eşi İzmirlidir, halam, uzun yıllar İzmir’de, Karşıyaka’da yaşamıştır. Bendeniz de askerliğimin bir bölümünü Gaziemir’de tamamlamıştım. Yeğenlerim İzmir’de yaşamaktadır…
 
Konya’nın bazı köyleri için “İzmir elli” derler…
 
Özellikle kışın çalışmak için İzmir’e giden Konyalılar için söylenir bu deyim… Bu İzmir elli Konyalılar zamanla yerleşerek, İzmir’in ekonomik, sosyal ve kültürel hayatına katkılar sunmuşlardır. İnlice, Kozlu, Çalmanda, Yanekin, Hasan Şeyh ve çevre köyleri örnek olarak verebiliriz. Hatta Hasan Şeyh Köyü sakinleri bu durumu tersine çevirmeye başlamıştır. İzmir’in sıcak günlerinde bunalanlar, köydeki eski evleri restore ederek yazın köyün serinliğine sığınmaktadırlar. Bu tersine göç birkaç ayla sınırlı olsa da içlerinde önemli sayıda İzmirli bulunması da ayrı bir dikkat çekici konudur. Keza İzmir’de kurulu bulunan “Konyalı” dernekleri zaman zaman kültürel etkinlikler düzenlemektedir. atta HBu nedenle yazılarım onlar için sıladan gelen bir mektup olarak da değerlendirilebilir.
 
Bozkırın sert rüzgârlarını, İzmir’in imbat serinliklerine emanet edeceğimi de düşünebilirsiniz.
 
Şehirler büyüdükçe kozmopolitleşiyor ister istemez… Homojen yapılar bozuldukça dünün arayışına düşüyoruz. Dünün aydınlığını, yarınların ışığına yüklemek zorundayız. Dünya değiştikçe zaman… zaman hep aynı, zaman; insana göre farklı, doğaya göre farklı işlerken bizler aynı kalamayız ve değişim kaçınılmaz oluyor…
 
Şehirlerin ruhuna yolladığımız sitemlerin kaynağı aslında kendimizden başkası değil midir?
 
Her şehrin karakteri, insanlarının karakteridir ve şehirler insanlarıyla var olurlar. Şehirlere anlam yükleyen insanlarıdır… Ya, sizin anlamınız?
 
Konya… dıştan bakılanın tam aksine; muhafazakâr yapının altında gizli bir hazine gibi duran hoşgörü ve sevgi iklimi… Mevlâna olmasaydı… İbn Arabi Konya’da on yıl geçirerek üvey oğlu Şeyh Sadreddin Konevi’yi yetiştirmeseydi, ‘Horasan Erleri”, Oğuz Boyları bu şehri yurt tutmasaydı, Türkmen Kocası Yunus, “dünyanın merkezi burasıdır” diyen Nasreddin Hoca… Liste çok uzar. Selçuklu’nun kadim payitahtına, Selçuklu asırlarından beridir anlam katan bu insanlar olmasaydı, bu toprak böyle verimli olabilir miydi?
 
Platon… yani Eflatun-u İlahi, bu şehrin toprağına sinmiş bir isim… Şehrin her dokusunda ismi var; mezarının bile Konya’da Alâaddin Tepesi’ndeki Eflatun (kilise) mescidinde olduğuna inanılır… Konya Ovası’nın bir iç deniz olduğu ve “bir tedbirle bunu kurutarak” yerleşim alanına dönüştürdüğü söylenir. Şehir adını, kapılarına asılan ikonalardan almıştır… Tarih bu şehirde şekillenmiştir…
 
Hangimiz, coşkun bir Konya türküsü duyduğumuz zaman kıpır kıpır olmayız? Merhum Rıza Konyalı, Konya türkülerine ses vererek İzmirlilerin gönlünde taht kurmamış mıdır?
 
Çatalhöyük’te titreyen kalbim, Efes antik kentinde de aynı duygularla çarpar… Mevlâna Müzesi’nde kanatlanan ruhum, Meryem Ana’da aynı saflıkla kanat çırpmaz mı?
 
Ülkemizin her taşının altında efsanelerle beslenen, büyüyen bir kültür yatıyor. Köprü kurmak da duygularımıza, düşüncelerimize ve belki biraz da hayallerimize kalıyor.
 
Bir vesileyle uzun yıllar önce söylediğim bir şiiri sunarken, yaşantınızın şiir gibi değil; ‘şiir’ olmasını dilerim… Daha ne olsun?


ISLAK MEKTUPLAR
 
kaç uzar yıllara bu mektup
ak düşler pembe kâğıtta sıralı
yanmayı unutmuş bir ucundan
kalem tutuşmuş yürek yaralı
 
imbatlardan önce koşup gelen
ah izmir hayallerin sesidir
işte kordon işte konya arası
aşkların alevden nefesidir
 
üçüncü mevki umuttur basmane
fuarda kemandır kaşları körpecik
karşıyaka karşı değildir aşka
pembeden bir kızdır dans eder tepecik
 
sunulmuş yürektir zamana
bulutlara kazınır ıslak mektuplar
hiç yazılmamış gibi yeniden
yaşandıkça yazılır ıslak mektuplar

 
TAHİR SAKMAN 
 






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumlarınız kişisel haklara ve yasalara uygun olmalıdır, yorumlarınızdan dolayı sorumlu olacağınızı lütfen unutmayınız.