YAŞAM SEVGİYLE BAŞLAR

03 Haziran, 2026

KURBAN EDİLECEK NE KALDI SEVGİLERDEN BAŞKA


 


tanik.net'teki yeni yazım:


Tahir Sakman - Kurban edilecek ne kaldı sevgilerden başka


KURBAN EDİLECEK NE KALDI SEVGİLERDEN BAŞKA


Hepimiz kurbanız aslında…
 
Kimin, kime gücü yeterse bir şekilde üzerine çöktüğü bir dünyada yaşıyoruz. Bazen toprak bazen maden, en başta da petrol… Hepsinde de amaç belli; hırsın ve tamahın esir aldığı insanların ele geçirdiği güçleri kullanması ve daha çok para, daha çok güç… Sevgilerin yok edildiği bir kısır döngü…
 
Siyasî, iktisadî, dinî…
 
Eski bayramları anımsarız böyle günlerde… Kurban denildiği zaman nedense aklıma ilk gelen bıçakların bilenmesi oluyor, sonra koçlar, koyunlar; etinden sütünden faydalandığımız evlerimizin “sarı kız”ları, kınalı kuzuları…
 
Gelinlik süsler gibi rengârenk kurdelelerle süslenen kurbanlıkların önce evin çocuklarına sevdirilip sonra… sonra alınlarına parmak izli, feryat sesli kocaman bir nokta konulması… Neyse ki bu adetler artık yapılmıyor. Eline bıçak alanın sokağa fırladığı, sokakların kan izleriyle dolduğu o günler çok gerilerde kaldı. Yerel yönetimlerin gösterdiği alanlarda yapılıyor şimdi bu işler.
 
Konya’nın Sarıyakup Mahallesi’ndeki bağ evimizde ayrı bir curcuna olurdu… Bayram sabahı, sabah namazı camide kılındıktan sonra bayram namazı için kimileri başka camiye giderdi.
 
Bayram namazı kılınmadan önce imam uzun uzun anlatırdı namazın nasıl kılınacağını… Namaz kılındıktan sonra hutbe için minbere çıkardı. Hutbe uzarsa, cemaatten gizli bir homurtu yayılırdı: herkesin işi vardı, kurban kesilecekti…
 
Camideki bayramlaşmaya herkes katılmaz, acele adımlarla veya bisikletine binen eve koşardı… Kurban kesilip kavurma yapılmadan da bir şey yenilip, içilmezdi… Kurban etiyle oruç açar gibi, içinde karaciğer ve hatta akciğerin “dertsiz” tarafların da olduğu bol soğanlı kavurma yenilirdi.
 
“Allah için kurban, çölmek (çömlek) için kavurma…” denilmeden önce kurban etleri üç parçaya bölünüp; biri eve, biri ihtiyaç sahiplerine, bir parçası ise gelen misafirlere ikram için ayrılırdı…
 
Çok sonraları… İçi sırlı toprak çömleklere, kuşbaşıdan daha küçük doğranıp kavrulan etler doldurulurdu. Kelleler, paçalar (ayaklar) ütülür ve en kısa sürede tüketilirdi. Eğer kurbanlık büyükse sucuk, pastırma da yapılırdı. Çömlekteki kavurmanın yöremizdeki ismi kıymadır.
 
Uzun kış gecelerinin sonundaki “yat geberlik” yemeğinin hatırlı menüsündeki yerini alırdı, çömlekten kazılan kıymalar… Tabii bunu yanına Konyalının vazgeçilmezi “küflü peynir” ve doğal pekmez de “tandır ekmeği” eşliğinde sunulurdu.
 
Kuyruk yağının kavrularak, yağının sızdırılması sonucu elde edilen kakırdak (kıkırdak) da kahvaltılarda ve şehrin meşhur “yidi canlı” böreğinde, kıyma ve bol soğan doğranarak tüketilirdi.
 
Anam, yemeklerde tereyağını kuyruk yağıyla karıştırarak kullanırdı. O kuru fasulyelerin tadına doyulmazdı. Tabii bunlar; kolesterol, kalp ve damar rahatsızlıkları ortaya çıkmadan önceydi!
 
Şimdiki Konyalılar, bu lezzetleri tatmaktan uzaklar. Üzerine şiirler söylediğim yedi canlı börek çoktan unutuldu ama en azından “ekmek salması” hâlâ yaşıyor. Kavurma yapılırken, etin yağı çıktığı zaman dilimlenen tandır ekmekleri, kavurmanın içinde çevrilerek yağı emmesi sağlanır sonra kavurmalarla birlikte alınarak servis edilirdi ki biraz ağır da olsa muhteşem bir lezzettir. Konya fırın kebabının yanında yediğimiz kuru soğan, burada da imdadımıza yetişir, yağın ağırlığını alırdı.
 
Bayramın ilk günü bu işlere ayrılır, bayram gezmeleri ise diğer günler yapılırdı. Şimdi tatile gidiliyor ve ne ekmek salması ne kavurma ve ne de ateşte kızdırılan şişlerle, maşalarla ütülen kelleler var… hepsi dünde kaldı…
 
Şimdilerde insanlar birbirlerini boğazlıyorlar… Masum insanların, çocukların üzerine füze atmakla meşguller. Okullar, hastaneler bombalarla yıkılıyor. Bir devlet, emperyal emellerini deklare etmekten çekinmiyor. Başka ülkelerin yeraltı kaynaklarına çöküyorlar ve bütün dünya film izler gibi izliyor…
 
Asıl kurbanın aslında “insan” olduğunu herkes unutmuş görünüyor… Sufiler, kurban edilmesi gerekenin nefislerin olduğunu söylerler… Nefislerimizi kurban edebilseydik, başka bir dünyada yaşıyor olacaktık.
 
Nefislerimizi, hırslarımızı kurban edemiyoruz ama sevgileri kurban etmekten de çekinmiyoruz; tıpkı bir şiirimin dizeleri arasında kalan ve telaffuz etmekten bile korktuğumuz gerçekler gibi:
 
/bir hayalimiz yoksa tutunamıyorsak aşka
kurban edilecek ne kaldı sevgilerden başka/
 
TAHİR SAKMAN