tanik.net'teki yeni yazım:
KURBAN EDİLECEK NE KALDI SEVGİLERDEN BAŞKA
Hepimiz kurbanız aslında…
Kimin, kime gücü yeterse bir şekilde üzerine çöktüğü bir dünyada
yaşıyoruz. Bazen toprak bazen maden, en başta da petrol… Hepsinde de amaç
belli; hırsın ve tamahın esir aldığı insanların ele geçirdiği güçleri
kullanması ve daha çok para, daha çok güç… Sevgilerin yok edildiği bir kısır
döngü…
Siyasî, iktisadî, dinî…
Eski bayramları anımsarız böyle günlerde… Kurban denildiği zaman
nedense aklıma ilk gelen bıçakların bilenmesi oluyor, sonra koçlar, koyunlar;
etinden sütünden faydalandığımız evlerimizin “sarı kız”ları, kınalı kuzuları…
Gelinlik süsler gibi rengârenk kurdelelerle süslenen kurbanlıkların önce
evin çocuklarına sevdirilip sonra… sonra alınlarına parmak izli, feryat sesli
kocaman bir nokta konulması… Neyse ki bu adetler artık yapılmıyor. Eline bıçak
alanın sokağa fırladığı, sokakların kan izleriyle dolduğu o günler çok
gerilerde kaldı. Yerel yönetimlerin gösterdiği alanlarda yapılıyor şimdi bu
işler.
Konya’nın Sarıyakup Mahallesi’ndeki bağ evimizde ayrı bir curcuna
olurdu… Bayram sabahı, sabah namazı camide kılındıktan sonra bayram namazı için
kimileri başka camiye giderdi.
Bayram namazı kılınmadan önce imam uzun uzun anlatırdı namazın nasıl
kılınacağını… Namaz kılındıktan sonra hutbe için minbere çıkardı. Hutbe uzarsa,
cemaatten gizli bir homurtu yayılırdı: herkesin işi vardı, kurban kesilecekti…
Camideki bayramlaşmaya herkes katılmaz, acele adımlarla veya
bisikletine binen eve koşardı… Kurban kesilip kavurma yapılmadan da bir şey
yenilip, içilmezdi… Kurban etiyle oruç açar gibi, içinde karaciğer ve hatta
akciğerin “dertsiz” tarafların da olduğu bol soğanlı kavurma yenilirdi.
“Allah için kurban, çölmek (çömlek) için kavurma…” denilmeden önce
kurban etleri üç parçaya bölünüp; biri eve, biri ihtiyaç sahiplerine, bir
parçası ise gelen misafirlere ikram için ayrılırdı…
Çok sonraları… İçi sırlı toprak çömleklere, kuşbaşıdan daha küçük
doğranıp kavrulan etler doldurulurdu. Kelleler, paçalar (ayaklar) ütülür ve en
kısa sürede tüketilirdi. Eğer kurbanlık büyükse sucuk, pastırma da yapılırdı.
Çömlekteki kavurmanın yöremizdeki ismi kıymadır.
Uzun kış gecelerinin sonundaki “yat geberlik” yemeğinin hatırlı menüsündeki
yerini alırdı, çömlekten kazılan kıymalar… Tabii bunu yanına Konyalının
vazgeçilmezi “küflü peynir” ve doğal pekmez de “tandır ekmeği” eşliğinde
sunulurdu.
Kuyruk yağının kavrularak, yağının sızdırılması sonucu elde edilen
kakırdak (kıkırdak) da kahvaltılarda ve şehrin meşhur “yidi canlı” böreğinde,
kıyma ve bol soğan doğranarak tüketilirdi.
Anam, yemeklerde tereyağını kuyruk yağıyla karıştırarak kullanırdı. O
kuru fasulyelerin tadına doyulmazdı. Tabii bunlar; kolesterol, kalp ve damar
rahatsızlıkları ortaya çıkmadan önceydi!
Şimdiki Konyalılar, bu lezzetleri tatmaktan uzaklar. Üzerine şiirler
söylediğim yedi canlı börek çoktan unutuldu ama en azından “ekmek salması” hâlâ
yaşıyor. Kavurma yapılırken, etin yağı çıktığı zaman dilimlenen tandır
ekmekleri, kavurmanın içinde çevrilerek yağı emmesi sağlanır sonra kavurmalarla
birlikte alınarak servis edilirdi ki biraz ağır da olsa muhteşem bir lezzettir.
Konya fırın kebabının yanında yediğimiz kuru soğan, burada da imdadımıza
yetişir, yağın ağırlığını alırdı.
Bayramın ilk günü bu işlere ayrılır, bayram gezmeleri ise diğer günler
yapılırdı. Şimdi tatile gidiliyor ve ne ekmek salması ne kavurma ve ne de
ateşte kızdırılan şişlerle, maşalarla ütülen kelleler var… hepsi dünde kaldı…
Şimdilerde insanlar birbirlerini boğazlıyorlar… Masum insanların,
çocukların üzerine füze atmakla meşguller. Okullar, hastaneler bombalarla
yıkılıyor. Bir devlet, emperyal emellerini deklare etmekten çekinmiyor. Başka
ülkelerin yeraltı kaynaklarına çöküyorlar ve bütün dünya film izler gibi
izliyor…
Asıl kurbanın aslında “insan” olduğunu herkes unutmuş görünüyor…
Sufiler, kurban edilmesi gerekenin nefislerin olduğunu söylerler… Nefislerimizi
kurban edebilseydik, başka bir dünyada yaşıyor olacaktık.
Nefislerimizi, hırslarımızı kurban edemiyoruz ama sevgileri kurban
etmekten de çekinmiyoruz; tıpkı bir şiirimin dizeleri arasında kalan ve
telaffuz etmekten bile korktuğumuz gerçekler gibi:
/bir hayalimiz yoksa tutunamıyorsak aşka
kurban edilecek ne kaldı sevgilerden başka/
TAHİR SAKMAN