BİR FİNCAN GÖKYÜZÜ
tanik.net'teki yazım:
BİR
FİNCAN GÖKYÜZÜ
“Abi,
valla benim suçum yok! Bütün kabahat şu yıldızda... O yıldız öyle bakmasaydı,
vallahi de billahi de ekmek, Kur’an çarpsın, iki gözüm önüme aksın; o yıldız
gülmeseydi, tebessüm eden rüzgârların kenarında ağlamayacaktım… Gölgelerime
bıçaklar sokup katilimi ihbar etmeyecektim. Kendimi adam yerine koyup adam gibi
yaşamayacaktım. Bütün suç, abi, şu yıldızda; her gece yoluma çıkıp kanıma
batırır ışıklarını. Öyle çok konuşur ki aslında hiç konuşmaz; susarken konuşur
o. O dediysem, o benim… Aslında siz de bensiniz; farkında mısınız? O yıldızı
susturduğumda ben hiç konuşmuyor olacağım ve siz artık o yıldızın ışıklarında
dans edeceksiniz, hayallerinizle... Hayal, hayalleriyle dans edecek! Çok
gülerim artık… Aslında gülen; gülünendir ve geceye düşerse ışıklarınız...
“Şey,
hani” diyorum ki “bizde kalmamış da annem gönderdi; bir fincan ödünç gökyüzü
verir misiniz?”
Hatırlar
mısınız:
Hani bir
zamanlar; komşunun komşu olduğu zamanlar canım… komşuluğun ötesinde; can
olduğu, derman olduğu zamanlar? Evde eksik, gedik olduğu zaman tamamlayan, açık
kapı gördüğü zaman örten komşuların dönemini? Eğer yemek kokarsa yedi komşuya
dağıtıldığı?..
Ocakta
yemek pişerken yağın yetmediği, çay içerken şekerin bittiği hatta eve misafir
geldiği zaman kahvenin olmadığı… Sofrada ekmeğin yetmediği…
Ama ne
gam; komşular vardı, komşu gibiydi hepsi de…
/Komşu
gibi komşular vardı
Her
derdimize koşardı/
Annem
hemen elime bir fincan tutuşturur, komşuya yollardı:
“Hatçe
teyze bizde kalmamış da annem gönderdi…”
Sonra
alınan misliyle bir vesile ile iade diyemem; çünkü karşılıksızdı her şey belki
hediye veya paylaşmak daha doğru bir tanım olacak…
O
geçtiğimiz yollar artık bize çok uzaklardan el sallarken, mazinin sisleri
kulaklarımıza yeni şarkılar söylüyor…
Bırakın o
komşuları, fincanların bile huyu değişti… kimisi büyüdü kimisi french press
mahkûmları gibi…
Bir
yüreğimiz kaldı geriye, bir de solumaya çalıştığımız hava, şimdilik bedava!
Ve
bizler, gri bir gökyüzünün altında dünden kalan bir şarkı gibi elimizde kulpu
kırık bir fincan ile dolanıyoruz, annemizden yadigâr kalan bir sesle:
“Şey,
hani” diyorum ki “bizde kalmamış da annem gönderdi; bir fincan ödünç gökyüzü
verir misiniz?”
TAHİR
SAKMAN
https://tanik.net/bir-fincan-gokyuzu/3446
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorumlarınız kişisel haklara ve yasalara uygun olmalıdır, yorumlarınızdan dolayı sorumlu olacağınızı lütfen unutmayınız.