tanik.net'teki yeni yazım:
TAHİR SAKMAN
YAŞAM KÜLTÜR SANAT EDEBİYAT
16 Mayıs, 2026
15 Mayıs, 2026
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 77 FIRIN ÜSTÜNDE FIRIN 2. KAYIT
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 77 FIRIN ÜSTÜNDE FIRIN 2. KAYIT
Mazhar Sakman'ın kaynaklık ettiği bu türkü, İzmir Radyosu'nun bağlama üstadı Yılmaz İpek tarafından notaya alınarak TRT repertuvarına kazandırılmıştır.
Mazhar Sakman 12 telliyle çalıp söylerken udi Cenap Kendi ile kanuni Kazım Büyükşalvarcı eşlik ediyor.
Mazhar Sakman - Fırın üstünde Fırın
TAHİR SAKMAN
14 Mayıs, 2026
DENİZLER DOLU UFKUMUZ
tanik.net'teki yeni yazım:
Tahir Sakman - Denizler dolu ufkumuz
DENİZLER DOLU UFKUMUZ
Ortaokul yıllarımdı, kolejde din dersi öğretmenimize bir soru sormuştum…
68 kuşağının mücadele yıllarıydı, biz henüz çocuktuk, aklımız ermiyordu ama radyolardan, gazetelerden öğrendiklerimiz, ismini duyduklarımız vardı. Soru da bunun üzerineydi. Çok basit bir soruydu aslında ama yanıtı oldukça güç olmalıydı ki…
“Deniz Gezmiş’in suçu ne, niye arıyorlar” demiştim… Oldukça tepki almış ve anlamıştım ki böyle sorular sormak tehlikeliydi… Bu sorunun yanıtını yıllar geçtikçe okuyarak, öğrenerek hatta yaşayarak öğrenecektim…
Bir hıdrellez günü, bahara merhaba denildiği bir günde üç fidan… Oysa binlerce fidan yeşerecekti…
Ülkemizi bazen anlamakta çok zorlanıyorum. Sürgünleri yolmakta üstümüze yoktur, sürgünleri yolmak yerine onları filizlendirip, ülkenin hayrına kullanma imkânı her zaman varken…
Boğazımıza bir şeyler düğümleniyor, diyemediklerimiz nefesimizi kesiyor. İlla ki bir ideolojiye mensup mu olmak gerekiyor? İnsanlar sizi kolayca bir ideolojik aidiyete sokup, kategorize edip hakkınızda peşin hükümler verebiliyor…
Çok uzun zamanlar öncesi… Konya’da, basın toplantılarını takip ettiğim dönemlerde bazı arkadaşlar ben geldiğim zaman “komünist Tahir geldi” diyorlarmış ve ben bunu birkaç yıl önce öğrendiğim zaman çok şaşırmıştım. Adım komünist Tahir’e çıkmış ama benim bundan haberim yoktu! Nasıl bir komünistlik yapmışsam!.. Sanırım toplumsal içerikli yazı ve şiirlerimden dolayı olmalıydı… Meğerse bir tek benim haberim yokmuş komünist olduğumdan...
Ya ondansınız ya bundan…
Ülkemizin yanındayız, aydınlıktan yanayız; tam bağımsız ve özgür yurttaşlar olarak, Yüce Atatürk’ün gösterdiği hedefe yürümek en büyük amacımızdır. İnancımız Atatürk’tür…
Pırıl pırıl gençlerimizi… Ankara Ulucanlar Cezaevi şimdi müze… Geçtiğimiz yıllarda gezmiştim, korkunçtu… Çıkışta beni karşılayan bir sehpa kanımı dondurmuş, günlerce etkisinde kalmış ve o masum ağacın hâl lisanıyla:
/dünyanın en talihsiz ağacıyım bendallarımda yeşerdi sonsuza üç fidan/ demiştim…
Onlar, taburelerini kendileri tekmeleyerek korkuyu,korkutmayı başarmışlardı.
Gençlerimizin ardından ağıtlar değil yaşam sevinci dolu aydınlık günlerin şarkılarını söylemeliydik… Umutlarımız hiç bitmedi; Denizler ufuklarımızı doldurdu, çünkü onlar hep bahardılar:
BAHARDILAR
Umudum sende çocuğum
Aydınlıktır yarınlar
Güneşin kucağında
Yok olur karanlıklar
Yeşerse de darağacı
Özgürlüktür tutkumuz
Sevgi barış türkümüz
Denizler dolu ufkumuz
Bahardı dikti başları
Yürüdüler sonsuza
Üç arkadaştılar
Yazıldılar yıldıza
Deniz Yusuf Hüseyin
Bir destandan kalanlar
Yarım kalmaz bu türkü
Nicesini çağırıyor analar
TAHİR SAKMAN
13 Mayıs, 2026
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 76 YÜRÜDÜ YÂR YÜRÜDÜ (CAMİNİN MÜEZZİNİ)
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 76 YÜRÜDÜ YÂR YÜRÜDÜ (CAMİNİN MÜEZZİNİ)
Konya oturak repertuvarında kısaca "caminin müezzini" diye de bilinen bu önemli türküyü Mazhar Sakman 12 telliyle çalıp söylerken, kendisine udi Cenap Kendi ile kanuni Kazım Büyükşalvarcı eşlik ediyor.
Mazhar Sakman - Yürüdü yâr yürüdü (Caminin müezzini)
TAHİR SAKMAN
TAHİR SAKMAN
12 Mayıs, 2026
81 YAŞINDAKİ GENÇ SANATÇI
tanik.net'teki yeni yazım:
81
YAŞINDAKİ GENÇ SANATÇI
Geçtiğimiz
cuma akşamı kelimenin tam anlamıyla bir rüzgâr estirdi; ötesi fırtınalar,
kasırgalardı…
Mustafa
Keser, usta sanatçılığını ilerleyen yaşına rağmen konuşturdu ve bir şeyi daha
gösterdi ki SKM’de (Selçuklu Kongre Merkezi); sanatçılar çınarlar gibi hep
ayaktadırlar, kalplerindeki fırtınaları toplumla paylaştıkça büyürler…
Tam iki
saat şarkı söyledi… aslında o söylemedi: ona eşlik eden binlerce Konyalı,
salonu duygusal bir yapıya dönüştürdü. Seyirci kitlesinin çoğunluğunu oluşturan
orta yaşın üzerindekiler, gençlik heyecanlarını hatırladılar hatta bastonla
gelenler bile vardı. Bu da Mustafa Keser’in, sanatın gücünü gösteriyordu
apaçık…
Enerjisine
hayran kalmamak mümkün değildi; sevenlerinin coşkusu da en az onunki kadardı,
salon adeta inledi… Türk Sanat Müziğimizin ölümsüz şarkılarını hep birlikte
yeniden söyledik.
İzmir’de,
İzmir Radyosu’nda önce enstrüman çalarak sanat hayatına başladığın anlattı
Sayın Keser, o dönemlerde büyük sanatçılara, Müzeyyen Senar’dan tutunuz ülkenin
kalbur üstü birçok sanatçısına çaldığını anlattı. Repertuvarının genişliğini
bildiğimiz Sayın Keser, şarkılarını yılların sahne performansıyla yansıtırken,
tekrar geleceğinin de sözünü verdi.
Halk
konserleri düzenleme fikrinin aslında geleceğe bırakılacak önemli bir miras
olacağının da hâl lisanıyla bizlere anlattı. Sanki “halka veda” konseriydi, sanki
jübile yapıyordu ama sanatın, sanatçının jübilesinin olmayacağının kendisi
canlı bir örneği gibiydi sahnede… Geçmiş zaman üstatlarından söz ederken,
kendisini de “merhum bestekâr adayı” olarak esprili bir şekilde takdim etti. Bu
arada anlattığı fıkralar ve konser esnasında kullandığı argo kelimeleri öyle
bir telaffuz etti ki hiç argoluğu kalmadı. O, 81 yaşındaki genç sanatçı,
yüreklerimizi tekrar, tekrar fethetti…
İzmir,
sanatçıya sahip çıkar ve bu konuda oldukça da vefalıdır. Aklıma hemen merhum
Rıza Konyalı geldi… Merhum Konyalı’ya, Konya’dan çok İzmir sahip çıkmış ve son
günlerini huzur içinde geçirmesini sağlamışlardı. Bu nedenle İzmir’e,
sanatsever bir Konyalı olarak bir teşekkür borcumuz vardır. Abim Vedat Sakman
da profesyonel müzik hayatına İzmir’de başlamıştır.
Meram
Belediyesi, Konevi Kültür Merkezi’nde Sanat Yönetmeni olarak çalıştığım
yıllarda iki büyük Konyalı ustayı; Rıza Konyalı ile Âşık Salihi’yi aynı sahnede
buluşturmuş ve yaşantılarından kesitler sunmuştum, tam bir belgeseldi…
“Unutursun diye” ve “Dayanılmaz bir çile” isimli şarkılarının yanı sıra pek çok
şarkısı ünlü sanatçılar tarafından okunan ve altın plak sahibi olan sanatçımızın
hayatta olması aslında bize büyük fırsatlar da sunuyor. Konya, en azından evladına olan vefa borcunu
göstermelidir…
Sanata ve
sanatçıya olan özlemini Konya, Mustafa Keser konseriyle göstermiştir. Bu şehrin
manevi ikliminin en başında müzik vardır. Mevlâna, “Fihi Ma Fih” adlı eserinde
meal olarak “Horasan’da kalsaydık zahitlik yapardık ama buraya geldik insanlar
bizden şiir istedi” diyor. İlk Askeri Tabilhane (askeri bando) Konya’da
kurulmuştur. Mehterhanenin temeli Selçuklu Konya’sında atılmıştır. Yine aynı
dönemde “düz bir borunun bükülerek enstrüman yapılması” Selçuklu Konya’sında
mümkün olmuştur. O dönemlerde böyle bir teknoloji Avrupa’da yoktur. (Konuyla
ilgili olarak merhum Mahmut Ragıp Gazimihal’in, Konya’da Musiki isimli eserinde
ayrıntılı bilgiye ulaşılabilir.)
Namaz
vakitlerde “nevbet davulu” çalınan bir coğrafyanın adıdır Konya… Mevlevi
Dergâhı esasen döneminin konservatuvarıdır, birçok sanatçı burada yetişmiş,
çağın çok ötesine seslenmişlerdir. Keza Mevlâna’nın da rebaba bir kiriş (tel)
ilave edecek kadar müzik bilgisinin olduğu gözden kaçırılmamalıdır.
Bu şehrin
mayasında müzik vardır; Konya türkülerinin sanat değerinin oldukça yüksek olduğunu
erbabı bilir; o türküler ki Orta Asya steplerinden kopup gelen sert rüzgârların,
Konya Ovası’nda, Konya oturaklarında vücut bulmuş halidir. Anadolu kökenli en
eski türkülerimiz yine bu coğrafyanın sahip olduğu en büyük sözlü
hazinelerimizdir.
Bu
nedenle Mustafa Keser’e gösterilen ilgi boşuna değildir; şehrin hafızasında yer
eden sanat aşkının görünür kılınmasıdır.
İki saat
sahnede kalmasına rağmen sahneyi terk etmemek için adeta direndi ne o bize
doydu ne biz ona… Bu müzik aşkıdır; Konya türkülerinin kaynak kişilerinden
merhum babam Mazhar Sakman’dan iyi biliyorum, ömrünün son günlerinde on iki
telliyi bile taşıyamayacak durumdayken, iki koluna iki kişi girip götürüldüğü
oturaklardan şafakta, horozlar öterken adeta dirilip geldiğine çok şahitlik
ettiğimden, Sayın Keser’in bu enerjisini anlamam oldukça kolay oluyor.
Konya,
Mustafa Keser’i bağrına bastı, Mustafa Keser de onları, yılların deneyimiyle,
şarkılarıyla kucakladı. Bu konserin tekrarı bir daha olur mu bilmiyoruz ama
temennimiz uzun yıllar Sayın Keser’i aramızda görmektir…
İyi ki
sanat var, sanatçılarımız var…
TAHİR SAKMAN
10 Mayıs, 2026
UTANMAYANLARIN YERİNE UTANMAK!
UTANMAYANLARIN YERİNE UTANMAK!
Bugün Konya tam baharı yaşarken Konyalılar da
kendilerini dışarı attı. Yeşil alanlar doldu taştı…
Biz de Altınapa Barajı’na doğru yollandık. Barajdaki su
seviyesi epey yükselmiş tabii ki çok sevindik ama…
Barajın etrafı koruma havzası olmasına rağmen, o kadar uyarı
tabelası olmasına rağmen yine de balık sevdalıların, mangalcıların istilasına
uğramış. Çadır kuranlara bile rastlıyorsunuz. Çevredeki çöp görüntülerine hiç
girmeyeyim.
Arkadaşlar, baraj şehrin en önemli su kaynağı,
evlerinizdeki musluklardan bu su akıyor zaman zaman… Ne yaptığınızı, neyi kirlettiğinizin
farkında mısınız? Siz, içtiğiniz suyu korumazsanız, kim koruyacak?
Barajı, Beyşehir’e doğru birkaç yüz metre geçince… Bu
gençler hep böyle yapıyor; büyüklere kötü örnek oluyorlar (!) büyüklerinin
kirlettiği doğayı temizleyip bir de branda asıyorlar, üstelik isimlerini de
yazmıyorlar!..
Ama öyle kibarca bir mesaj vermişler ki; ben utandım,
utanmayanların yerine!..
TAHİR SAKMAN
ZÜBEYDE ANNEMİZİN ELLERİNDEN ÖPERİM
ZÜBEYDE ANNEMİZİN ELLERİNDEN ÖPERİM
Hiçbir anne senin gibi, bir evlat armağan etmedi ülkeye…
Hiçbir anne senin gibi, vatan kurtaracak bir evlat yetiştirmedi… dahası hiçbir anne
senin gibi, sonsuza kadar yaşayacak bir ülkenin, bağımsız bir ülkenin, Türk
ülküsüyle gelecek asırlara damgasını vuran bir evlada hayat vermedi…
Onun için ona “annelerin annesi” diyoruz. O bizim
Zübeyde annemizdir, hepimizin annesidir…
Biliyorum ve eminim ki Türk Ulusunun bağrında nice
Zübeyde anne, tarih sahnesine çıkmak için sırasını bekliyor…
Zübeyde annemizin manevi şahsında tüm annelerin ellerinden
öperim. Bizim için her gün Anneler Günü’dür, her gün ellerinizden öperim.
TAHİR SAKMAN
08 Mayıs, 2026
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 75 ÜÇ GÜZEL OTURMUŞ İSKAMBİL OYNAR (NİZAMLAR) 2. KAYIT
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 75 ÜÇ GÜZEL OTURMUŞ İSKAMBİL OYNAR (NİZAMLAR) 2. KAYIT
MAZHAR SAKMAN-ÜÇ GÜZEL OTURMUŞ İSKAMBİL OYNAR (NİZAMLAR)
Konya türküleri içerisinde tarihi özelliği dolayısıyla
öne çıkan bu türküyle ilgili geniş açıklamayı İLK kaydının 22 Mayıs 2025
tarihindeki yayımında yapmıştım.
Türküyü dinlerken savaşın getirdiği yıkımların acısını
hissetmemek ne mümkün? Hüzünlü ezgisi
tarihimizden bir sayfayı açarken yüreklerimizin de dağlanmasına neden oluyor. Konya
oturaklarında bu türkü çalınırken insanların gözlerinden akıtmamak için
direndikleri yaşları, kalplerinin en derinlerine akıttıklarına sıkça şahit
olmuştum.
Türkü hakkındaki geniş açıklamaya aşağıdaki linkten
ulaşabilirsiniz:
https://tahirsakman.blogspot.com/2025/05/mazhar-sakman-turku-hazinesi-15-uc.html
TAHİR SAKMAN
07 Mayıs, 2026
KONYA’DA HIDRELLEZ
tanik.net'teki yazım:
KONYA’DA HIDRELLEZ
Hızır ile
İlyas peygamberin 6 Mayıs’ta buluştuğu gün olarak hafızalarımızda yer eden bugün
çeşitli etkinliklerle kutlanır…
Hızır
karada, İlyas denizde darda kalan insanların kurtarıcısı olarak inançlarımızda
yer etmiştir. Ve senede bir gün, 6 Mayıs’ta buluştuklarına inanılır. Orta Asya’daki eski inançlarımıza, İslami
motifler eklenerek, Hızır ile İlyas peygamberin katılmasıyla oluşan bir Türk
geleneğidir. Türklerin olduğu coğrafyalarda, baharın / yazın gelişiyle de
anlamlandırılarak kutlanır.
Konya’da Hızır’ın
atına binen insanların menkıbeleri çok konuşulur… Bunların başında da Ladikli
Ahmet Ağa gelir… Osmanlı’nın son dönemlerinde Arabistan çöllerinde askerlik
yaparken Hızır’ın atına bindiği ve göz açıp kapayıncaya kadar geçen bir süre
zarfında Konya’ya geldiği anlatılır. Esasen ümmi olan Ahmet Ağa’nın birçok dini
şiiri de vardır ve hakkında birçok kitap yayımlanmıştır. Günümüzde
Sarayönü’ndeki evi ziyaretçi akınına uğramaktadır.
Çocukluğumun
Konya’sındaki hıdrellez kutlamaları, şehrin en önemli folklorik, kültürel
etkinlikleri arasında yer almıştır. Bugün neredeyse tüm Konya’dan kırlara özellikle
Meram’a, Sille’ye, yeşil alanlara doğru bir akın başlar. O gün Konya’da kimseyi
evde bulamazsınız herkes yeşile koşmuştur. Nerede bir ağaç varsa altında
mutlaka bir Konyalı piknik yapıyordur.
Dünyaca
ünlü Meram bağları, çocuk sesleriyle cıvıl cıvıl bir renge bürünürken, ağaç
dallarına kurulan salıncaklarda gökyüzüne doğru bir yolculuk yapmak mümkündür.
Genç kızlar bugün daha özgür bir ortamda, açık havada eğlenirlerken anneler,
nineler de evde hazırladıkları yemekleri özellikle soğan kabuğuyla haşlanmış
yumurtaları, çeşitli yeşilliklerle şepitlere dürüm yaparak acıkanların imdadına
yetişirler.
Günümüze
ulaşan Cumhuriyet öncesi fotoğraflardan, şehirde eskiden var olan gayrimüslim tebaanın
da bu kutlamalara katıldığını, bu sevinci paylaştıklarını anlıyoruz.
Yetişkinlerin
de adresidir Meram bağları… İkindi üzeri daha kuytu köşelere çekilen Konyalılar,
coşkun Konya türkülerinin ahengine, doğanın nefesiyle eşlik etmenin heyecanını
yaşarlar. Havanın müsait olmadığı zamanlar ki ben birkaç kez hıdrellez de kar
yağdığını gördüm, böyle durumlarda bağ evlerinin misafirperverliğine sığınılır
ve eğlence horozlar ötene kadar devam eder.
O gün
bütün Konya; Meram’ın Sille’nin, Lalebahçe’nin, Kovanağzı’nın bağlarını
doldurur. Hâkim olan duygu; sevgidir, kardeşliktir. Köklü bir müzik geleneğine
sahip olan Konya, o gün türkülerini ayrı bir duyguyla söyler.
Hıdrellez,
şehrin hafızasında öylesine yer etmiştir ki esnafların bile çoğu işi bırakır,
hıdrellez kutlamasına gider. Dilekler dilenir, yardımlaşma üst seviyededir.
Kapılar çalınırsa asla boş çevrilmez mutlaka yardım edilir.
Hızır’ın
bastığı yerlerin hemen yeşerdiğine inanıldığından, gidenlerin arkasına bakılır,
Hızır’ın tırnaklarının da olmadığına inanıldığından yardım talep edenlerin ellerine
bakılır. Bugün bir verirseniz, size kırk olarak geri döner, bolluk ve bereketin
simgesidir Hızır… “Hızır el basmış” derler… Dualar Hızır’ın el basması
üzerinedir…
“Hızır’ı
yakalamak” diye de bir deyim vardır özellikle hıdrellez kutlamalarına gidenlere
sorulur… Bugün eli açık olma günüdür, cimriliğe asla yer verilmez. Ne kadar
harcarsanız misliyle size geri gelecektir.
Ne Meram
eski Meram, ne Sille eski Sille, ne de Lalebahçe, Kovanağzı… yeşillikleri beton
gölgelerine kurban edilmiş olarak melül mahzun bekliyorlar… Bir avuç da kalsa;
Meram’da, Sille’de yer bulamazsak bile en azından parklarda yine Hızır
arayacağız…
Nerede
bir yeşil görsek anlayacağız ki Hızır buradan geçmiş… Bir gün gerçekten Hızır
geçecek mi? O bolluk ve berekete her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.
Dünyanın kaos yaşadığı bu günlerde sembolik de olsa Hızır’ın dost elini
uzatmasını, barış getirmesini diliyoruz
Son
aydaki yağışlarla doğa inanılmaz canlandı, yeşilin her tonu Meram’da ve diğer
yerlerde bizleri bekliyor. Belki de Hızır, bu yıl Konya’dadır! Her gidenin
arkasından bakacağım; bastığı yerler yeşermiş mi diye!..
Her
nerede olursa olsun, ben hıdrellez kutlamalarını hiç kaçırmam. Konyalının mottosudur;
namaz, niyaz, boğaz… Bendeniz mottonun niyazla, boğaz tarafındayım, hiç
kaçırmam; yaprak sarması, su böreği, etli ekmek…
Eski bir
masalın, son perdesini anlatır gibi hissediyorum kendimi…
Ve bizler;
her şeye rağmen eski Konya’nın mütevazı ihtişamının anılarıyla, Selçuklu
asırlarından günümüze yadigâr kalan bir yaşantının izlerini sürmenin
mutluluğunu yaşıyoruz…
Ömrünüze,
aşınıza, işinize Hızır el bassın…
TAHİR
SAKMAN
05 Mayıs, 2026
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 74 KARABİBER AŞ OLMAZ (KARABİBER) 2. KAYIT
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 74 KARABİBER AŞ OLMAZ (KARABİBER) 2. KAYIT
Konya oturak repertuvarının bu hareketli türküsünün ikinci kaydında, solist ve divan sazı Mazhar Sakman, udi Cenap Kendi, kanuni Kazım Büyükşalvarcı birlikte çalıyorlar.
"Karabiber aş olmaz
Bundan ince kaş olmaz
Bundan ince kaş olsa
Hovardalar baş olmaz"
TAHİR SAKMAN
02 Mayıs, 2026
UYANIN DA TÜRKİYE'YE GİDELİM
Tahir Sakman-Uyanın da Türkiye'ye gidelim
UYANIN DA TÜRKİYE'YE GİDELİM
Bu aralar futbolla yatıp kalkıyoruz; “kim, kimi yenmiş, şampiyon kim, o pozisyon yüzde bin beş yüz penaltıydı, ah hakem ah, federasyon nerede?..”
Takımınız galipse… dünya güzelleşiyor birkaç gün, birkaç saat ama… Ev kirası düşmüyor, taksitler azalmıyor bir türlü…
“Öyle bir çaktı ki tam doksana…” Havalara uçuyoruz; pazara gidene kadar… Fiyatları görünce ayaklarımız yere basıyor ve golü aslında kimin yediğini düşünmeye çalışıyoruz…
General Franco’nun “Üç F”sinden biri; futbol… Tam da istedikleri gibi oynanıyor zaten… Milyon eurolar havalarda uçuşuyor; topa düzgün vuruyormuş! Oysa bizim sırtımıza her gün neler vuruluyor neler… İyi ki nefes almak bedava… alabilirseniz tabii; çünkü nefes de aldırmıyorlar!
Şampiyon mu oldunuz, tabii ki hakkınız, sabahlara kadar arabalarla turlar atıp korna çalmak! “Benzin fiyatları?” “Ne yani şampiyonluk indirimi yok mu? E, vallahi ayıp etmişler hem şimdi bunun sırası mı? Şampiyon biziz ya helal olsun!”
Olamadınız mı, alın size bir üzüntü mevzuu daha, dünya yıkılır tabii sizin takım şampiyon olamamışsa… “Eve ekmek, oğlana çizme, kıza ayakkabı… Nasıl alınacak şimdi? Servis ücretleri de ne kadar yükseldi böyle? Ah hakem yaktın bizi!”
“Bu hafta aldığımız galibiyetten haberi yok nedense! Yüce biberius yine zirveye oynuyor… Bizim takımda yok böyle santrafor… Ya domatese ne demeli, her maça salça olma huyundan bir türlü vazgeçmedi gitti.”
Top yuvarlak da hayat dört köşe mi? Kesin bir şey var; topu oynayanın hayatı dört köşe…
Topu oynayan da kazanıyor oynayamayan da… Ya tutarsa kolonları, hayallerinize bürünüyor, içinde bir tek siz yoksunuz. “Bir gol daha atarsak ücretlere zam yapılır mı?”
Aslında biz böyle çok iyiyiz, lay lay lom… “En büyük bizim takım, başka büyük yok!”
“O formayı “store”den alsaydım, yenilmeyecektik! Hanımın elbisesi artık öbür aya… Şunun şurasında bir maçımız var. Kombineler uçmuş… Olsun, bizim takım en büyük! Markete sonra mı gitsem, birkaç gün daha makarna yersek ölmeyiz değil mi? Bu deterjan fiyatlarına da ayar oluyorum; her gün zam yapılır mı ya hu?”
Dünya çok güzel, gol atınca daha da güzelleşiyor. Hayallerimiz çim sahalara gömülse de biz mutluyuz!
“O kadar yeniyoruz, enflasyon bir türlü düşmüyor. Çarşı, pazar ateş pahası, şampiyon bizim takım, çocuklar harçlık istiyor… Şu kasapla, manav var ya, bizim takımı sevmedikleri için ne zaman bir şey alacak olsam hemen zam yapıyorlar! Bunların yüzünden averajımız bozuldu?”
Bir an güzelleşiyor her şey, yoksa hiç uyanmasak mı, böyle iyi miyiz? “Bu “Var” hep bize mi var? Bir kere o buz gibi goldü, ne ofsaytı? Aidata bir daha zam yapılırsa ben de Var’a gideceğim!”
Hayalle gerçek birbirine karışıyor; taca çıkıyoruz, ofsayta düşüyoruz ve penaltılar bize kalıyor, vuruyor birileri; gol, gol, gol… Topla birlikte yapışıyoruz ağlara…
Her şey uyanana kadar; güneş doğunca ayın hükmü kalmıyor. Rüyaların hükmü, gün ışıyana kadar, uyansak mı ne? Haydi o zaman:
Uyanın da Türkiye’ye gidelim…
TAHİR SAKMAN
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











