TAHİR SAKMAN
YAŞAM KÜLTÜR SANAT EDEBİYAT
02 Şubat, 2026
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 55 BAHÇELERDE ENGİNAR (LEYLİM YÂR)
MAZHAR
SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 55 BAHÇELERDE ENGİNAR (LEYLİM YÂR)
01 Şubat, 2026
BİR HEDEFİ OLMALI TAKIMIN
BİR
HEDEFİ OLMALI TAKIMIN
Konyaspor
taraftarı heyecan ister…
Sıralamada
ortalarda olmak bizi bozar… Ya başa oynamalıyız ya da düşmemeye… Son yıllarda
yaptığımız en iyi şey de bu zaten; düşmemeye oynamak ve son maçta yırtmak…
Konya
gibi her türlü birikime sahip bir şehrin rakiplerini titretecek bir takım
çıkaramaması da enteresan… Sanırım biz Konyalılar olarak futbolu bilmiyoruz daha
doğrusu profesyonel anlamda öngörüsü yüksek yöneticilerimizin sayısı yeterli
değil…
Taraftar
tabii ki şakır şakır top oynayan goller atan bir takım ister…
Önceki
teknik direktörü yolladık ki başarısız da değildi hani, onun yanlışı zamanında
doğru transferler yaptırmamaktı… bunu da tam olarak bilemiyoruz belki de
yönetim yapmak istemedi…
Aklıma
başka şeyler de geliyor, mesela; geçmiş sezonlarda Rıza Çalımbay vardı sonra
İlhan Palut… adamları durup dururken yolladılar… Sonra Recep Uçar… lig
sekizincisiyken yolladılar, şimdi 13. sıradayız ve cidden korkuyoruz. Dokuz
maçtır galibiyet alamamışız…
Hoca,
Beşiktaş maçında 83. dakikadan sonra oyuncu değiştiriyor… İlahi Hoca, biraz
daha bekleseydin de maç bitince değiştireydin, acelen neydi? Sanki galip olan
biziz de öylesine değiştiriyoruz…
Ama
her hafta adrenalimiz yükseliyor, heyecan içinde hop oturup hop kalkıyoruz… Bu
hafta Göztepe maçı var şimdiden heyecan bastı beni… Bu arada Umut’u vermişiz
ama takas edeceğimiz futbolcu ayak diremeye başlamış…
Bir
Umut’umuz vardı elimizle verdik… Diğer umutlarımızı vermeyin bari, Göztepe maçına
kalbi zayıf olanlar gitmesin… Sanırım o maçta da galip gelemezsek Hoca istifa
eder, o maça kadar durursa tabii… Şimdi “tüm sorumluluk bende” diyor ama
gereğini yapmıyor… Bu da enteresan.
Hoca
ben olsam, takımı aldığım yere bakardım bir de getirdiğim yere ve gereğini
hemen yapardım…
Yine
içimizi titreten, şiir gibi top oynayan, şiirler söyleten bir takım görmek
istiyoruz…
TAHİR
SAKMAN
30 Ocak, 2026
OKULDAN AZİZ NESİN’E KAÇMAK
OKULDAN
AZİZ NESİN’E KAÇMAK
Konya
Garı'nın karşısındaydı, bina hâlâ duruyor…
Eskiden
otelmiş, önce Maarif Koleji sonra Hastaş Koleji olarak şehrin eğitim ve öğretimine uzun yıllar
katkı sağladı. Özel bir okul olmasına rağmen sınavla alınıyordu. Bendeniz
sınavlara girmiş 6. olarak kazanmıştım. Modern bir okuldu, eğitim tam gündü. O
dönemde müdürü, babamın Konya Erkek Muallim Mektebi’nden arkadaşı Fuat Beydi…
Bir
gün dersimize girmiş beni sözlüye tahtaya kaldırmıştı. Sözlüden değildi korkum;
babamın arkadaşı olması nedeniyle “sorulara doğru yanıt veremezsem, ayıp olur”
korkusuydu…
Ama
hocam ezber sorularının tam aksine genel kültür soruları sorunca işim oldukça
kolaylaşmıştı… İlk yıl adaptasyon sorunları yaşamıştım; sınıf arkadaşlarımın
pek çoğu şehrin varlıklı ailelerin çocuklarıydı. Ekonomik olarak babamın işlerinin
bozulmaya başladığı dönemlerdi.
Yani
müzik dersinden de ikmale kalınmaz ki? Babam ne çok kızmıştı ki yerden göğe
kadar haklıydı; müzisyen bir ailenin çocuğu olarak hiç kimsenin kalmadığı
müzikten sınıfta kalmak… Hâlâ utanıyorum ama müzik öğretmenime de teşekkür
ediyorum, bana bir ders verdiği için…
Galiba
dersi hafife almıştım, onun için bırakmıştı. Blok flüt çalıyordum, bütünlemede
iki parça çalmış ve geçmiştim… Ama müzik öğretmenimin verdiği dersi ömür boyu
unutmayacaktım…
Kolejdeki
ikinci yılın sonunda babamın işleri tamamen bozulmuş, aile düzenimiz de çökmek
üzeydi, zar zor gittiğim okuldan babam beni alarak, Atatürk Kız Lisesi’ne
yazdırmıştı. Dönemin müdürü Nadire Hanım’dı…
Tabii
ben özel okuldan resmi okula geçince, okuldaki disiplin beni oldukça sıkmıştı…
Ciddi anlamda rahatsızlıklar geçirdim ve okulu asmaya başladım…
Okuldan
kaçtım ama nereye kaçtım?
Tam
bir ay Konya İlk Halk Kitaplığı’na gidip, okulun çıkış saatine kadar kitap okuyordum…
Şimdi bana bu çok enteresan geliyor; okuldan, kaçıp kitaplığa gitmek…
Ve
orada okuduğum kitaplar da… görevli memur, her seferinde istediğim kitabı duyunca
başını kaldırıp uzun uzun, düşünceli düşünceli bakardı da, ben nedenini uzun
yılar sonra anlayacaktım…
Aziz
Nesin’in kitaplarını okurdum, tam bir ay sanırım ne kadar kitabı varsa
okumuştum…
Bir
akşamüzeri okulun çıkış saatine denk getirip babamın Tevkifiye Caddesi’ndeki
saatçi dükkânına gittiğimde nereden geldiğimi sordu… Ben her şeyden habersiz,
okuldan dememle beraber tezgâhın üstünde duran ağzı açılmış bir zarf uzattı…
Atatürk
Kız Lisesi antetli bir kâğıtta, on beş gündür okula gitmediğim ve beş gün daha
gitmezsem sınıfta kalacağım yazılıydı…
Kıpkırmızı
olmuştum… Babam bir şey demedi sonra yine babamın Konya Erkek Muallim Mektebi’nden
sınıf arkadaşı olan ismini anımsayamadığım bir doktorun, Bedesten’de özel
muayenesine giderek rapor alıp, sınıfta kalmaktan kurtulmuştum…
Aşağıdaki linkteki, Aziz Nesin’le ilgili paylaşımı okuyunca bunlar aklıma geldi. Müthiş zekâsını ve
kabiliyetini, ülkenin geleceği için çocuklara vakfeden bir insanın ve okudukça
güldüren; güldükçe düşündüren bir insanın çok anlamlı yaşam öyküsünden bir
kesit, hepimize örnek olmalı…
İyi
ki o dönemlerde okuldan kaçıp senin kitaplarını okumuşum Aziz ağabey, kalbimizin
en nadide yerinde öykülerini hatırlıyoruz…
TAHİR
SAKMAN
Aziz Nesin
https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=pfbid0efUSxq3njk3XMKk6XGm457SUmHYYYaQ7HysJdh5a3i8FUiFF9ctH167DV2mNLga4l&id=100053321740020
29 Ocak, 2026
MAZHAR SAKMAN 54 MERDİVENİN BAŞINDAYIM (TATAR)
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 54 MERDİVENİN BAŞINDAYIM (TATAR)
“Müstandık” veya “Tatar” ismiyle de bilinen, Konya oturaklarının bu naif türküsünü Mazhar Sakman 12 telliyle çalıp söylerken kendisine udi Cenap Kendi ile kanuni Kazım Büyükşalvarcı eşlik ediyor.
“Oğlun ifade de kızın müstandıkta [müstantik: sorgu hakimi]
Oturmuş bize çalım satar”
Gibi enteresan sözlere sahip. Türkü metninin tamamını, Tahir Sakman’ın, Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından dijital olarak yayımlanan “Türkü Hazinesi Mazhar Sakman” isimli kitapta bulabilirsiniz. Kitaba aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:
https://www.dijitalkitabim.com/kitaplar/konya/hatiratlar/mazharsakman/index.html
TAHİR SAKMAN
28 Ocak, 2026
ATATÜRK TEK ÖNDERİMİZDİR
ATATÜRK
TEK ÖNDERİMİZDİR
Aslı
astarı olmayan hikâyeler uyduruyorlar, yalan dolan gırla…
Bir
ülkenin bağımsızlığını kazanmasına en büyük vesile olan bir insanı… Çok
şaşırıyorum ve anlamakta zorlanıyorum: Bir ülkenin mimarını; bir büyük istiklal
savaşı vermiş, dünyanın ezilen halklarına örnek olmuş, bu uğurda canını siper
etmiş, gazi olmuş ama hiçbir zaman kendi başına bir karar almamış, mutlaka
milletin meclisinde tartışarak kabul ettirmiş bir dehayı…
Seçim
meydanlarında sallayarak değil; savaş meydanlarında hayatını ortaya koyarak, bu
uğurda şarapnel yemiş bir büyük adamı…
Yoksulluğun
diz boyu olduğu, devletin dağıldığı, ülkenin emperyalistler tarafından işgal
edildiği bir coğrafyayı hem de yokluklar içinde millete umut aşılayarak, Türk’ün
adını yücelterek, yeniden bir ulus yaratan bir insanı…
Hangi
millet acaba böyle bir insanın arkasından edep ve haya sınırlarını aşarak…
Ben
sizi anlamakta gerçekten zorlanıyorum; Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah
arkadaşlarının üstün azmi ve cesareti olmasaydı bugün bırakın yurtdışını; bir
ilden, bir ile gitmek için pasaport almak zorunda kalacağınızı nasıl
unutursunuz?
Aşağıdaki
haritayı iyi okumalısınız hatta okumaktan öte ezberinize alıp her aklınıza
geldikçe Yüce Önderimizin değerini bir kez daha anlayıp minnet ve şükran duymalısınız.
Cumhuriyetin
kurucu kadrolarına bir kez daha minnet ve şükranlarımı sunuyorum.
TAHİR
SAKMAN
27 Ocak, 2026
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 53 HAYDİN GİDELİM SAZLARA
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 53 HAYDİN GİDELİM SAZLARA
Mazhar Sakman tarafından yorumlanan türküye udi Cenap Kendi, kanuni Kazım Büyükşalvarcı eşlik ediyor. Konya oturak repertuvarının bu önemli türküsü hareketli bir ezgiye sahip.
Mazhar Sakman'ın Konya ağzıyla okuduğu türkünün metnine, Tahir Sakman'ın hazırladığı ve Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından yayımlanan "Türkü Hazinesi Mazhar Sakman" isimli eserde bulabilirsiniz. Kitaba ise aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:
https://www.dijitalkitabim.com/kitaplar/konya/hatiratlar/mazharsakman/index.html
TAHİR SAKMAN
26 Ocak, 2026
DAVOS’TA ZILMAK
DAVOS’TA
ZILMAK
Biz
eskiden zılardık…
Şimdi
zılmanın ne olduğunu da bilmezsiniz siz… Karda, buzda kaymanın şehirdeki adıdır
zılmak… Sadece karda, buzda mı, değil elbette; birine zarar vermenin de mecazi
adıdır, Konya’da; ayağını zıldırmak…
Alaattin’de
zılardık eskiden, bir de Larende yokuşunda… Larende yokuşu sizlere ömür; şehrin
tek yokuşuydu, ne istedilerse… Şehrin hafızasını yok etmekte üstlerine yok doğrusu…
Ne o eskiler kaldı ne o karlar, tabii zılmak da tarihe karışmak üzere… Bizlerin
de ayağı zılınca (!) kimse zılmayacak sanırım…
Böyle
bir zılma merakıyla, geçtiğimiz hafta içi, sisli ve soğuk bir Konya gününde en
azından kar görmek için Derbent’e yollandım… Doğrusu bu kadarını da
beklemiyordum…
Yine
çok enteresandır; Altınapa Barajı’na kadar yağmayan kar, barajdan sonra etrafı
az da olsa beyaza bürümüş. Tabii ki çocuklar gibi seviniyorum, hatta
torunlardan daha çok seviniyorum…
Barajdan
sonra Derbent yolunu çok severim hele kar varsa… Derbent, şehrin şirin bir
ilçesi… Eskiden buradan geçen özellikle tuz kervanlarını eşkıyadan korumak için
askerlerin beklediği bir geçitmiş. Görevleri tamamlanan askerlerin buraya
yerleşmesiyle oluşan bir ilçemiz. Dağlarında çam ormanları eksik olmaz, havası
da oldukça temizdir. İnsanı da haksızlığa karşı boyun eğmeyen bir yapıdadır ve
çalışkandır.
Derbent
göletinin suyu da kuraklıktan nasibini almış ve oldukça çekilmiş…
Derbent
kayak merkezinin açılışı yıllar önce yapılmıştı hatta merkez yapılmadan önce
dönemin belediye başkanının kayak merkezi yapılması için nasıl çabaladığına
yakından şahit olmuştum. Dönemin Derbent Belediye Başkanı Hamdi Acar’ın ifadesinden
Derbent’teki karın bir benzerinin Davos’ta bulunduğunu öğrenmiştik.
29
Ekim 2013 tarihinde Anadolu Manşet gazetesinde yazmıştım; Derbent’ten Davos’a….
Sadece kar da değildi Derbent’i çekici kılan; doğa yürüyüşçüleri, dağ bisikletçileri,
yamaç paraşütçüleri ve araba sevdalılarının off-road maceraları Derbent’te
kendine çekiyor… İster kendiniz zılın isterseniz arabanız, bisikletiniz… Burada
her yer müsait zılmak size kalmış…
Derbent’ten
yukarıya doğru tırmandıkça başı dumanlı dağların dumanları altında kalırken,
manzaranın eşsizliği nefesimizi kesiyordu. Bir başka dünyanın kapılarını
aralamıştık sanki… Asfalt yoldaki karlar temizlenmişti dolayısıyla araçlar için
bir sıkıntı söz konusu değildi. Aslında merkez hafta sonları açılıyormuş ama
sömestri tatili olduğu için hafta içi de açmışlar.
Aladağ
Kayak Merkezi’ne vardığımızda sadece Konya’dan değildi gelenler; Gaziantep,
Isparta. Antalya. İzmir, İstanbul, Ankara gibi illerimizden gelenlerin de
olduğunu görünce şaşırdım doğrusu… Tepenin tam üzerinde bir bina var ama
kapalıydı ve ne olduğunu kestiremedim. Bir altında ise çay ocağına benzer bir
yapı… manzarası çok güzel ama köy kahvesi desem değil, kafe desem hiç değil…
Neyse en azından çay içip, tost yiyebilirsiniz…
“Kayak
merkezi” dediysem öyle telesiyej tesisleri falan beklemeyin daha bireyse
çabalarla kaydıktan sonra düşe kalka tepeye geri tırmanmanız gerekiyor.
Belediye kızak kiralıyor saati 250 TL… Para vermek istemeyenler ise evlerinden
getirdikleri plastik leğenlere kurulup kar keyfi yapabiliyorlar. Büyük boy
poşetleri veya büyük naylonların üzerine oturup kayanların da keyfi ayrı
olmalı…
Benim
gördüğüm kadarıyla alan çok büyük değil ve daha çok bakıma ve tesise ihtiyaç
duyulduğu kesin. Ama ne olursa olsun Konyalının olduğu kadar çevre illerin de zılma
ihtiyacını giderdiği yer olarak dikkat çekiyor…
Tabii
Türk Milleti dağa çıkar da mangal yakmazsa ayıp olur… Sucuk ekmekçiler bir
köşeye çekilmişler…
Haydi
Konyalılar, plastik leğenlerinizi kuşanın, Aladağ Kayak Merkezi sizleri
bekliyor, başka yerde kar yok, burada zılmanın da keyfi bir başka oluyor, bakın,
dimedi dimeyin…
Davos’a
gidemiyorsunuz bari Derbent’e gidin asgari ücretliler (!)… Davos’ta zılmış gibi
olursunuz…
TAHİR
SAKMAN
24 Ocak, 2026
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 52 ELİF KIZIN MENDİLİNE MESTİNE (KABAK)
MAZHAR
SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 52 ELİF KIZIN MENDİLİNE MESTİNE (KABAK)
Daha
önceleri pek çok vesileyle hakkında yazılar yazdığım, ünlü folklorcu
hemşehrimiz, uzun yıllar “Türk Folklor Araştırmaları” dergisini yayımlayarak kültür
hayatımıza önemli katkılar sağlayan merhum İhsan Hınçer, 1953 yılında “Resimli Radyo
Dünyası” dergisinin 136. sayısında “Konyalı Biricik Saz San’atkârı Mazhar
Sakman” isimli haber röportajında radyolarda ısrarla istenen bir türküden söz
ediyor. Yazının tamamı blog sayfamdadır, linkten ulaşabilirsiniz:
https://tahirsakman.blogspot.com/2022/06/konyal-biricik-saz-sanatkar-mazhar.html
Makalede
söz edilen ve Merhum Sakman’ın, Sadi Yaver Ataman üstadın radyo programında
canlı olarak okuduğu bu türkü “Elif kızın mendiline mestine” diye başlayan ve yaygın
olarak bilinen ismiyle kabak türküsüdür. Mazhar Sakman yıllar sonra seslendiriyor.
Konya
oturaklarının önemli türküleri arasında yer alırken, serbest ritimli
kısımlarıyla da özel bir türkü olduğunu hatırlatıyor. Konya oturakların havasını
da yansıtan bu türkü günümüzde de hâlâ keyifle dinleniyor. Yoğun hüznün ve yaşama
sevincinin bir türkünün ezgileri arasına nasıl saklandığını bizlere gösterirken,
hayatın da aslında böyle olduğunu yeniden hatırlatıyor.
Konya
türkülerinin sanat yönünü de ortaya koyan türkü, kendisini defalarca dinlemeniz
için adeta kalplerimize davetiye çıkarıyor.
Serbest
ritimli kısımlardan sonra gelen usullü kısımları oldukça hareketli olan
türkünün metninde sanki geleceğin Konyalısına mesaj verir gibi şöyle
sesleniyor:
Kabağı
da boynuma takarım
Hovardayı
gözden çakarım
Senin
gibi Konyalıyı
Alır
gider pazarlarda satarım
Türkünün
Mazhar Sakman tarafından okunan tam metnine Konya Büyükşehir Belediyesi
tarafından dijital olarak yayımlanan “Türkü Hazinesi Mazhar Sakman” isimli
eseri Belediyenin internet sitesinden, aşağıdaki linkten indirerek ulaşmanız
mümkün…
https://www.dijitalkitabim.com/kitaplar/konya/hatiratlar/mazharsakman/index.html
TAHİR
SAKMAN
23 Ocak, 2026
KÜLTÜR VE TAŞ BİNA ÇELİŞKİSİ
KÜLTÜR VE TAŞ BİNA ÇELİŞKİSİ
Aslında bugün Konya Büyükşehir Belediyesi’nin, önceki
gün kültürel faaliyetlerle ilgili düzenlediği basın toplantısı üzerine
yazacaktım…
Ama toplantının düzenlendiği binanın, eski bir öğretmen
okulunun adını “Taş Bina” olarak değiştiren bir belediyenin kültürel
faaliyetlerini irdelemenin çok da anlamlı olmayabileceğini düşündüğümden…
Başka bir şey yazmama gerek kalmadı… Konyalının çok da
umurunda değil zaten…
TAHİR SAKMAN
22 Ocak, 2026
GAZETECİ
GAZETECİ
80’li yıllardan itibaren Konya basınının içindeyim…
Şiirle başlayan bir dostluktu bizimki… Merhum İbrahim
Sur ağabeyimizin sınırsız destekleriyle araştırma inceleme yazılarım daha sonra
günlük köşe yazılarına dönüştü… Uzun yıllar haftanın beş günü köşe yazdım.
Hafta sonları ise gezip dolaştığımız dağların yazılarını kaleme aldım. Şehrimizdeki
gazetecilerin en önemli isimlerinden Rıdvan Bülbül ağabeyimizle köşe komşusu
olarak onurlandım. Bu arada da belediyelerin basın toplantılarını takip etmeyi
hiç ihmal etmedim…
Özellikle, Yeni Meram gazetesi benim için üslubumu
geliştirdiğim yer olması nedeniyle benim için bir yazın okulu olmuştur. İbrahim
Sur’un yanı sıra merhum Yalçın Bahçıvan’a da teşekkür etmeliyim; çünkü o dönemde
gazeteler, gazete gibi çıkıyordu oldukça etkinlikleri vardı…
Şiir köşeleri en çok okunan yerleriydi gazetelerin…
Yeni Meram gazetesinin şiir köşesini Recep Hüner yönetiyordu sonra radyocu
oldu… Şiirimizin yayımlandığı günler, 5-10 gazete almak boynumuza bir borç
gibiydi… O dönemlerde Kemal Soylu, genç yaşına rağmen gerçekten gazetecilik
yapan önemli bir isimdi ki şimdi hâlâ öyledir. Sevgili Murat Dönmez de o
dönemlerde tanıdığım gazetecilerdendi…
Muhtar Bedir abimiz vardı bir de… Doğuştan kulağı
duymazdı, dolayısıyla konuşamazdı ama (çok enteresan) konserleri takip eder,
yazılar yazardı, rahmet olsun…
Yeni Meram, Yeni Gazete, Konya Postası, Yeni Konya,
Anadolu Manşet gibi etkin gazetelerde yıllarca yazdım. Anadolu Manşet
gazetesinde genel yayın koordinatörlüğü yaptım ki inanılmaz keyif aldığım bir
dönemdi. Merhum Sabri Altun gazeteyi bana emanet etmişti. Tam yetkiliydim.
Genel yayın yönetmenliği, yazı işleri müdürlüğü teklif etti ama ben mütevazı
olmasını istedim ve genel yayın koordinatörü olarak devam ettim. Unvanın benim
için bir önemi yoktu; önemli olan yaptığım işti…
Elimden fotoğraf makinesi hiç düşmedi. Hazır bültenlere
hiç itibar etmedim, yeri geldi bir günde, 5-6 basın toplantısını
haberleştirdim. Günün 24 saati çalıştım.
Gazetecilik; dünyanın en zor mesleklerinden bir
tanesidir. Dostunuz asla olmaz; yaptığınız haberler bugün dünyanın en iyi
haberi bile olsa yarın yeni bir haber yapmak zorundasınızdır. Bugün dünyanın en
iyi gazetecisi olsanız yarın yine sıfırdan başlarsınız. Eğer bu heyecan ve gözü
peklik içinizde yoksa asla yapamazsınız…Bu aynı zamanda bir bakış meselesidir; herkes
bakar ama gazeteci haberi görür, eleştirel bir gözünüz yoksa yapamazsınız.
Gazetecilik bir anlamda da muhalif olmak demektir. Gazetecilik
tarafsızlık değildir; halkın yanında, iyinin, doğrunun, dürüstlüğün yanında
taraf olmak, onların haklarını savunmaktır.
50 yıla yakın zaman diliminde çok şey yazdım… Yaptığım
haberleri tabii ki beğenmeyenler oldu ki bunlar benim meslekteki
nişanelerimdir…
“Başka haber bulamadın mı?” Haberin dokunduğu
insanların ilk cümlesiydi… İsimlerini de asla vermezler ama telefonda veryansın
etmeyi bilirler sadece… Yalan haber hiç yapmadım ama “her doğruyu söylemek
doğru değildir” sözünü çok yaşadım….
Yalakalık da yapmadım… Bilakis yeri geldi çok sert
yazılar yazdım… O dönemler başkaydı…
2000 yılıydı… “Basın özendirme” yarışmasında,
haber-röportaj dalında yılın en iyisi seçilmiştim…
O yıllarda Türbe Caddesi’ndeki saatçi dükkânım, şehirdeki
kültür adamlarının, gazetecilerin buluşma noktası gibiydi. Şairler, yazarlar,
araştırmacılar, akademisyenler hafta sonları mutlaka uğrarlardı… Merhum Yalçın
Dikilitaş da bendenize destek veren önemli gazetecilerden bir tanesiydi, rahmet
olsun… Yine merhum Seyit Küçükbezirci ağabeyimin bendeki yeri çok başkaydı… Onunla
ortak noktalarımız oldukça fazlaydı. Bana, köşe yazılarımdaki dobralığım
nedeniyle “Deli Tahir” derdi… Bir de "komünist Tahir" diyenler varmış
o dönemlerde ama ben bunu uzun yıllar sonra öğrenecektim... Meğerse
komünistmişim ama benim haberim yoktu!
Uğur Özteke’nin, Konya Gazeteciler Cemiyeti başkanı
olduğu dönemlerde cemiyete üyeydim… Sonra çıkarılmışım, nedenini bir türlü
öğrenemedim… Basın Konseyi kuruldu, ona üye olmuştum o da kendini feshetti…
Bunca emeğe ve kendimi kanıtlamama rağmen asla “ben
gazeteciyim” demedim. Çekirdekten yetişen gerçek gazeteci insanlara saygısızlık
olarak gördüm belki ama matbaa kokusunu tatmamış, haber yetiştirmenin ne
olduğunu bilmeyen de gazeteciyim diye gezmesin… Hazır basın bültenlerini alıp
veyahut ajansların haberlerine takla attırıp yazmak gazetecilik değildir.
Gazeteci; hiç kimsenin karşısında eğilmez, düğme iliklemez…
Benim için önemli olan ürettiklerimdi… İnsanlar
ürettikleriyle konuşmalılar…
Şimdi bakıyorum herkes gazeteci…
Konya Büyükşehir Belediyesi zaman zaman özellikle
kültürel konulardaki basın toplantılarına telefonla arayarak davet ediyor.
Hatırlanmak tabii ki güzel… Dünkü toplantıya katılmayı çok istememe rağmen
yoğun diş ağrısı nedeniyle katılamadım ama basın bültenini okuyup değerlendirme
yapmayı düşünüyorum.
Gazeteci kimsenin dostu değildir… O, kamuoyu adına
hesap soran insandır, kamuoyu oluşturan insandır… Basın, 4. kuvvettir…
Tetikçilik yapmak da gazetecilik değildir… Herkesle
aranız iyiyse… bir daha düşünün derim…
TAHİR SAKMAN
21 Ocak, 2026
TÜRK MUCİZESİ VEYA HAL-İ PÜR MELÂLİMİZ
TÜRK MUCİZESİ VEYA HAL-İ PÜR MELÂLİMİZ
“Sizi bilmiyorum” diyemem; çünkü görünen köy kılavuz
istemiyor…
Çarşı, pazar, market üçgeninde boğuluyoruz… Nefes almak
hangi bahara kaldı dersiniz veya şöyle sormak daha mantıklı; nefes alacağımız
bir Türkiye’yi, eski günlerdeki Türkiye’yi bir daha görebilecek miyiz?
Çok uzak değil; 10 yıl önce pazarda 100 lira harcamanız
mümkün değildi; şimdi ise… facia boyutlarına vardı iş; o altın gibi kıymetli
olan 1 liraların esamesi bile okunmuyor… Pazarda alacağınız pek çok sebze
meyvenin kilosu uçmuş… neredeyse yüz liranın altında bir şey yok! Her gün, her
şeye zam yapılıyor; nasılsa arayan soran yok… Devir fırsatçının devri sanki…
Marketle, pazarla da bitmiyor iş, bunun kirası var,
çocukların eğitimi, okulu, kılık kıyafeti… Haydi elektriği kıstınız, suyu
mahalle çeşmesinden hallettiniz ya doğal gazı ne yapacaksınız?
Sinema, tiyatro, konser, gazete, kitap… Sormaya
cesaretim yok, üzgünüm… Tatil desem hepten ayıp olacak…
Sabah kalkıyor mesela… Bak takdir ediyorum; 65 yaş
üzeri için otobüs bedava… Bedava otobüse biniyor, Kapı Camisi’nin etrafında
veya Kültür Park’ın banklarında vakit öldürüyor, cebinde belki de bir çay
parası yok… İkindi üzeri ekmek büfesinden ucuz ekmek alıyor (ekmeğin fiyatını
da takdir ediyorum) sonra yine bedava otobüse binip evin yolunu tutuyor…
Hayatından memnun değil (belki) ama buraya kadar ötesi yok; çünkü soru soracak
bir kültür edinmemiş.
Şikâyet etmiyor, soru sormuyor, bir talebi yok…
Avrupalı akranları dünyayı gezerken… galiba arıza bizde… veyahut bunun adı “Türk
mucizesi” olmalı…
Ahlaki çöküntü ise dibin de dibinde… Saygı, sevgi,
hoşgörü gitmiş yerine, intikam, taciz, kan gelmiş…
15 yaşındaki çocuğun cebinde bıçağın işi ne?
Evdeki pompalı tüfeği alıp…
Çocuklar bunlara nasıl kolayca erişebiliyor? Kullanmayı
nereden biliyorlar? Bana, bu yaşta, elime silah verseniz kullanmayı beceremem,
bu çocuklara kim öğretiyorsa, sorumlu da elbette onlar olmalıdır. Eğer cezai
ehliyetleri yoksa velisi de mi yok? Ebeveynlerinden hesap sorulamaz mı?
Çocuklarına sahip çıkmayan ailelerin vebalini, toplum değerlerine saygılı
insanlar mı çekecek?
Toplum kurallarına uymayan çocukların ebeveynleri
sorumlu tutulmalıdır… “Saldım çayıra, Mevlâ kayıra” anlayışı kesinlikle
yıkılmalıdır.
Sevgi dolu, çelebi meşrepli insanlarımıza ne oldu? “Efendilik”
yeniden başımızın tacı olabilecek mi? Korkmadan yürüyebileceğim sokağımı bana kim
geri verecek?
Ne yaptınız şehrime?
TAHİR SAKMAN
19 Ocak, 2026
HER YERDE KAR YOK!
HER YERDE KAR YOK!
Çocukluktan çıkmaya başladığımız yıllarda ünlü şarkıcı
Adamo Türkçe okumuştu: “Her yerde kar var…”
Keşke hep öyle olsaydı:
Bütün ülkeye yağan kar, bu yıl nedense Konya’ya
yağmıyor…
Şurada burnumuzun dibini, Akyokuş’u geçince beyaz örtü
içinizi ısıtırken, şehir çıplak, kuru, ayaz… Çok değil 5 yıl önce, 19 Aralık
2021 tarihinde inanılmaz bir kar yağmıştı; 24 saati geçen yağış şehirdeki
ağaçların kırılmasına yol açmıştı. Bendeniz de çıkıp Kültür Park’ta kar keyfi
yapmış ve bir video çekmiştim…
Yine böyle bir kar yağmasını bekliyoruz, içimizin
ısınması için başka bir seçeneğimiz yok. Bahara sevinçli, yaza mutlu ve bereket
dolu girmenin yolu kardan geçiyor…
Dileklerimiz kar ve yağmurun bol olması üzerine…
TAHİR SAKMAN
18 Ocak, 2026
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 51 EŞMEKAYA’NIN KAVAKLARI GÖLGELİ
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ
HAZİNESİ 51 EŞMEKAYA’NIN KAVAKLARI GÖLGELİ
Konya oturaklarının vazgeçilmez
türküleri arasında yer alan bu eser serbest usullü kısımlarıyla dikkat çekiyor.
Mazhar Sakman’ın otantik tavrıyla kayıtlarımızın arasında yer alan türkünün
metni de yine Mazhar Sakman’ın okuyuşu şekliyle şöyle:
EŞMEGAYA’NIN GAVAKLARI GÖLGELİ
(Yâr yâr ey) Eşmegaya’nın
(da) gavakları gölgeli (yâr yâr ey)
Yel vurdukça denizleri (deryaları)
dalgalı (aman aman) (2)
(Aman) Bugün
(de) efelerin başı gavgalı (yâr yâr ey)
Beyleri
beyleri (vay anam) Eşmegaya beyleri (aman aman)
Benleri
aklıma düştükçe yitiriyom evleri (aman aman)
(Yâr yâr ey) Karşıdan geliyor bir buhur deve (yâr yâr
ey)
Ağzında
yandağı (belâlım) yer geve geve (aman aman) (2)
(Aman) Gız Mevlâ’yı seversen gel bizim eve (yâr
yâr ey)
Benleri
benleri (vay anam) Zarife’nin benleri (aman aman)
Benleri
aklıma düştükçe şaşırıyom evleri (aman aman)
(Yâr yâr ey)
Karşıdan geliyor üş beş kır atlı (yâr yâr ey)
İçinizde
var mı Hacı Osman Bey adlı (aman aman)
(Aman) Nazlı yârimin cilvesi pek tatlı (yâr yâr
ey)
Beyleri
beyleri (vay anam) Eşmegaya beyleri (aman aman)
Benleri
aklıma düştükçe ağlarım geceleri (aman aman)
Bugün Aksaray ilinin Eskil ilçesine bağlı bir belde
olan Eşmekaya, eskiden Konya’ya bağlıymış ve kavakları kadar zengin hovarda
beyleriyle de meşhurmuş... Konya’nın Meram’dan sonra ikinci bir mesiresi gibi,
Konya’dan kalkıp gelen hovardalar, Eşmekaya beylerinin himayesinde günlerce
süren oturaklar düzenlerlermiş.
Bin dokuz yüzlü yıllarda “Hacı Osman Bey” adlı bir Eşmekaya beyinin maiyetinde “Benli Zarife” adıyla tanınan çok güzel
bir oyuncu kadın varmış... Türkü ona yakılmış (Kaynak: Mazhar Sakman). Mazhar
Sakman’ın türkü defterinde yukarıdaki nakarat ek olarak şu nakarat yazılıdır;
Evlerim
evlerim hanay yüksek evlerim
Hanay
yüksek evlerimde deli gönlüm eğlerim
https://www.youtube.com/@tahirsakman-Konya
https://youtu.be/xvu3tj1EtrU?si=WejBYse9nC3NVT_x
TAHİR SAKMAN
17 Ocak, 2026
ATATÜRK’E SÖZ VERDİK!
ATATÜRK’E SÖZ VERDİK!
Biz Atatürk’e söz
vermişiz…
“Onu görmesek de" diyemem çünkü biliyoruz ki o ve kahraman silah arkadaşları olmasaydı bugün asla özgür
olamayacaktık…
Eserlerini görmekten öte
yaşıyoruz: Cumhuriyetin tüm kurumlarıyla, vatanın her karışında, bayrağımızın
dalgalandığı her yerde onun ismi, onun resmi yüreğimizdedir…
Ben, yolumu Atatürk ilke ve inkılaplarına göre
çizdim ve bu rotadan asla şaşmayacağım.
Aslında bu yolu; Yüce Önderim Atatürk çizmiştir ve kıyamete dek baki kalacaktır…
Tabii bu demek değildir ki
1930’ların dünyasına hapsolacağız; bilakis, tam aksine,
uygarlığın gerektirdiği çağın donanımlarıyla daima ileriye; Türk Ulusunun bekası
için kimseden icazet almadan, tam bağımsız, özgür Türkiye için çalışacağız.
Bu ülkede ezan dinmemişse,
bayrak inmemişse, bunu Kuvayı Milliye’ye ve Cumhuriyetin kurucu kadrolarına
borçlu olduğumuzu asla unutmayız.
Ulu Önderimiz Atatürk, yüce
bir fikir olarak aramızda yaşamaktadır.
Biz, her baktığımız yerde
onu ve silah arkadaşlarının eserlerini görmekle, her an onurlanıyoruz…
O, Türk’ün atasıdır…
Türklüğü yeniden ayağa kaldırmış, kurduğu devlete, Türk ismini vermiştir. Türk’ün
olması gereken yeri göstermiştir.
Bizler Atatürk’e söz
verdik; kurduğu Cumhuriyeti ilelebet yaşatmak boynumuzun borcudur…
TAHİR SAKMAN
16 Ocak, 2026
ÖLÜM GİBİ BİR ŞEY
ÖLÜM GİBİ BİR ŞEY
Konya
kültüründe yaprak dökümü sürüyor…
Hayat;
gerçeğini çok çarpıcı bir şekilde suratlarımıza çarpmaya devam ediyor. “Ne
zaman unutsam adını/Ölüm gelir vurur tokadını” demiştim…
Ölüm;
sürekli tokadını vururken… bir başka şiirimde de “ne çok ölüyoruz” demiştim…
Ölümden miydi korkularımız yoksa yalnız ve bilinmez bir yolculuğa çıkmanın
korkusu muydu bu?
Sonuçta,
yalnızlaşıyoruz…
Onu
ilk tanığımda, çocuk yaşlarımdan yeni yeni çıktığım yıllardı… 70’li yıllarda
babamın Tevkifiye Caddesi’ndeki mütevazı saatçi dükkânına gelirdi. Gepegenç bir
avukattı ve iş yerimizin karşısında bulunan Dedeler Hanı’nda büro açmıştı.
Konya Kültür ve Turizm Derneği’nde Feyzi Halıcı’nın sohbetlerine de katılırdı.
İyi
bir hukukçuydu ama bizler onun hukuk yönünden ziyade kitaplarıyla tanımaya
başladık… Şiirleriyle ve düşünce kitaplarıyla ismini kalplerimize kazıdı… O
şair kimliğini hiçbir zaman ön plana çıkarmayı istemedi, kendini hep gizledi…
İşin hep mutfağında kalmayı tercih etti. Gençlere yol gösterdi, evindeki eşsiz
kütüphanesinin kapılarını onlara açtı, yazar adaylarına rehberlik etti…
Uzun
bir ömürdü… ama hangi ömür uzun olabilirdi ki? Şehir kültürüne kazandırdığı kitaplarla
ölümsüzlüğün kapılarını aralamayı başarmış, sessiz ama vakur duruşlu bir can
olarak gönüllerde yer etti… 82 yıllık ömründe okumaktan, çok okumaktan gözleri
yorulmuştu; önce gözlerini bıraktı sonra bedenini…
Bugün
Ali Uğur Gündem ağabeyimizi ebediyete uğurladık…
Şiirlerini
kalbimize gömmedik; onları gökyüzünün saf bulutlarına emanet ederken, şehir
yine aynı umursamaz tavırlarıyla savruluyordu…
Ali
Uğur Gündem abimiz “Yorgun Ümitler” isimli kitabında seslenirken:
BİR ŞEY
Bu da bitti hatıralar
Dumanında seni saklar
Tutar nabzını gecenin
Gelir kanar gider kanar
Artık bitti her şey
Bir soru ki hayat
Ölüm gibi bir şey
Sanki
şiirle son sözünü söylüyordu…
Ölüm gibi bir şey… Hayat; ölüm gibi bir şey işte…
TAHİR SAKMAN
“GİR AĞLA ÇIK AĞLA” KONYA
“GİR AĞLA ÇIK AĞLA” KONYA
Şimdi
ağlama zamanı…
Yaşadığım
ve sevdiğim şehrin mütedeyyin, muhafazakâr halkının önemli bir özelliği vardır…
Cebine dokunmayacaksın…
Kim
bu şehrin halkının cebine dokunursa kaybeder…
Sessiz
sedasız gelen elektrik, su, doğal gaz faturaları can yakarken… Üstüne bir de
emlak vergilerinin yüzde 500‘e varan artışı, tuz biberin de ötesine geçerek halkın
canını acıtmıştır…
Doğal
gaza ve elektriğe yapılan zamdan haberimiz yoktu ve nedenlerinin ne olduğu hakkında
da hiçbir açıklama yok… Allah için sudan haberliyiz; zamlar ortalama üç ayda
bir otomatiğe bağlandı…
Ve
bir açıklama geldi ki evlere şenlik…
Barajlar
kurumuş, şehre su vermek için yüzün üzerinde kuyu kazılmış ve bu kuyuların 84
adedi şehir içindeymiş… Sözü Ankara Belediyesi’ne getirip bak biz yaptık diyorlar…
ama şehrin 84 yerinden oyulduğu gerçeğini de göz ardı ediyorlar.
Geçen
haberlerde okumuştum; şehre 30 km mesafede obruk oluşmuş… Peki sizin açtığınız
bu kuyular yarın bir obruk oluşumuna sebep olursa? Ovadaki çöküntülerden de ders
alınmadığı görülüyor…
Yeraltı
sularını çekmenin bir başka tehlikesi de sürekli görmezden geliniyor. Rezerv
sularının yerine gelmesi 150 yıl sürüyormuş…
Bunu
yapacağınıza tasarruf çağrıları yapsanız, kesintiler dahil tedbirler alsanız
olmaz mı?
Bunu
yapmıyorlar ama şehrin altına kuyular kazıyorlar, ne derece doğru… İlgili
kuruluşlardan bir tavır almasını ve halka açıklama yapmasını bekliyoruz…
Emlak
vergilerine gelince… Emekli maaşlarına, memur maaşlarına, asgari ücrete yüzde
500’e varan zam yapıldı da siz de ona dayanarak, enflasyon budur diye mi
yaptınız? Vatandaşlar mevcut vergileri ödemekte zorlanırken, bunu nasıl
ödeyecek hiç düşündünüz mü?
Konyalının
cebine dokunursanız kaybedersiniz…
Mesele
siyaset üstü… Böyle bir zam nerede görülmüş ki? Umarım halkın sesine kulak
kapatılmaz ve zamlar geri alınır…
Değilse;
“gir ağla, çık ağla” Konya…
TAHİR
SAKMAN
15 Ocak, 2026
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 50 ELMALARIN YONGASI
MAZHAR SAKMAN TÜRKÜ HAZİNESİ 50 ELMALARIN YONGASI
Bu eski kayıtta; Mazhar Sakman çalıp söylerken kendisine udi Cenap kendi ile kanuni Kazım Büyükşalvarcı eşlik ediyor.
https://www.youtube.com/@tahirsakman-Konya
https://youtu.be/8TusGIJwdDc?si=nImmnjd_kXcjY-Aa
TAHİR SAKMAN
GELDİ İSMET (PAŞA) GİTTİ CEHALET
GELDİ İSMET (PAŞA) GİTTİ CEHALET
Yani
böyle bir lafa ne denir? Gaflet mi cehalet mi?
Sayesinde
meclisinde oturduğunuz… eğer o insanlar; o meclisin kurulması ve yurdun
selamete çıkması için kelle koltukta… hani seçim meydanlarında
değil; savaş meydanlarında, yeri geldiği zaman göğüs göğse süngüyle mücadele
ederek…
İki
meydan muharebesi kazanarak “Türk’ün makus talihini yenmiş”, kulağının duyarlılığını
yitirmiş, yetmemiş; Lozan’da bu ülkenin tapusunu yedi düvele rağmen kazandırmış
bir kahramana kalkmışınız “geldi İsmet, gitti kısmet” diyebiliyorsunuz… Pes
yani!
O
İsmet gelmeseydi… Bugün siz o koltukta oturamazdınız dahası ne bayrağımız
dalgalanırdı ne ezanımız okunurdu… İsterseniz kendinizi, “İsmet” diyerek her
türlü nezaketten uzak hitap ettiğinizi sandığınız kişiyle bir kıyaslayın…
Bakın,
İsmet değil; o, milletin “İsmet Paşa”sıdır, soyadını kazandığı iki büyük meydan
muharebesinden almıştır, o İsmet İnönü’dür… Lozan’da dehası, sabrı ve kararlı
duruşuyla Lozan’ın yani ülkemizin de mimarıdır.
Bir
taraftan da tersine okumaya çalıştım…
İsmet
Paşa geldiği zaman doğrudur; kimilerinin kısmeti kıyamete dek kesilmiştir.
Mesela
kapitülasyonların, imtiyazların, din baronlarının, din tüccarlarının; halkın
yüce duygularını istismar ederek onların sırtından geçinen asalakların elbette
ki kısmeti kesilmiştir.
Bu
konuda yerden göğe kadar hakkınız var beyim; vallahi de haklısınız billahi de…
İsmet
Paşa’yla istiklalimiz gelmiştir, Türk aydınlanmasının önü açılmış, ülkemiz yedi
düvele rağmen kazandığı özgürlüğünü, sanayi ve tarımda yapılan atılımlarla, çiftçilikten
başka iş bilmeyen Anadolu insanının ticaret ve sanayi alanlarında önü açılarak kurulan
fabrikalarda, Türk yükselmesine öncülük etmiştir…
Bu
yüzden size kızamıyorum; kimlerin kısmetinin gittiğini bu vesileyle hatırlattığınız
için belki de size teşekkür etmeliyim…
Geldi
İsmet (Paşa) gitti cehalet… Minnettarız…
TAHİR
SAKMAN
Kaydol:
Yorumlar (Atom)


















