tanik.net'teki yazım:
TAHİR SAKMAN - FİYAKALI MEZAR TAŞLARI
FİYAKALI
MEZAR TAŞLARI
İçinizde ne
var bilmiyorum…
Pazarlıklar,
hınçlar… ne biriktirdiniz?
Ermenekli Kel
Şair’i bildiniz mi? Hasan Rüştü…
1896 yılında
Ermenek’te doğmuş, aydın bir insanımız. Aydın olunca da sürgün kaçınılmaz olur
ve İzmir’e sürülür. İzmir’de meşhur hiciv ustası Şair Eşref’le tanışır ve Şair
Eşref, onun için şu dörtlüğü söyler:
/Yıkmaya
çalıştı pek çok rüzgâr
Etti Mevlâna
himaye yıkılmadı
İftihar etsin
vücudunla vatan
Ermenek’ten
senin gibi bir kel çıkmadı/
Sadece
Ermenek’te mi? Geçtim Ermenek’i, Konya’da bile hâlâ çıkmadı… Zaten bu gidişle
çıkacağı da yok, üzgünüm…
Şair Eşref
böyle der de bizim Kel Şair durur mu? Uzun yıllar önce Konya Bölge Yazma
Eserler Kütüphanesi Müdürü merhum Lütfi İkiz’den dinlemiştim, unutmadığıma hâlâ
şaşarım:
/Şair Eşref
‘seng-i kabri çalacaklar’ diyerek
‘Gelmesin
kabrime Allah için hiç kimse’ diyor
Ben ne taşta
ne toprakta değilim de yalınız
Kefenim
çalacaklar diye aklım gidiyor/
Kaderin
cilvesine bakın ki Şair Eşref’in mezar taşını çalarlar… Kel Şair'in kefeni
çalınmış mıdır, onu bilemem! Bendeniz ne kefen derdindeyim ne mezar taşı… Hani
Karaman’da meşhur hikâyedir:
Adamın karısı
ölmüş, kefen parası bulamamış, örtmedeki (Konya’da kerpiç evlerde bulunan gömme
dolap kapaksız olur ve bir perdeyle örtülürdü) basma perdeyi kefen yapmış ve
“Kefenin de pek allı güllü basmadan oldu Fadime’m ama idare et, bu yıllık da
böyle olsun” demiş… Sanki kadıncağız bir daha ölecek de gelecek yıl kefenin
iyisini alacak!
Hiç
takılmıyorum, bir beklentim de yok… Merhum Ferit Kam’ın, Süleyman Nazif için
söylediği şu dörtlüğü, tasavvuf erbabı çok söyler:
/Sağlığında
nice ehl-i hünerin
Bir tutam tuz
konmaz aşına
Önce
öldürürler onu açlıktan
Sonra türbe
dikerler başına/
Ne kefeniniz
ne mezar taşınız; üstümde mavi bir gökyüzü olsun sevgiden yeter, bir de
yıldızlar göz kırparsa… Hani, Nazım ne demişti:
/Yoldaşlar,
ölürsem o günden önce yani,
- öyle gibi
de görünüyor-
Anadolu'da
bir köy mezarlığına gömün beni
ve de uyarına
gelirse,
tepemde bir
de çınar olursa
taş maş da
istemez hani.../
Ne işim olur
ki? Nasıl ki bugüne kadar olmadı, bundan sonra hiç olmaz… Haydi size hayırlı
işler, bol güneşler… Bu şiir de bendenizden olsun:
ELEK UN
MESELESİ
sizinle ne
işim olur ki benim
hele bu
saatten sonra
eleği duvara
asmadım ama
unu çoktan
elemişim
felek bile
baş edemedi beni de
koyverdi
kendi halime
size kalsa
çoktan ölmüştüm
yaşarken
cehennemin dibinde
ne kefen
isterim sizden
ne fiyakalı
mezar taşı
hem cebi de
yok madem
şimdi yiyin
fırsat varken
yaşamın
içindedir benim yerim
yaşadım mı
yaşadım
dibi nerede
görünür bilemem
yine de
suyunu çıkarmayın derim
bilin gözüm
kalmaz arkada
doğa gibi
dostum varken
gam yok
ortada kalırsam da
tenim topraktır
ruhuma doğarken
TAHİR SAKMAN


Kaleminize bereket üstadım
YanıtlaSil