YARINA KAÇ VARSA

YARINA KAÇ VARSA
Burası, benim kendimi kapattığım fildişi kulelerim, cam
fanuslarım…
Sizin dünyanız buraya asla giremez… Burası;
saatlerimle, şiirlerimle, plaklarımla sadece bana ait bir dünya…
Bazen eski bir saatin tik taklarını yeniden duymanın
hazzını yaşadığım yer… Bazen de eski bir şarkının notaları arasında kaybolduğum
yer…
Bu oda benim mabedim; kendi kutsalımla baş başa,
yalansız, her türlü riyadan uzak sadece ben ve kendim…
Kitaplarımla gönül gönüle, gözlerimin izin verdiği
ölçüde okuyabilsem de orada olduklarını bilmenin huzuru… onların saf enerjisini
kalbimin derinliklerinde duymanın hazzı…
Yazılarımı yazdığım, şiirlerimi söylediğim ve en çok da
kendime sığındığım sığınağım…
Bu oda benim keyfim… Kahyası hiç olmadı, özgür, asi…
Ya kasetlerim? Eski dostlarım onlar; gökyüzüne serpilen
notaların çığlıkları… Bazen sarsalar da… hayat yeniden sarılamıyor değil mi? Köşeli
kurşun kalemle, kasetleri sardığımız gibi hayatlarımızı da yeniden sarabilseydik?
Sahi, sarmayı ister miydiniz, şöyle ilk gençliğimize
doğru, hangi yıllara gitmek isterdiniz, 80’ler, 90’lar… Milenyumdan sonra
bozuldu her şey…
Duvarda babamın 12 tellisi ve tamburu, eski günlerin ihtişamıyla gururlu ve gelecekte olası bir "Sakman"ın tellerine ses vereceğinin özleminde... Babaannem Vesile Hanım'ın, babamın ve benim fotoğraflarım... Kız kardeşim ressam Vesile Güzeloğlu'nun yaptığı resimler... babam yeniden gelip 12 telliye can verecekmiş gibi...
İlk pikabımızı annem, benim sünnetimde takılan paralarla
almıştı, para yetmemiş babam tamamlamıştı… Tevkifiye Caddesi’nde “Çalışır Ticaret”
vardı, dikiş makinesi satardı ağırlıkla… Kâmil Çalışır ağabeyden alıp bir hevesle
evdeki radyonun girişine takıp aynı plağı onlarca kez dinlemiştik…
Sonra plaklarımız çoğaldı… Yüksel Özkasap, Bedia
Akartürk, Neşet Ertaş… Orhan Gencebay çok sonraları…
Yine plak dinliyorum… gençlik heyecanlarım beni hiç terk
etmiyor; Erkin Koray, Nilüfer, Ajda Pekkan, Müzeyyen Senar, Cem Karaca, Kamuran
Akkor, Zeki Müren, Safiye Ayla…
Fanuslu saatlerin fanusları arasında zamanın öncesini
ve sonrasını dinliyorum…
Ben ve kendim, tek başına… “Tek başına” diyor Erkin
Koray sonra Vedat abimin kasetleri, cd’leri… “Yalnızlığım” diyor abim sonra
Zuhal Olcay “Yaşamak zorunda olduğum beraberliğim…” “ İlla sevdim” diyor bir
Vedat Sakman bestesinde Leman Sam…Ama favorim Kaptan’ın sözleriyle “Ayrılık da
sevdaya dahil…” Acılar da dahil mi usta?..
Bu dünyayı ben kurdum; hüküm benim ama söz söylemek,
plaklarda yaşayan sanatçıların; önlerinde saygıyla eğiliyorum…
Fonda Orhan abi “Rüyam hülyam benim dünyam” diyor…
Ama en çok da abimin sesi yükseliyor Nazım’ın
sözleriyle “Odada ikimiz” diyor; ben ve kendim…
Hükümran olan aslında sanatçılarımız, yazarlarımız, şairlerimiz,
iyi ki odamı doldurdular ve ben asla yalnız değilim…
Fildişi kulelerim, cam fanuslarım ve ben; “Odada ikimiz…”
Asla yalnız değilim; ben ve kendim hep baş başa, anıların ışığında yarına kaç
varsa artık…
TAHİR SAKMAN
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorumlarınız kişisel haklara ve yasalara uygun olmalıdır, yorumlarınızdan dolayı sorumlu olacağınızı lütfen unutmayınız.