DOMATES BİBER TANDIR EKMEĞİ
tanik.net'teki yazım:
DOMATES BİBER TANDIR EKMEĞİ
Hani, şu kolayı boykot edip yerlere döktüğünüz kadar İsrail tohumlarını
da boykot etseydiniz, bunlar başımıza gelmeyecekti!..
Bizim, Konya’da “yirli” dediğimiz o canım; ince kabuklu, mayhoş,
yedikçe yenilen, tadına doyulamayan “domatis”lerimiz, “domata”larımız
kaybolmayacaktı… Acaba ne kadar yerli ve milliyiz?..
Şimdi gençler ne bilsin; cam kenarlarında, bilmem kaçıncı kattan, hayatı
uzaktan seyrediyorlar, hiç “avar” yapmadılar ki? “Mandal”ın başına varıp…
mandal ne onu da bilmezler, onların değil bu kabahat; bizim… (Avar: çeşitli sebze
yetiştirmek. Mandal: Sebze ekili alanın bağımsız bölümleri...)
Mandalın başına varıp elinizde -haydi geçtim o anamın yaptığı tandır
ekmekten- fırından aldığınız bir somun ekmekle -bu arada tuzu unutmayın-
Konya’nın meşhur domatesini yediniz mi? Özellikle sabahları mis gibi havaya
karışan domatesin kokularıyla, ciğerlerinizi bayram ettirdiniz mi?
Sadece domates de değil elbette; üzerine şiirler söylediğim “baldan
tatlı”, “sırat köprüsünden ince” Konya’nın kıl biberlerini de dalından,
elinizle ve olabildiğinizce nazik olarak koparıp yemediniz ki?
Üzerine cila yapar gibi mis kokulu salatalıklarımızı dikine kesip,
tuzlayıp…
Hele hele gençler, nereden bilsinler ki gözlerini açtıklarından beri
aynı yavan şeyleri görüyorlar: Bayatlamış sloganlar, pahalılık, sosyal
adaletsizlik, mahalle baskısı; “o ne der, bu ne der, şu ne der” çekincesi
yüzünden sürekli “kısıtlı bir yaşam alanı oluşturma” çabasıyla yitip giden ömürler…
Bir şiirimde “korkumuz ölmekten değil / yaşayamamaktan” demiştim…
Gençler bilmiyorlar ki onlara değil sitemim, kendime; dedemden / babamdan ödünç
aldığım günleri, hovardaca tüketerek, torunlarıma daha ileri bir seviyede bırakamamanın
hüznü… bu vebalin altından nasıl kalkarız toplum olarak bilmiyorum!..
Bizler çok iyi günlerde yaşadık. Pahalılık vardı ama yardımlaşma da
vardı, üstünden gelebiliyorduk, enflasyonu bahane edip kazık atmıyordu kimse…
Şimdi her şeyi fırsat olarak görüp, zam üç geldiyse, on üç yapıyorlar… “Birbirimizi
kandırmanın kitabını yazıyoruz” desek yeridir!
Yoksulluk vardı ama yardım ederken fotoğraflar çektirmiyor, insanları
rencide etmiyorduk. Yaşam biçimlerimiz farklı olsa da hoşgörü içinde, hepimiz
dilediğince, başkasının özgürlük alanını ihlal etmeden yaşıyorduk. Camiye
gidenler, Kâbe’ye gidenler sosyal medyadan canlı yayın yapmıyordu…
Ahlak derseniz yerlerde, suç işleme ve yasaklı madde kullanma yaşı
sürekli düşüyor. Hele hele sevdiğimiz sanatçıların, kamu görevi vererek bel
bağladığımız insanların da bu tip haberlerle anılması karşısında yaşadığımız
hayal kırıklığını hangi cümle anlatabilir ki? Hapishane sayısı artarken eğitim…
“Ne eğitimi” dediğinizi duyar gibiyim!..
Şimdi gençler sadece bunları gördüğü için “hep böyleydi ve hep böyle
olacak” sanıyorlar!..
Bir orta direk vardı, toplumun emniyet supabıydı, çökerttik… Şimdi ya
zenginsiniz ya fakir. Siyasiler, seçim öncesi TV’lerde, halkın huzurunda
tartışırlardı. Kadayıf kızartanlar, şapka sallayanlar ki o fötr şapka, demokrasinin
simgesi gibiydi, her açık oturumda ülke sorunlarına nasıl çözüm getireceklerini
anlatırlardı. Renkli kişiliği olan insanlardı, naiftiler, kibardılar. Amerikan
ambargolarına kafa tutarak, yasaklarını kaldırıp, askeri üslerini kapatan
siyasilerimiz vardı.
Bize dikilen bu elbiseye, biz sığmayız… Zorla giydirilmeye çalışılan bu
elbise, bize asla uymaz ve uymadığını da yaşadıklarımız göstermektedir. Türk
Ulusu olarak bizler; gökyüzü elbisesi altında, ay yıldızın gölgesinde yaşamaya
alışkınız.
Yerli domatesten geldiğimiz nokta işte tam burasıdır: Kendi tohumunu
üretmezsen, yabanların tohumu önce tarlanı sonra ağız tadını bozar, farkına
vardığımız zaman ise artık çok geçtir.
Umarım daha çok geçmemiştir…
TAHİR SAKMAN
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorumlarınız kişisel haklara ve yasalara uygun olmalıdır, yorumlarınızdan dolayı sorumlu olacağınızı lütfen unutmayınız.