YAŞAM SEVGİYLE BAŞLAR

15 Temmuz, 2026

AŞKIN RENGİNE BÜRÜNEN KADIN


 

tanik.net'teki yeni yazım:


TAHİR SAKMAN- AŞKIN RENGİNE BÜRÜNEN KADIN


AŞKIN RENGİNE BÜRÜNEN KADIN
 
Bu şehir efsunlu bir şehirdir; burası âşıkların ana vatanıdır…
 
Âşık Şem’i boşuna dememiştir, “Ordadır âşıkların açık livası Konya’nın” diye… Bu aslında Çatalhöyük’ten beri böyledir, insanlık serüveninin başladığı topraklarda… Aşk; bu şehirden dünyaya dağılmıştır, ismini bile âşıklardan alan şehirdir Konya…
 
Hani efsanelerdeki o ilk Konyalı; sevdiği kızı, şehirdeki genç kızlara musallat olan ve her yıl birinin canına kıyan o canavara, aşkı adına karşı koyan ve sevdiği kızın canını kurtaran ve canavarı aşk adına, sevda adına yok eden Konyalı…
 
Şehir halkının, resimlerini ikonalara nakşedip şehrin duvarlarına asarak vefa borcunu ödediği sonra adını bu tasvirlerden alıp “İkonium” denilen şehir...  Şimdilerde Konya, bir diğer adıyla “Kâbetü’l -uşşak”; aşkın Kabe’si… Hz. Pir’e ev sahibi olmanın onuru…
 
Merhum Ahmet Kabaklı “Mevlâna” isimli kitabında söz eder; Çengi Tavus, Ziyaeddin Hanı’nda oyuncu bir kadındır ve şehirde ün yapmıştır. Lakabı gibi narindir ve dansı izleyenleri hemen etkisi altına almakta, tavus kuşu gibi görenleri büyülemektedir. Hz. Pir’i davet ettiğini ve Hazretin icabet ederek geldiğini de anlatır kaynaklar… Sonrası tam bu şehre yakışır bir hikâyedir.
 
Çengi Tavus, Mevlâna’yı görünce ah eder, feryadı figana başlar ve hakikatin aşkına yanar. Bu yanma öyle bir yanıştır ki Zümrüdüanka kuşu gibi her yanışında, küllerinden yeniden doğacaktır. Kendini inzivaya verir, dünyadan el, etek çeker. Meram’da bir hücrede zaman zaman yükselen ney sesi ondan haber veren tek sestir…
 
Bir gün ney susar… Koşarlar ama Tavus Ana sır olmuştur… Hücrenin içinde buldukları birkaç tavus tüyü onun hakikate erdiğini, beka âlemine doğduğunu anlatır…
 
Bugün Konya Meram’da, Tavus Baba ismiyle bir erkeğe izafe edilen türbenin aslıdır bu efsane…
 
Tahir ile Zühre’nin türbesi de bu şehirdedir. Bu şehir; bağrı yanmışların, âşıkların mekânıdır… Dün böyleydi de bugün farklı mı? “Irmağı takip edersen” der Mevlâna “denize ulaşırsın…”
 
Leyla aşkını bilmeyen Mevlâ aşkını nasıl bilir? Aşkın izi hakikate çıkar, aşkı takip edersen yolun hakikate çıkar… Bu şehirde âşıkların bayrağı daima açıktır. Âşıklar, dün olduğu gibi bugün de bu şehirde aşkın sancağı altında toplanırlar…
 
Aksaray, Ortaköy, Cumali köyündendir Sultan Özcan… Gönül bu ya, genç yaşta âşık olduğu öğretmeniyle evlenir, henüz 15 yaşındadır, hayatı tanımadan aşkı tanımıştır.
 
Aşkı tanımayan ne bilsin hayatı?
 
Eşi öğretmendir; Hakkâri sokaklarında gezerlerken kırmızılar giymiş bir kız görürler, eşi çok beğenmiştir. Kıskanır, ertesi gün gider kırmızı elbiseler alır. O gün bugün, kırmızıdan vazgeçmez.
 
Bir kitabımda yazmıştım: “Hayat aslında kırmızının tonlarından ibarettir…”
 
Her güzel şey biter, her masal biter; peki, aşk biter mi? Ya biterse aşk olur mu?
 
Sultan Hanım’ın evliliği biter, şiddet ve geçimsizlik ama asıl neden çocuğunun olmamasıdır. Önce köyüne döner sonra… Hani Âşık Şem’i ne demişti: “Ordadır âşıkların açık livası Konya’nın…” O da âşıkların bayrağı altına sığınır. Kırmızıdan başka giyinmez. Tepeden tırnağa “aşkın boyasıyla” boyanır. Konya sokakları onunla, aşka yeniden selama durur.
 
O, şehrin yeni Tavus Ana’sıdır… Aşkın rengiyle dolandığı sokaklarda ilk aşkının yolunu gözler, onun da kendisini sevdiğine inanmıştır, bir gün gelecektir… “Sultan Ana” derler ona, “kırmızılı kadın” derler… Şehir, onu gördüğü anda zamanı durdurur; çünkü o, aşk olmuştur ve aşk, saygı gerektirir. Bu bize Mevlâna’dan mirastır.
 
Âşıklara zaman, mekân ne ki? Yalan dünyada olmazsa, hakikate doğduğunda olacaktır… İlla olacaktır; aşkın gücüdür bu… Yeter ki siz aşka bürünün… Âşık olmayan ne bilsin?
 
Hz. Pir’e sormuşlar, “aşk nedir?”  Yanıt oldukça net, “ben gibi olursan anlarsın!” Aşk olmayan aşkı nasıl anlar?
 
Aşka bürünen kadın 74 yaşında sır oldu. Onun rengine bürünen kırmızı elbiseleri kalplerimize emanet. Bu şehrin ne ilk hikâyesidir bu ne de son… Burası âşıkların Kabe’sidir. Buradadır âşıkların yüzyıllardır dalgalanan bayrağı…
 
Konya toprağı bir âşığa daha bağrında yer verirken, gökyüzündeki nurdan ayak izleri yolunu aydınlatıyor, Yunusça; “ölürse ten ölür / canlar ölesi değil…” Konya’da yer yerinden oynadı toprağa emanet edilirken, sanki tüm Konya sözleşmiş gibi bu âşık kadına son vazifesi için gelmişti. Halk oradaydı, kırmızı giyen kadınlar da… Ateş kırmızısı karanfillerden toprak görünmez olmuştu. Âşıklar ölebilir ama aşklar asla…
 
Ey aşkın rengine bürünen kadın, Konya seni unutmayacak!..
 
TAHİR SAKMAN




 

 

 


3 yorum:

  1. Çok güzel, belgesel tadında bir anlatım. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
  2. Nilgün ...sufizen

    YanıtlaSil
  3. Tahir bey bir gün Konya da olmak istediğim mertebe ...mükemmel bir yorum ..

    YanıtlaSil

Yorumlarınız kişisel haklara ve yasalara uygun olmalıdır, yorumlarınızdan dolayı sorumlu olacağınızı lütfen unutmayınız.