81 YAŞINDAKİ GENÇ SANATÇI
tanik.net'teki yeni yazım:
81
YAŞINDAKİ GENÇ SANATÇI
Geçtiğimiz
cuma akşamı kelimenin tam anlamıyla bir rüzgâr estirdi; ötesi fırtınalar,
kasırgalardı…
Mustafa
Keser, usta sanatçılığını ilerleyen yaşına rağmen konuşturdu ve bir şeyi daha
gösterdi ki SKM’de (Selçuklu Kongre Merkezi); sanatçılar çınarlar gibi hep
ayaktadırlar, kalplerindeki fırtınaları toplumla paylaştıkça büyürler…
Tam iki
saat şarkı söyledi… aslında o söylemedi: ona eşlik eden binlerce Konyalı,
salonu duygusal bir yapıya dönüştürdü. Seyirci kitlesinin çoğunluğunu oluşturan
orta yaşın üzerindekiler, gençlik heyecanlarını hatırladılar hatta bastonla
gelenler bile vardı. Bu da Mustafa Keser’in, sanatın gücünü gösteriyordu
apaçık…
Enerjisine
hayran kalmamak mümkün değildi; sevenlerinin coşkusu da en az onun ki kadardı,
salon adeta inledi… Türk Sanat Müziğimizin ölümsüz şarkılarını hep birlikte
yeniden söyledik.
İzmir’de,
İzmir Radyosu’nda önce enstrüman çalarak sanat hayatına başladığın anlattı
Sayın Keser, o dönemlerde büyük sanatçılara, Müzeyyen Senar’dan tutunuz ülkenin
kalbur üstü birçok sanatçısına çaldığını anlattı. Repertuvarının genişliğini
bildiğimiz Sayın Keser, şarkılarını yılların sahne performansıyla yansıtırken,
tekrar geleceğinin de sözünü verdi.
Halk
konserleri düzenleme fikrinin aslında geleceğe bırakılacak önemli bir miras
olacağının da hâl lisanıyla bizlere anlattı. Sanki “halka veda” konseriydi, sanki
jübile yapıyordu ama sanatın, sanatçının jübilesinin olmayacağının kendisi
canlı bir örneği gibiydi sahnede… Geçmiş zaman üstatlarından söz ederken,
kendisini de “merhum bestekâr adayı” olarak esprili bir şekilde takdim etti. Bu
arada anlattığı fıkralar ve konser esnasında kullandığı argo kelimeleri öyle
bir telaffuz etti ki hiç argoluğu kalmadı. O, 81 yaşındaki genç sanatçı,
yüreklerimizi tekrar, tekrar fethetti…
İzmir,
sanatçıya sahip çıkar ve bu konuda oldukça da vefalıdır. Aklıma hemen merhum
Rıza Konyalı geldi… Merhum Konyalı’ya, Konya’dan çok İzmir sahip çıkmış ve son
günlerini huzur içinde geçirmesini sağlamışlardı. Bu nedenle İzmir’e,
sanatsever bir Konyalı olarak bir teşekkür borcumuz vardır. Abim Vedat Sakman
da profesyonel müzik hayatına İzmir’de başlamıştır.
Meram
Belediyesi, Konevi Kültür Merkezi’nde Sanat Yönetmeni olarak çalıştığım
yıllarda iki büyük Konyalı ustayı; Rıza Konyalı ile Âşık Salihi’yi aynı sahnede
buluşturmuş ve yaşantılarından kesitler sunmuştum, tam bir belgeseldi…
“Unutursun diye” ve “Dayanılmaz bir çile” isimli şarkılarının yanı sıra pek çok
şarkısı ünlü sanatçılar tarafından okunan ve altın plak sahibi olan sanatçımızın
hayatta olması aslında bize büyük fırsatlar da sunuyor. Konya, en azından evladına olan vefa borcunu
göstermelidir…
Sanata ve
sanatçıya olan özlemini Konya, Mustafa Keser konseriyle göstermiştir. Bu şehrin
manevi ikliminin en başında müzik vardır. Mevlâna, “Fihi Ma Fih” adlı eserinde
meal olarak “Horasan’da kalsaydık zahitlik yapardık ama buraya geldik insanlar
bizden şiir istedi” diyor. İlk Askeri Tabilhane (askeri bando) Konya’da
kurulmuştur. Mehterhanenin temeli Selçuklu Konya’sında atılmıştır. Yine aynı
dönemde “düz bir borunun bükülerek enstrüman yapılması” Selçuklu Konya’sında
mümkün olmuştur. O dönemlerde böyle bir teknoloji Avrupa’da yoktur. (Konuyla
ilgili olarak merhum Mahmut Ragıp Gazimihal’in, Konya’da Musiki isimli eserinde
ayrıntılı bilgiye ulaşılabilir.)
Namaz
vakitlerde “nevbet davulu” çalınan bir coğrafyanın adıdır Konya… Mevlevi
Dergâhı esasen döneminin konservatuvarıdır, birçok sanatçı burada yetişmiş,
çağın çok ötesine seslenmişlerdir. Keza Mevlâna’nın da rebaba bir kiriş (tel)
ilave edecek kadar müzik bilgisinin olduğu gözden kaçırılmamalıdır.
Bu şehrin
mayasında müzik vardır; Konya türkülerinin sanat değerinin oldukça yüksek olduğunu
erbabı bilir; o türküler ki Orta Asya steplerinden kopup gelen sert rüzgârların,
Konya Ovası’nda, Konya oturaklarında vücut bulmuş halidir. Anadolu kökenli en
eski türkülerimiz yine bu coğrafyanın sahip olduğu en büyük sözlü
hazinelerimizdir.
Bu
nedenle Mustafa Keser’e gösterilen ilgi boşuna değildir; şehrin hafızasında yer
eden sanat aşkının görünür kılınmasıdır.
İki saat
sahnede kalmasına rağmen sahneyi terk etmemek için adeta direndi ne o bize
doydu ne biz ona… Bu müzik aşkıdır; Konya türkülerinin kaynak kişilerinden
merhum babam Mazhar Sakman’dan iyi biliyorum, ömrünün son günlerinde on iki
telliyi bile taşıyamayacak durumdayken, iki koluna iki kişi girip götürüldüğü
oturaklardan şafakta, horozlar öterken adeta dirilip geldiğine çok şahitlik
ettiğimden, Sayın Keser’in bu enerjisini anlamam oldukça kolay oluyor.
Konya,
Mustafa Keser’i bağrına bastı, Mustafa Keser de onları, yılların deneyimiyle,
şarkılarıyla kucakladı. Bu konserin tekrarı bir daha olur mu bilmiyoruz ama
temennimiz uzun yıllar Sayın Keser’i aramızda görmektir…
İyi ki
sanat var, sanatçılarımız var…
TAHİR
SAKMAN
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorumlarınız kişisel haklara ve yasalara uygun olmalıdır, yorumlarınızdan dolayı sorumlu olacağınızı lütfen unutmayınız.