"İZMİR ELLİ"
"İZMİR ELLİ"
İzmir merkezli bir haber sitesi olan tanik.net'te yayımlanan yazım... Konya ile İzmir arasında kurulan gönül bağlarımızı anlattım...
“İZMİR
ELLİ”
“Yazıyla
geçen bir ömür” de diyebilirsiniz aslında…
Özellikle
bu alanı ben seçtim; yazılarımdaki yerel özelliği, evrensele açılan bir kapı
olarak gördüm. Yereli olmayanın… toprağa kök salmayan ağaç; gökyüzüne, ışığa
doğru başını nasıl yükseltebilir ki?
Küreselleşen
dünyada yerelden daha özel ne olabilir? Milletlerin birbirine benzediği,
kültürün aynılaştığı bir dünyada, korunması gereken en önemli değer “yerel
kültür” değil midir? Yerel kültürü korursanız, “özgün insan”ı da korumuş
olursunuz…
Yazılarımdaki
yerellik… yani bendeniz, Konya âşığı bir insanım; yüreğimdeki fırtınaları bu
şehrin kadim mirasına borçluyum. Bu coğrafya, yerleşik düzene ilk adımların
atıldığı coğrafyadır. Çatalhöyük’te başlar bu yangın… Şiirlerim, öykülerim,
denemelerim… her ne yazdıysam Konya’dır…
Dünya çok
küçüldü; internet her şeyi anında paylaşmanıza olanak sağlıyor, böyle olunca da
ha Konya ha İzmir… İnsan her yerde ‘özde’ aynı değil mi?
İzmir’in
bende özel bir yeri vardır: Babam İzmir Muallim Mektebi’nde okumuştur. Abilerimden
birisi müzik hayatına İzmir’de atılmış diğer abim İzmir’de uzun yıllar
öğretmenlik yaptıktan sonra Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ni bitirerek Gültepe’de
eczane açmıştır. Daha öncesi de var tabii, babamın ilk eşi İzmirlidir, halam,
uzun yıllar İzmir’de, Karşıyaka’da yaşamıştır. Bendeniz de askerliğimin bir
bölümünü Gaziemir’de tamamlamıştım. Yeğenlerim İzmir’de yaşamaktadır…
Konya’nın
bazı köyleri için “İzmir elli” derler…
Özellikle
kışın çalışmak için İzmir’e giden Konyalılar için söylenir bu deyim… Bu İzmir
elli Konyalılar zamanla yerleşerek, İzmir’in ekonomik, sosyal ve kültürel
hayatına katkılar sunmuşlardır. İnlice, Kozlu, Çalmanda, Yanekin, Hasan Şeyh ve
çevre köyleri örnek olarak verebiliriz. Hatta Hasan Şeyh Köyü sakinleri bu
durumu tersine çevirmeye başlamıştır. İzmir’in sıcak günlerinde bunalanlar,
köydeki eski evleri restore ederek yazın köyün serinliğine sığınmaktadırlar. Bu
tersine göç birkaç ayla sınırlı olsa da içlerinde önemli sayıda İzmirli
bulunması da ayrı bir dikkat çekici konudur. Keza İzmir’de kurulu bulunan
“Konyalı” dernekleri zaman zaman kültürel etkinlikler düzenlemektedir. Bu nedenle yazılarım onlar için
sıladan gelen bir mektup olarak da değerlendirilebilir.
Bozkırın
sert rüzgârlarını, İzmir’in imbat serinliklerine emanet edeceğimi de
düşünebilirsiniz.
Şehirler
büyüdükçe kozmopolitleşiyor ister istemez… Homojen yapılar bozuldukça dünün
arayışına düşüyoruz. Dünün aydınlığını, yarınların ışığına yüklemek zorundayız.
Dünya değiştikçe zaman… zaman hep aynı, zaman; insana göre farklı, doğaya göre
farklı işlerken bizler aynı kalamayız ve değişim kaçınılmaz oluyor…
Şehirlerin
ruhuna yolladığımız sitemlerin kaynağı aslında kendimizden başkası değil midir?
Her
şehrin karakteri, insanlarının karakteridir ve şehirler insanlarıyla var
olurlar. Şehirlere anlam yükleyen insanlarıdır… Ya, sizin anlamınız?
Konya… dıştan
bakılanın tam aksine; muhafazakâr yapının altında gizli bir hazine gibi duran
hoşgörü ve sevgi iklimi… Mevlâna olmasaydı… İbn Arabi Konya’da on yıl geçirerek
üvey oğlu Şeyh Sadreddin Konevi’yi yetiştirmeseydi, ‘Horasan Erleri”, Oğuz
Boyları bu şehri yurt tutmasaydı, Türkmen Kocası Yunus, “dünyanın merkezi
burasıdır” diyen Nasreddin Hoca… Liste çok uzar. Selçuklu’nun kadim
payitahtına, Selçuklu asırlarından beridir anlam katan bu insanlar olmasaydı,
bu toprak böyle verimli olabilir miydi?
Platon…
yani Eflatun-u İlahi, bu şehrin toprağına sinmiş bir isim… Şehrin her dokusunda
ismi var; mezarının bile Konya’da Alâaddin Tepesi’ndeki Eflatun (kilise) mescidinde
olduğuna inanılır… Konya Ovası’nın bir iç deniz olduğu ve “bir tedbirle bunu
kurutarak” yerleşim alanına dönüştürdüğü söylenir. Şehir adını, kapılarına
asılan ikonalardan almıştır… Tarih bu şehirde şekillenmiştir…
Hangimiz,
coşkun bir Konya türküsü duyduğumuz zaman kıpır kıpır olmayız? Merhum Rıza
Konyalı, Konya türkülerine ses vererek İzmirlilerin gönlünde taht kurmamış
mıdır?
Çatalhöyük’te
titreyen kalbim, Efes antik kentinde de aynı duygularla çarpar… Mevlâna
Müzesi’nde kanatlanan ruhum, Meryem Ana’da aynı saflıkla kanat çırpmaz mı?
Ülkemizin
her taşının altında efsanelerle beslenen, büyüyen bir kültür yatıyor. Köprü
kurmak da duygularımıza, düşüncelerimize ve belki biraz da hayallerimize
kalıyor.
Bir
vesileyle uzun yıllar önce söylediğim bir şiiri sunarken, yaşantınızın şiir
gibi değil; ‘şiir’ olmasını dilerim… Daha ne olsun?
ISLAK
MEKTUPLAR
kaç uzar
yıllara bu mektup
ak düşler
pembe kâğıtta sıralı
yanmayı
unutmuş bir ucundan
kalem
tutuşmuş yürek yaralı
imbatlardan
önce koşup gelen
ah izmir
hayallerin sesidir
işte
kordon işte konya arası
aşkların
alevden nefesidir
üçüncü
mevki umuttur basmane
fuarda
kemandır kaşları körpecik
karşıyaka
karşı değildir aşka
pembeden
bir kızdır dans eder tepecik
sunulmuş
yürektir zamana
bulutlara
kazınır ıslak mektuplar
hiç
yazılmamış gibi yeniden
yaşandıkça
yazılır ıslak mektuplar
TAHİR
SAKMAN
