ÇEŞME/YÜREĞİMİ DEŞME
Ne zaman akmayan bir çeşme
görsem…
Bir ateş düşer, yanarım…
Ağlayabilsem, ağlayamam; tıkanırım, yorgun düşüncelerin orta yerinde düşlere
sığınırım, eski bir medeniyetin yalnızlığına düşer uykularım; uyuyamam…
Siz çeşme olmadınız,
bilemezsiniz, gürül gürül yeşile akmayı; pas tutmuş gönüllere cila çekmeyi…
Nereden bileceksiniz ki “su gibi aziz ol” duasının sihrine yüklenen kelimelerin
ardında sırlanan yüreklerin serinliğini?..
Çukur Mahalle… hani bir Konya
türküsünde geçen; “Çukur Mahalle’de bizim evimiz/Durakfakı oldu meskenimiz”
diyor ya işte o Çukur Mahalle… Eski Garaj’ın, yeni Karatay Terminali’nin arka
taraflarında şehrin eski mahallelerinden… Yarı yıkılmış evlerden dünün ihtişamlı
günlerine hasret yükselen feryatlar…
Hangisini yazayım ki?
Öğrenmeyi, öğrenemedik bir
türlü… Yıkımın ortasında yiten hatıralar sonra yeni bir “ben” oluşturamamanın
yitikliği…
Hangisinden alırdınız?
Koskoca ovaya sığamamanın şımarıklığı
veyahut rantın vahşi yıkımı! Gelsin betonlar, çığlıkların eşliğinde şişen
cüzdanlar!..
Burç Sokak’ın köşesinde… İsmiyle
bütünleşmiş (!) sokağın köşesinde, yıkılırken unutulmuş belki de şaşılacak
derecede anılara saygının nişanesi olarak, mahzun…
Burçlarımız bir bir düşüyor
farkında mısınız?
Üzerinde bir tarih, rumi 1318
yapım tarihi olmalı sonra altında bir tarih daha bu sefer miladi 1937 bu da onarım
tarihi olmalı… Üçüncü tarihi hanginiz atacak; 2026 yıkım tarihi mi olacak yoksa hayat sunan serinliklerin mi? Artık akmıyor, akamıyor, suya hasret…
Mimari bir özelliği var mı bilmiyorum,
onu sanat tarihçileri düşünsün…
Bize kalan; “su” diye yanmaktır
artık…
TAHİR SAKMAN